Ana Sayfa Tıp&Sağlık Türkiye’de 20 milyon obezite hastası var!

Türkiye’de 20 milyon obezite hastası var!

Son 10 yıldır obezite ile ilgili farkındalığı arttırmak üzere ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı obezite günleri düzenleniyor. Bu yıl dünyanın farklı bölgelerindeki obezite ile ilgilenen kuruluşlar daha güçlü bir ses oluşturmak adına tüm dünyada 4 Mart’ın “Dünya Obezite Günü” olarak belirlenmesi ve ilkinin 2020 yılında gerçekleştirilmesi konusunda uzlaşıya vardılar. Amaç, tüm Dünya’da obezite için etkinlikler düzenleyerek kronik bir hastalık olan obezite konusunda toplumda farkındalık yaratarak obezite ile mücadeleyi güçlendirmek.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) ile Türk Cerrahi Derneği (TCD)’nden obeziteyle mücadele için ortak açıklama

TEMD ve TCD tarafından yapılan ortak açıklamada, yaşam biçimini düzeltmesine rağmen yeterli kilo veremeyenler için tıbbi tedavinin denenmesi gerektiği, bundan da yarar görmeyenlerin obezite cerrahisine yönlendirilmesi gerektiği bildirildi.

Açıklama şu ifadeler yer aldı:

Obezite ülkemizin en önemli sağlık sorunudur. Ülkemizde obezite sıklığı giderek artmakta, bu artışla birlikte başta Tip2 Diyabet, Hipertansiyon, Kalp damar hastalıkları ve Kanserler olmak üzere, birçok önemli kronik hastalık daha fazla görülmektedir. Halen ülkemizde 20 milyon obezite hastası olduğu, bunlardan 2 milyonunun şiddetli obezite kategorisinde yer aldığı ve acilen tedavi beklediği düşünülmektedir. Obezite ile mücadele için öncelikle toplumun bütününü hedef alan, akılcı ve sürdürülebilir koruyucu hekimlik uygulamalarına ihtiyaç vardır.

Obezite gelişimindeki en önemli faktörler sağlıksız beslenme alışkanlığı ve yetersiz fiziksel aktivitedir. Ancak, bazı endokrin hastalıkların, psikiyatrik bozuklukların, ilaçların veya nadir görülen genetik hastalıkların da obeziteye neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden her obeziteli birey öncelikle kapsamlı olarak değerlendirilmeli, obeziteye neden olduğu tespit edilen faktörlerin ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır.

Obezite tedavisi için öncelikle yaşam biçimi ve alışkanlıklar düzenlenmelidir. Sağlıklı beslenemeyen ve yeterli fiziksel aktivite yapamayan bireylerde her türlü tedavinin başarısı kısıtlı olacaktır. Yaşam biçimini düzelttiği halde yeterli kilo veremeyen olgulara tıbbi tedavi denenmeli, tıbbi tedaviden de yarar görmeyenler ise obezite cerrahisine yönlendirilmelidir.  Cerrahi tedavi bugün için obezite ile mücadelede en etkin tedavi yöntemidir. Obezite cerrahisi ile hastaların hem kilo fazlalığı hem de eşlik eden metabolik hastalıklardan kurtulması mümkün olabilir. Ancak cerrahi yaklaşım obezite ile mücadelenin son basamağı olmalıdır.

“OBEZİTE CERRAHİSİ, OBEZİTE İLE MÜCADELENİN SON HALKASIDIR”

Obezite Cerrahisi deneyimli cerrahlar tarafından, donanımlı merkezlerde ve aşağıdaki koşullarda yapılmalıdır:

  • Beden Kitle İndeksi (BKI)> 40kg/m2olması veya
  • Beden Kitle İndeksi> 35kg/m2 ve kontrol altında olmayan Tip 2 Diyabet, Hipertansiyon, Dislipidemi, Uyku-Apne Sendromu gibi obezite ile ilişkili hastalıkların olması.
  • Bu koşullar hastaların diyet, egzersiz ve tıbbi tedaviden oluşan konservatif yaklaşımları en az 6 ay süreyle denediği ve yeterli kilo veremediği tespit edildikten sonra geçerlidir.

Obezite Cerrahisi öncesinde ve sonrasında hastalar deneyimli bir sağlık ekibi tarafından yönetilmelidir. Bu ekipte bir Endokrinolog (veya Obezite konusunda deneyimli bir İç Hastalıkları Uzmanı), Bariatrik Cerrah (bu konuya odaklanmış genel cerrahi uzmanı), Diyetisyen olmalı, ihtiyaç halinde, Psikiyatrist/ Psikolog ve ilgili diğer branşlar da ekibe dahil edilebilmelidir. Hastalar sadece ameliyata hazırlık ve ameliyat aşamasında değil, ameliyat sonrasındaki yeni yaşamları boyunca da bu ekip tarafınca düzenli olarak izlenmelidir.

“Obezite Cerrahisi”, “Bariatrik Cerrahi” ve “Metabolik Cerrahi” benzer anlamda kullanılan terimlerdir. Hepsinde kullanılan temel cerrahi yöntemler aynıdır. Uluslararası Obezite rehberleri bu amaçla dört temel yöntemi önermektedir. Sleeve gastrektomi, gastrik bypasslar, gastrik bant, klasik BPD (Biliyo Pankreatik Diversiyon) ya da duodenal switch sık kullanılan obezite ve metabolik cerrahi ameliyatlarıdır ve her birinin kendi risk-yarar oranları vardır. Bunlar dışındaki diğer tüm cerrahi girişimler bu aşamada ancak araştırma amaçlı olarak nitelenir.

Güncel rehberler tarafınca önerilmeyen cerrahi uygulamalar ancak klinik araştırma kapsamında, Etik Kurul onayı ve hastalar bilgilendirilip onamları alınarak yapılabilir. Ne yazık ki, ülkemizde bazı merkezler bu yöntemleri kontrolsüz olarak uygulamakta, yaygın kabul edilmiş rutin teknikler gibi sunmaktadır. Son dönemde “Diyabet Cerrahisi” adıyla sıkça reklamı yapılan yöntem de bunlardan birisidir. Tip 2 Diyabeti ve obezitesi olan ve tüm çabalara karşın yeterli metabolik kontrolü sağlanamayan bireylerde, bariatrik cerrahi faydalı olabilir. Ancak bu kişilerde de yine yukarıda söz edilen cerrahi teknikler kullanılmalıdır.

Bilinen yöntemler dışında kalan ve henüz hiçbir rehberde önerilmeyen uygulamaları “Diyabet Cerrahisi” adıyla insanımız üzerinde deneyen kişi, merkez ve kuruluşların mutlaka engellenmesi gereklidir. Henüz deneysel boyutta olan tüm yeni uygulamaların, tanımlanan özelliklere sahip merkezlerde, klinik araştırma kapsamında ve denetim altında yapılması sağlanmalıdır.

Sonuç olarak obezite cerrahisinin obezite ile mücadelenin son halkası olduğu ve ülkemizdeki tüm obezite hastaları için çözüm olamayacağı bilinmelidir. Obezite ile mücadelede asıl önemli unsur hastalığın gelişmesinin önlenmesidir. Bu nedenle, ülkemizde sağlıklı beslenme alışkanlığını yerleştirecek ve fiziksel aktiviteyi arttıracak önlemlerin alınması esastır. Obezite ile mücadelede merkezi ve yerel yönetimlerin, Sivil toplum kuruluşlarının ve ulusal basınımızın da sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.