Ana Sayfa Manşet Küresel Ekonomik Sistem ve Dönüşüm Zamanlarında İşletmeler

Küresel Ekonomik Sistem ve Dönüşüm Zamanlarında İşletmeler

Tevfik Bulut

Bu yazım kapsamında önemli olduğuna inandığım Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yayınlanan “Hayatta Kalmak İçin Uyum Sağlayın: Belirsizlik zamanlarında işletmelerin dönüşümü” adlı rapordan öne çıkan bulgulara yer verilmiştir.

Dünya, çevrede, teknolojide, ekonomide ve toplumda dramatik değişikliklere tanık oluyor. “Her zamanki gibi iş” anlayışı artık kabul edilemez ve bu noktada soru, dünyanın sürekli artan verimliliği esas alan tüketim ve büyümeyi ne kadar süre sürdürebileceğidir. COVID-19 salgını, küresel ekonominin son derece birbirine bağlı ve savunmasız durumunu ortaya koymuştur. Ayrıca salgın küresel ekonominin doğa ile ilişkini ve bu gezegendeki insanlar da dahil olmak üzere her canlı varlığın hayatta kalmak ve gelişmek için umutları hakkındaki endişelerini de artırmıştır.

Ancak bu endişe yeni değildir. Bilim, onlarca yıldır maddi, doğrusal, fosil yakıt temelli ekonomik büyüme ile ilgili sorunlara dikkat çekmiştir. 2019’da yayınlanan GEO-6 raporundaki kanıtlar, insanların halihazırda diğer insanların hayatta kalmasını riske attığıdır. Sadece yıkıcı iklim değişikliğine ve artan kirliliğe neden olmakla kalmıyor, aynı zamanda tüm ekosistemlerin istikrarı ve dayanıklılığı için gerekli olan zengin yaşam çeşitliliği olan benzeri görülmemiş bir biyoçeşitlilik kaybına da yol açıyoruz. Bu bilimsel fikir birliği, aynı zamanda, Küresel Doğa Anlaşması ile sonuçlanan Paris Anlaşması dahil olmak üzere yüksek düzeyli siyasi taahhütlere de dönüştürüldü.

Yakın zamandaki ilerlemeye ve artan ivmeye rağmen iş dünyası ve hükümetler de dahil olmak üzere küresel toplum, insanların hayatta kalması için gerekli dönüştürücü eylemleri gerçekleştirmede başarısız oldu. Baskın tepkiler, kısa vadeli finansal ve ekonomik iyileşme arayışına ve bu büyüme gezegenin doğal kaynakları ve uzun vadeli refahı pahasına olsa bile ilerlemenin itici gücü olarak büyümeye odaklanmış olmaya devam ediyor. Bu refahın şimdi dramatik ve belki de geri döndürülemez biçimde zayıflatılmasıyla dünyayı bu noktaya getiren düşünce ve sistemleri sorgulamaya ihtiyaç vardır. Dayanıklı ve sürdürülebilir bir ekonominin, doğanın ve insanların refahına öncelik veren ve onu destekleyen bir ekonomi olması gerektiği açıktır. Bu bağlamda dünyanın dört bir yanındaki topluluklar, ülkelerin ve işletmelerin enerji, gıda, ulaşım ve kaynaklarda doğa pozitif modelleri arama ve geliştirme içerisine girmiştir.

Ortaya çıkan bu hareket, işletmeleri yeni bir ekonomi türüne doğru yönlendirmeye yardımcı olabileceği için bir umut ve ilham kaynağıdır. Ancak, geleneksel ekonomik düşünceye saplanıp doğrusal, fosil yakıt temelli uygulamalara kilitlenmiş işletmelerin doğa ile olumlu bir ilişkiye doğru bu dönüştürücü değişimi benimsemesi varoluşsal zorluklar ortaya çıkarmaktadır.

Önümüzdeki on yıllardaki dönüştürücü değişimde yer almak ve hayatta kalmak için her işletmenin tüm yaratıcılık ve hayal gücünü kullanması gerekecektir. Bu durumda ekonomiyi ve işletmelerini doğanın ve insanların sömürülmesine dayanmaktan uzaklaştıracak ve yeşil ve yenileyici ilkelere dayalı yeni bir refah modeline doğru yönlendirecek CEO’lara ve girişimcilere ihtiyacımız olacaktır. İş dünyasındaki liderlerin bu yeni bağlamda amaçlarını, planlarını ve stratejilerini gözden geçirme ve farklı gelecekleri keşfetme, yeni ortaklarla ilişki kurma ve deneyimler için alan yaratma zamanı gelmiştir. Bu kadar çok şey söz konusu olduğunda her zamanki gibi geleneksel bakış açılarına bağlı kalınarak işe sarılmak sadece riskli değil, aynı zamanda dar ve sorumsuz bir yaklaşımdır. Geleceğe hazırlanmanın tek yolu, şirketlerin bugünden başlayarak, doğaya olumlu bir yaklaşımı nasıl benimseyebileceklerini keşfetmektir.

