Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) tarafından düzenlenen “En Büyük Eczacılık Buluşması” Geleceğin E Hali 2026, İstanbul Kongre Merkezi’nde (ICC) kapılarını açtı. 22-23-24 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek kongre, “Havanın Yeni Kodları: Koru, Geliştir, Üret” temasıyla mesleğin geleneksel köklerini geleceğin teknolojisi ve vizyonuyla harmanlıyor.
Değişen sağlık dinamikleri, dijitalleşen danışmanlık modelleri ve sürdürülebilir eczacılık yaklaşımları, üç gün boyunca Geleceğin E Hali çatısı altında ele alınacak. Kongrede 2 salonda eş zamanlı olarak 22 bilimsel oturum ve 18 firma oturumu gerçekleştirilecek. 85 konuşmacı ve moderatörün görev aldığı bilimsel programda; yeni nesil eczane yönetimi ve danışmanlık, koruyucu ve bütüncül sağlık ile sürdürülebilir ve büyüyen eczacılık başlıkları öne çıkıyor.
Eczacıyı yalnızca bir ilaç tedarikçisi olarak değil, toplum sağlığının en erişilebilir birinci basamak danışmanı olarak konumlandıran kongremiz; entegre sağlık hizmetleri, biyoteknoloji, kişiselleştirilmiş eczacılık çözümleri ve akıllı eczane yönetimi gibi yenilikleri vitrine çıkarıyor. Eczacılık mesleğinin tarihi bir dönüşüm eşiğinde olduğu bilinciyle düzenlenen kongre, havanın geleneksel dokusunu çağın gerektirdiği yeni kodlarla yeniden yazmayı hedefliyor. Kongrenin bilimsel programı, Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu başkanlığında Prof. Dr. Saadettin Eskiçorapçı, Prof. Dr. M. Reşat Dabak, Prof. Dr. Mesut Sancar ve Prof. Dr. Barkın Berk’ten oluşan Bilimsel Kurul tarafından hazırlandı.
“Mucize Zayıflama İğnesi” Değil, Tedavi İlacı:
GLP-1 Kullanımına Dikkat!
Tip-2 diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 grubu ilaçlar, kilo verme etkisi nedeniyle son dönemde “mucize zayıflama iğnesi” olarak anılmaya başlandı. Bu algı, ilaçların reçetesiz ve denetimsiz yollardan temin edilmesine, sahte ürünlerin de sosyal medyada ve internet üzerinden satılmasına zemin hazırlıyor. Sonuçta hem sahte ya da uygun koşullarda saklanmamış ürünlerle karşılaşma ihtimali artıyor hem de gerçekten bu ilaca ihtiyacı olan diyabet hastaları, ilaca ulaşmakta zorlanarak mağdur oluyor. Hekim önerisi olmadan kullanıldığında bulantı, kusma ve ishalin yanı sıra pankreatit, safra kesesi sorunları ve mide boşalmasında yavaşlama (mide felci) gibi ciddi risklerle karşılaşılabiliyor. Kilo kaybı sürecinde ilacın bırakılmasıyla birlikte kilonun geri alınması da sık görülen bir durum. Kas kaybı, beslenme yetersizliği ve ilacın yanlış dozlanması ise bu tabloyu daha da ağırlaştırabiliyor.
Eczacılar, bu ilaçların bir güzellik ya da hızlı zayıflama ürünü değil, hekim kontrolünde kullanılan bir tedavi aracı olduğunu vurguluyor. Bu ilaçlarda soğuk zincirin korunması da kritik: uygun olmayan koşullarda saklanan kalemlerin etkisi azalabiliyor. Reçetesiz satış ya da “eczacıdan gizli” temin edilmek istenen her ürün, hastayı risk altında bırakıyor. Eczacı; ilacın doğru saklanmasından kalemin kullanımına, yan etkilerin tanınmasından beslenme ve yaşam tarzı önerilerine kadar süreci yakından takip eden sağlık profesyoneli olarak devrede. Bizim için GLP-1 ilaçlarının doğru kullanımı, hasta güvenliğinin yanı sıra diyabet hastalarımızın ilaca erişiminin korunması anlamına da geliyor. Bu nedenle bu ilaçların yalnızca reçeteyle, hekim ve eczacı kontrolünde kullanılması hayati önem taşıyor.
Ecz. Şule Dilek Yağçı Tüysüz
Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) Yönetim Kurulu Başkanı
Longevity Trendine Dikkat, Karaciğer ve Böbrekleri Yorabiliyor
Uzun ve sağlıklı yaşam arzusu, son yıllarda “longevity” ismi altında adlandırılıyor. Sosyal medyada ve internet sitelerinde sunulan anti-aging kürleri, vitamin ve mineral silsileleri, bitkisel takviyeler çoğu zaman tek bir ihtiyaca göre değil, rastgele bir araya getirilerek alınıyor. Eczacılar, bu eğilimin sanıldığı kadar zararsız olmadığına dikkat çekiyor. Birbirinin üzerine eklenen ürünler; vücutta birikebilen yağda çözünen vitaminlerin fazlasına, bitkisel ürünlerin karaciğer üzerindeki yüküne ve böbreklerin gereğinden fazla çalışmasına yol açabiliyor. Üstelik kronik hastalığı nedeniyle düzenli ilaç kullanan kişilerde takviyeler, ilaçların etkisini azaltabiliyor ya da artırabiliyor. “Doğal” ibaresi taşıyan her ürünün güvenli olmadığı unutulmamalı. Reklamlarla desteklenen “gençleştirme” vaatlerinin çoğu bilimsel kanıttan yoksun; ürün sayısı arttıkça risk de katlanıyor.
Eczacılar çözümün, herkese aynı ürünü öneren trendlerde değil, kişiye özel yaklaşımda olduğunu vurguluyor. Yaş, cinsiyet, beslenme alışkanlıkları, kronik rahatsızlıklar, kullanılan ilaçlar ve laboratuvar sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, gerçekten ihtiyaç duyulan takviye belirlenebiliyor. Bazen en güvenli öneri, hiçbir ürün eklememek olabiliyor. Eczacı bu noktada hem ürün seçiminde hem de etkileşim ve doz kontrolünde en kolay ulaşılabilen sağlık profesyoneli olarak öne çıkıyor. Biz eczacılar, uzun yaşamın güvenli yolunun rastgele alınan ürün silsilelerinden değil; bilgiye dayanan, kişiye özel ve eczacı gözetiminde yürütülen bir yaklaşımdan geçtiğine inanıyoruz. Kişiselleştirilmiş eczacılık, kendi kendine uygulanan kürlere karşı en güvenilir alternatif.
Ecz. Aylin Özbey
Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) Yönetim Kurulu Üyesi
Sağlık Okuryazarlığı ve Bilgi Kirliliğine Dikkat
Sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı; ancak doğru bilgiye ulaşmak da hiç bu kadar zor olmamıştı. Sosyal medyada hızla yayılan “detoks” kürleri, mucize karışımlar ve arama motorlarında karşımıza çıkan “doğal reçeteler” toplum sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün de “infodemi” olarak tanımladığı bu bilgi kirliliği; kaynağı belirsiz, bilimsel dayanağı olmayan önerilerin gerçekmiş gibi kabul edilmesine yol açıyor. İzlenme ve beğeni odaklı içerikler, hastalığın tedavisini geciktirebiliyor, gerekli ilaçların kendi başına bırakılmasına, bilinçsiz ve uzun süreli ürün kullanımına neden olabiliyor. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar, bu içeriklerden en kolay etkilenen gruplar arasında yer alıyor.
Eczacılar, sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesinin bu tabloyu değiştirecek en etkili yol olduğunu belirtiyor. Sağlık okuryazarlığı, bilgiye ulaşmanın ötesinde; o bilginin kaynağını sorgulama, doğruyu yanlıştan ayırma ve karar verirken bir sağlık profesyoneline danışma becerisi anlamına geliyor. Eczaneler, vatandaşın randevusuz ve ücretsiz ulaşabildiği, güven duyduğu önemli sağlık noktalarının başında geliyor. Eczacı, internette okunan bilginin süzgeci, hastanın sorusunu doğru yere yönlendiren rehber olarak çalışıyor. Bu nedenle toplumun her kesimine ulaşan, anlaşılır ve güvenilir sağlık iletişimi her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Bizler, sağlık okuryazarlığı güçlendikçe bilgi kirliliğinin zararının da azaldığını görüyoruz. Vatandaşlarımızın güvenilir bilgiye ulaşmasına ve sorularını doğru adrese yöneltmesine rehberlik etmek, mesleğimizin en temel sorumluluklarından birisi.
Yapay Zekâya Sorup Kendini Tedavi Etmek Çok Riskli!
Yapay zekâ destekli sohbet robotları, günlük yaşamın içine hızla girdi. Vatandaşlar baş ağrısından ciltteki lekeye, ateşten mide yakınmalarına kadar pek çok soruyu artık sohbet robotlarına soruyor. Verilen yanıtlara dayanarak hangi ilacın ya da reçetesiz ürünün alınacağına karar vermek ise ciddi riskler taşıyor. Sohbet robotları kişinin kullandığı ilaçları, kronik hastalıklarını, alerjilerini, hamilelik durumunu ya da yaşını bilemeyebilir; doz bilgisini ve ilaç etkileşimlerini eksik ya da hatalı aktarabilir. Üstelik kendinden emin bir dille yazılan yanıtlar, yanlış olsa bile doğru gibi algılanabiliyor. Belirtilerin ciddi bir hastalığın habercisi olduğu durumlarda ise doğru tanı ve tedavi gecikebiliyor. Sohbet robotlarının yanıtları kaynağı belirsiz verilere dayanabildiği için güncel ve ruhsatlı ürün bilgisi de her zaman doğru olmayabiliyor.
Eczacılar, yapay zekâya karşı olmadıklarını, aksine teknolojinin mesleğin geleceğini güçlendireceğine inandıklarını belirtiyor. Yapay zekâ, stok yönetimi, reçete kontrolü ve bilgi erişimi gibi alanlarda eczacının iş yükünü azaltabilir ve hastaya ayrılan zamanı artırabilir. Ancak hastanın hikâyesini dinleyen, ilaç geçmişini bilen ve gerektiğinde hekime yönlendiren insan dokunuşunun yerini hiçbir uygulama alamaz. Önemli olan, yapay zekâdan elde edilen bilginin bir başlangıç noktası olarak görülüp, uygulamaya geçmeden önce eczacı ya da hekimle doğrulanması. Yapay zekâya karşı değiliz; doğru kullanıldığında güçlü bir yardımcı olabileceğine inanıyoruz. Ancak tanı ve tedavi kararlarının yerini alamayacağını hatırlatmak istiyoruz.
Sessiz Pandemi: Bilinçsiz Antibiyotik Kullanımı Yarının Tedavisini Tehdit Ediyor
Antibiyotikler, modern tıbbın en önemli kazanımlarından biri. Ancak yanlış ve gereksiz kullanım, bakterilerin bu ilaçlara direnç geliştirmesine yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü antibiyotik direncini küresel sağlığın en büyük tehditlerinden biri olarak tanımlıyor. “Sessiz pandemi” olarak da anılan bu tehlike, bugün sıradan görünen enfeksiyonların yarın tedavi edilemez hâle gelebileceği anlamına geliyor. Komşu ya da akraba tavsiyesiyle antibiyotik kullanmak, evde kalan ilaçları yeniden içmek, belirtiler geçince tedaviyi yarıda bırakmak, grip ve nezle gibi virüslerin yol açtığı hastalıklarda antibiyotik talep etmek direncin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Antibiyotikler virüslere karşı etkisiz; gereksiz kullanım yalnızca fayda sağlamıyor, bağırsak florasını bozarak yeni sorunlar da yaratıyor. Dirençli bakteriler ise tedavi süresini uzatıyor, hastanede yatış ihtiyacını artırıyor.
Eczacılar, antibiyotiklerin yalnızca hekim reçetesiyle, doğru dozda ve önerilen süre boyunca kullanılması gerektiğini hatırlatıyor. Hekimin yazdığı süreyi tamamlamadan tedaviyi bırakmak da dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Kullanılmayan artık ilaçlar evde saklanmamalı, eczanelerdeki atık ilaç kutularına teslim edilmeli. Mesleğimiz gereği biliyoruz ki antibiyotik direncini önlemenin yolu, ilaçların yalnızca reçeteyle, doğru dozda ve önerilen sürede kullanılmasından ve toplumun bu konuda bilinçlenmesinden geçiyor. Bugün atılan her doğru adım, yarının tedavi seçeneklerini korumak anlamına geliyor.
Ucuz Diye Alınan Ürün Hayatınıza Mal Olabilir: İnternette Sahte İlaç ve Dermokozmetik Tehlikesi
E-ticaret siteleri ve sosyal medya hesapları, ilaç ve dermokozmetik ürünlerine ulaşmanın pratik bir yolu gibi görünüyor. Oysa bu mecralarda satılan ürünlerin bir bölümü ruhsatsız, sahte veya taşıma ve depolama koşulları bozulmuş ürünlerden oluşuyor. Özellikle soğuk zincir gerektiren ilaçlar yanlış sıcaklıkta bekletildiğinde etkisini kaybedebiliyor, hatta zararlı hâle gelebiliyor. Sahte dermokozmetik ürünlerin içeriğinde ise etiketinde yazmayan, cilt ve genel sağlık için tehlikeli maddeler bulunabiliyor. İlaçların internet üzerinden satışının mevzuata aykırı olduğu da unutulmamalı. Fiyatı piyasanın çok altında kalan, “kesin çözüm” vaat eden ya da satıcısı belirsiz ürünler en önemli uyarı işareti. Sahte ürün kullanımında yan etkiler çoğu zaman geç fark ediliyor ve hastanın doğru tedaviye ulaşması gecikiyor.
İlaç ve dermokozmetik ürünler yalnızca ruhsatlı eczaneden, güvenli tedarik zinciri üzerinden alınmalı. İlaç kutusundaki karekod doğrulanmalı. Şüpheli bir ürünle karşılaşıldığında satın almadan önce eczacıya danışılmalı, kullanıldıysa ve yan etki görüldüyse vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı. Resmî kayıt altında olmayan bir ürünün sorumlusu da belli olmuyor; bir sorun yaşandığında başvurulacak adres bulunamıyor. Eczane, ürünün orijinalliğini, uygun koşullarda saklandığını ve doğru kullanıldığını güvence altına alan son halka. Eczacılar olarak sahte ürün riskinden korunmanın en güvenli yolunun net olduğunu söylüyoruz: ilaç ve dermokozmetik ürünleri yalnızca ruhsatlı eczaneden temin etmek, fiyatı cazip görünen ama kaynağı belirsiz tekliflere itibar etmemek. Sağlık söz konusu olduğunda tasarruf, çoğu zaman en pahalı hataya dönüşebiliyor.
Ecz. Pelin Tuba Fotan Ersoy
Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) Yönetim Kurulu Üyesi
Ekran Başında Büyüyen Nesil: Çocuklarda Dijital Obezite ve Hareketsiz Yaşam
Çocukların ve gençlerin ekran başında geçirdiği süre arttıkça, hareketli yaşam azalıyor. Parklar, bahçeler ve açık alanlar boş kalırken, ekran karşısında atıştırmalıkla geçen saatler çocukluk çağı obezitesini tetikliyor. Hekimler, bu tablonun yalnızca kilo meselesi olmadığını, geçmişte yetişkinlerde görülen tip-2 diyabet ve metabolik sendromun artık çocuk ve ergenlerde de karşımıza çıktığını vurguluyor. Uykusuzluk, dikkat dağınıklığı, duygu durum değişiklikleri ve kemik-kas gelişimindeki sorunlar da hareketsizlikle birlikte artabiliyor. Yeterli uyku alamayan çocuklarda iştah düzenleyen hormonların dengesi bozulabiliyor, bu da kilo artışını hızlandırıyor. Erken yaşta başlayan metabolik sorunlar, yaşam boyu sürecek tedavileri ve ciddi sağlık harcamalarını da beraberinde getiriyor.
