Ana Sayfa Manşet Otizm Spektrumu Tanımı Çok mu Genişledi: Yanlış Teşhis ve Anlam Kaybı Riski

Otizm Spektrumu Tanımı Çok mu Genişledi: Yanlış Teşhis ve Anlam Kaybı Riski

Nöroçeşitlilik alanında onlarca yıldır yürütülen araştırmalar, otizm algımızı kökten değiştirdi. Ancak, otizm tanısının kapsama alanının son derece genişlemesi tıbbi, sosyal ve klinik açılardan yeni bir tartışmayı beraberinde getiriyor. UCL (University College London) Bünyesindeki Bilişsel Nörobilim Enstitüsü’nden Emekli Profesör Dame Uta Frith tarafınca kaleme alınan yeni bir makale, günümüzdeki otizm tanımının işlevselliğini ve klinik doğruluğunu sorguluyor.

Autism spectrum disorder: has it lost its meaning and is it leading to misdiagnosis?

📰 Otizm Spektrum Bozukluğu Anlamını mı Yitiyor?

Cambridge University Press bünyesinde yer alan Psychological Medicine dergisinde yayımlanan başyazıda Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanımının giderek genişlemesiyle ortaya çıkan sonuçlar ele alındı.

1960’lı ve 1970’li yıllarda otizm konusunda öncü çalışmalara imza atan Prof. Dame Uta Frith, otizmin ilk tanımlandığı 1940’lı yıllardan bu yana geçirdiği tanısal dönüşümü inceledi.

Tanı Kriterlerindeki Tarihsel Genişleme

  • DSM-III (1980): Otizm ilk kez ayrı bir tanı kategorisi olarak yer aldı; Leo Kanner’ın tanımladığı sosyal yalnızlık ve aynılıkta ısrar etme durumuna ek olarak dil bozuklukları eklendi.
  • DSM-III-R (1983): Sosyal etkileşim, iletişim ve kısıtlayıcı/tekrarlayıcı davranış kusurlarından oluşan “üçlü engel” (triad of impairments) yapısı benimsendi.
  • DSM-IV (1994): Dil ve bilişsel yetilerinde belirgin gecikme olmayan bireyler için “Asperger Sendromu” tanı kategorisine dahil edilerek tanı kriterleri genişletildi.
  • DSM-5 (2013/2022): Tüm alt kategoriler “Otizm Spektrum Bozukluğu” (OSB) adı altında tek bir çatı altında toplandı. Sosyal iletişim yetersizliği ve kısıtlı/tekrarlayıcı ilgi/davranışlardan oluşan “ikili” (dyad) yapıya geçildi. Duyusal hassasiyetler kriterlere eklendi ve belirtilerin geçmiş anlatımlarla (historical report) da karşılanabilmesine olanak tanındı. Bu durum tanı eşiğini daha da düşürdü.

Görülme Sıklığındaki Büyük Artış

İngiltere’deki verilere göre 1960’larda her 10.000 çocuktan yaklaşık 4’üne otizm tanısı konulurken, günümüzde her 57 okul çağındaki çocuktan 1’ine tanı konmaktadır. Bu durum 40 kattan fazla bir artışa işaret etmektedir.

Frith’e göre bu artışın arkasında yatan temel faktörler şunlardır:

  • Kapsayıcılık arzusu ve zarardan kaçınma gibi kültürel değişimler,
  • Öz-bildirime (self-report) dayalı değerlendirmelere olan güvenin artması,
  • Belirtileri gizleme/maskeleme (masking) kavramının tanı süreçlerine dahil edilmesi,
  • Sosyal medya, filmler ve çevrim içi topluluklar kanalıyla otizmin popüler kültürün bir parçası hâline gelmesi,
  • Kendi kendine tanı koyma (self-diagnosis) ve kimlik arayışı,
  • Günlük yaşam zorluklarını tıbbi etiketlerle açıklama eğilimi.

“Gerçek Bir Biyolojik Varlık Mı?” Ve Teşhis Karmaşası

Otizmin erken çocukluktan itibaren görülen ve ağırlıklı olarak genetik temele dayanan nörogelişimsel bir durum olduğu yaygın kabul görse de, tek bir biyolojik varlık olup olmadığı tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir.

Prof. Frith, otizm tanısı alan grup içindeki belirgin kopmaya dikkat çekmektedir: Erken çocukluk döneminde tanı alanlar ile ergenlik veya yetişkinlik döneminde ilk tanısını alan bireyler arasında ciddi farklar bulunmaktadır.

Otizm için henüz biyolojik bir test bulunmaması, tanının klinik gözleme ve kişisel ifadelere dayanması nedeniyle şu riskler ortaya çıkmaktadır:

  • Yanlış Teşhis ve Aşırı Teşhis: Otizm spektrumunun aşırı genişlemesi, başka bir durumla açıklanabilecek zorlukların otizm etiketi altına girmesine ve yanlış teşhislere yol açabilir.
  • Yanlış Destek Riski: Teşhisler tedavi, kimlik ve destek süreçlerini şekillendirir. Yanlış bir teşhis, kişinin yanlış destek almasına ya da ihtiyaç duyduğu doğru desteğe hiç ulaşamamasına neden olabilir.
  • Nöroçeşitlilik ve Tıbbi Model Çatışması: Otizmin bir bozukluk yerine doğal bir farklılık olarak görülmesi damgalamayı azaltsa da “Eğer otizm bir bozukluk değilse, neden tıbbi bir tanı kullanılıyor?” sorusunu ve çelişkisini doğurmaktadır.

Önerilen Çözümler

Makalede, tek bir geniş “spektrum” yerine şu adımların atılması gerektiği vurgulanmaktadır:

  1. Otizm spektrumunun daha net alt gruplara ayrılması (splitting into clearer subgroups),
  2. Bireylerin özel ve somut ihtiyaçlarına odaklanılması,
  3. En ağır zorlukları yaşayan bireyler için desteğe öncelik verilmesi,
  4. Yanlış teşhis ve karmaşayı önlemek amacıyla tanısal hassasiyetin (diagnostic precision) artırılması.

 

Please follow and like us: