Ana Sayfa GETAT Menopozda düşen östrojen seviyesini besinlerle destekleyin

Menopozda düşen östrojen seviyesini besinlerle destekleyin

Fitoöstrojen kaynağı besinler birçok hastalığı önlüyor

Menopoz sürecinin ardından östrojen seviyesinin düşmesi ile kadınların birçok hastalığa yakalanma riski yükseliyor. Osteoporozis, kardiyovasküler hastalıklar, over ve kolon kanseri gibi rahatsızlıklara davetiye çıkaran hormon düşüklüğü, Fitoöstrojen kaynağı besinlerle engellenebiliyor.

Menopoz döneminde azalan östrojen hormonu, osteoporozis, kardiyovasküler hastalıklar, over ve kolon kanseri gibi rahatsızlıkların görülmesi sıklığında artışa neden oluyor. Vücutta yumurtalıklardan, böbreküstü bezlerinden salgılanan ve kemik yoğunluğunun korunmasına yardımcı olan östrojenin seviyeleri düştüğünde, menopozdan sonra osteoporoz riskini de artırıyor. Bu duruma çözüm olarak, bazı besinlerin yapısında doğal olarak bulunan, fitoöstrojen olarak adlandırılan bileşiklerin tüketilmesi öneriliyor. Söz konusu bileşikler, östrojen hormon salgısını olumlu yönde etkiliyor. Menopoz öncesi fitoöstrojen bakımından zengin gıdalarla beslenen kadınlarda; östradiol, progesteron, seks hormon bağlayıcı globülin (SHBG) düzeylerinde azalma, FSH (folikül stimüle eden hormon) ve LH (Lüteinleştirici hormon) da baskılanma gibi endokrin değişiklikler görülüyor. Bu da fitoöstojenlerin menopoz öncesi dönemde antiöstrojenik aktivitesini doğruladığını gösteriyor.

Sağlıklı yaşam alanında uluslararası referans kurumlardan en güncel bilgileri kamuoyunun dikkatine sunan Sabri Ülker Vakfı, fitoöstrojen kaynaklarının hangi besinlerde bulunduğunu şöyle özetliyor:

Keten tohumu

Bitkiler arasında tohumu doğrudan tüketilen keten, iyi bir lignan kaynağı olup önemli bir fitoöstrojenik özelliğe sahip. Keten tohumu, lignan fitoöstrojenleri bakımından en zengin kaynaklar arasında yer alıyor. Ara öğünlerinizde yoğurda ilave ederek veya salatalarınıza ekleyerek, sabahları kahvaltılık gevreklere ilave edilerek yapısındaki fitoöstrojenlerden faydalanabilirsiniz.

Sarımsak 

Sarımsağa özel koku ve lezzetini veren kükürtlü bir uçucu yağ olan allisin, sarımsak dişleri ezildiğinde açığa çıkan insan sağlığı açısından çok önemli bir bileşik. Eski dönemlerden beri geleneksel olarak antiseptik, idrar arttırıcı, solucan düşürücü, iştah açıcı, tansiyon düşürücü, kalp damar hastalıklarından koruyucu, kolesterolü düşürücü, bakteriyal, viral, mantar enfeksiyonlarına karşı etkili, bağışıklık sistemini güçlendirici, antitümör ve antioksidan özelliklere sahip olduğu, bu etkinin taşıdığı allisinden kaynaklandığı biliniyor. Keskin kokulu bir bitki olan sarımsak, antioksidan özelliğinin yanı sıra iyi bir fitoöstrojen kaynağı. Sarımsağı yemeklerinize ilave ederek beslenmenizde fitoöstrojenlerin oranını artırabilirsiniz.

Maydanoz

Maydanozun toprak üstü kısımlarının metanollü ekstraktlarında östrojenik aktivitenin incelendiği bir çalışmada soya izoflavonlarına eşit östrojenik aktivite gösterdiği belirtiliyor. Bununla birlikte, maydanozda pek çok biyoaktif bileşen bulunuyor. Fakat bu bileşiklerin hangisinin farmakolojik aktivitelerden sorumlu olduğuna dair deneylere ve çalışmalara ihtiyaç bulunmakta. Yüzde 85’i su olan maydanozun, kumarin ve flavonoid adı verilen fenolik bileşenlerin kaynağı. Yapısındaki bu fenolik bileşenler sayesinde fitoöstrojen alımınızı destekleyebilirsiniz.

Adaçayı

Halk arasında soğuk algınlığı, öksürük, faranjit, ağız içi iltihabı, diş eti iltihabı gibi hastalıkların tedavisindeki etkileri ile bilinen adaçayı aynı zamanda iyi bir fitoöstrojen kaynağı. Bunların yanı sıra, mercimek, kuru fasülye, soya fasülyesi, yulaf içeriğindeki lignan fitoöstrojenleri içeriyor. Adaçayı uçucu yağında bulunan monoterpenler terlemeyi önlediği için ateş basması şikâyeti olan kadınların adaçayı tüketmeleri öneriliyor. Bir grup post menopozal dönemdeki kadınla 8 hafta boyunca yapılan bir çalışmada, adaçayı tabletleri tüketen kadınların gece terlemesi, ateş basması ve diğer menopoz şikayetlerinin kontrol grubuna göre önemli azalmalar gösterdiği, böylece hormon replasman tedavisi alamayan kişiler için alternatif bir tedavi olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor. Adaçayının geleneksel olarak postmenopozal semptomları düzelttiği bilinse de kemik kaybının azalmasını önleyip önlemediği hakkında çok az bilgi mevcut.