Bu noktada ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Günlük ekran süresinin sınırlandırılması, çocuğun her gün düzenli hareket etmesi, dengeli ve işlenmiş gıdadan uzak beslenme ve yeterli uyku koruyucu sağlığın temelini oluşturuyor. Okul ve mahalle düzeyinde açık alanların daha fazla kullanılması, spor ve oyun etkinliklerinin teşvik edilmesi de toplumsal bir sorumluluk. Eczacılar, mahallelerin sağlık danışmanı olarak ailelerle çocukların beslenme, vitamin kullanımı ve kilo takibi konusunda sürekli temas hâlinde bulunuyor; riskli durumları erken fark ederek hekime yönlendirebiliyor. Çocukluk çağı obezitesiyle mücadele, ailelerin, okulların ve sağlık profesyonellerinin ortak çabasını gerektiriyor. Koruyucu sağlığın çocuk daha ekran başına geçmeden, evdeki küçük alışkanlıklarla başladığını biliyor, bugün atılan her adımın yarının sağlıklı bir neslini kurduğuna inanıyoruz.
İlaçlardan Öte Bir Sorumluluk: Çocuklarımız, Şiddet Sarmalı ve Bütünsel Sağlık
Son dönemde okullarda ve akran grupları arasında sıkça tanık olduğumuz şiddet olayları, sadece bireysel davranış bozuklukları olarak görülemeyecek kadar derin ve çok katmanlı bir toplumsal uyarı sinyalidir. Dijital dünyanın getirdiği aşırı uyarılma, sosyal izolasyon, duygusal yalnızlık ve günümüz yaşam koşullarının getirdiği yoğun stres, ne yazık meclisimiz olan sınıflara ve okul koridorlarına kadar yansımaktadır.
Kontrolsüz dijital oyun ve şiddet içeren film ve dizi tüketimi, önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Saatlerce şiddet içerikli yapımlara maruz kalan çocuklarda şiddete duyarsızlaşma, empatide zayıflama ve öfke kontrolünde güçlük gelişebiliyor. Bu nedenle ailelerin yalnızca ekran süresini değil, ekranda ne izlendiğini ve oynandığını da takip etmesi, yaş sınırlarına uyması ve çocukla bu içerikler hakkında konuşması gerekiyor.
Toplum sağlığının en erişilebilir, güvenilir ve ilk temas noktası olan Pharmetic Eczacıları olarak bizler, sağlığın yalnızca semptomları baskılamaktan ibaret olmadığını çok iyi biliyoruz. Sağlık; fiziksel, zihinsel ve sosyal bir iyilik halidir.
Çocuklarımızın hırçınlaşmasında veya öfke kontrolü yaşamasında; bağırsak-beyin aksındaki düzensizliklerden, B12, Magnezyum ve Omega-3 gibi temel besin ögelerinin eksikliğine; yetersiz uykudan, kontrolsüz ekran süresine kadar pek çok biyolojik ve çevresel faktör rol oynamaktadır.
Ancak sorunun çözümü sadece biyolojik desteklerle sınırlı olamaz. Bizlerin asli görevi; ebeveynleri doğru bilgilendirmek, çocukların bütünsel gelişimini desteklemek ve eczanelerimizi birer “toplum sağlığı ve farkındalık merkezi” olarak konumlandırmaktır.
Bir çocuğu korumak, geleceği korumaktır. Pharmetic olarak koruyucu, geliştirici ve üretken yaklaşımımızla; okullarda, ailelerde ve tüm toplumda empatiyi, sağlıklı yaşamı ve zihinsel dinginliği yeşertmek adına üzerimize düşen sorumluluğu almaya hazırız.
Ecz. Ayşem Jale Kıhtır
Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) Yönetim Kurulu Üyesi



