Peki bahsedilenler ışığında işletmeler nasıl dönüşebilir?

  • Doğanızın pozitif amacını (yeniden) tanımlayın.
  • İşletmenizi içeriden değiştirmeye başlayın.
  • Başarının tanımını değiştirin.
  • Yeni ortaklar bulun.
  • Doğayı olumlu etkileyen hedefler koyun ve raporlayın.

Küresel ekonomik sistem, çevresel hasar modeline kilitlenmiştir. Bir grup STK’nın belirli bir yılda insanlığın ekolojik kaynaklara ve hizmetlere yönelik talebinin gezegenin o yıl yeniden üretebileceğini aştığını tahmin ettiği Dünya Limit Aşımı Günü (World overshoot day), 2019’daki aşım gününden yalnızca 24 gün sonra 22 Ağustos 2020’de düştü. Bu, COVID-19 salgınının ilk aşamalarında azaltılmış kaynak kullanımıyla bile çevresel hasar modelinin hala küresel ekonomik sisteme bağlı olduğu anlamına geliyor. Ekonomik sistemler, dünyayı, olumlu değişikliklerin ve yeniliklerin sürekli artan malzeme tüketimi ve kirlilik ile dengelendiği bir kalkınma yoluna itiyor. Bu arada kısaca hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Küresel Ayak izi Ağı (Global Footprint Network) insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda sağlayabileceği kapasiteyi aştığı günü, Dünya Limit Aşımı Günü (World overshoot day) olarak tanımlamaktadır.

Bu çevresel zarardan ve bunun dramatik sonuçlarından kaçınmak, emisyonlardaki ve biyolojik çeşitlilik kaybındaki kademeli azalmalardan temelde farklı bir şey gerektirir. Bu süreç, insan refahını, sosyal ve ekonomik değeri artırırken çevre üzerindeki baskıları azaltan yeni düşünce yolları ile üretim ve tüketim modelleri gerektirir.

Ekonomiyi bu kısır döngüden çıkarmak, ekonominin kolektif olarak organize edilmesinden ve derin dönüştürücü değişikliklerden geçmektedir. Bu yeni bir anlayış değil, ancak ona göre hareket etmek son derece karmaşık, tartışmalı ve zorludur. Örneğin, kişisel ulaşım sistemlerinin temeli olan içten yanmalı motor, ekonomik sektörlerde ve organizasyonlarda “yol bağımlılığının” kasıtlı olarak “sürdürülebilirlik geçişlerini” nasıl engellediğini gösterir. Önem arz etmesi nedeniyle neredeyse tüm araç üreticileri, en azından çok yakın zamana kadar, motorun etkililiğinin ve verimliliğinin kademeli olarak iyileştirilmesine yatırım yapmaya devam etmenin mantıklı olduğunu düşünüyordu. Sonuç, araç yapımında kaynakların kullanımını azaltan ve motorları daha verimli hale getiren ancak araçların büyüyen boyutu, özellikleri, sayısı ve kullanımıyla eşleşmeyen “kaynak ayırmada” hafif ilerlemedir. Nihai sonuç, inovasyona ve verimliliğe odaklanan tüm çabaların baskın teknolojiye ve ekonomik modele yatırım olmasıdır: mevcut durumu güçlendirir, daha fazla kirlilik üretmeye devam eder ve bu bağımlılığı güçlendirir.

Belirli bir noktada inovasyon yoluyla elde edilen verimlilik kazançları sınırlarına ulaşır: fosil yakıtla çalışan bir motor, fosil yakıtlara bağımlıdır ve her zaman bir miktar emisyon üretir. Daha da kötüsü: Bir noktada karmaşıklık ve kilitlenme, daha fazla iyileştirme elde etmeyi gittikçe zorlaştıracak ve pahalı hale getirecektir. Bu tür işletmeler için farklı kaynak türlerine ve teknolojilere dayanan tamamen yeni iş modellerine geçişte değer önerileri ve piyasa yapıları, ekipman, personel ve varlıklara yapılan “batık” yatırımların yanı sıra tedarikçilere, ortaklara veya alıcılara yönelik yasal ve işbirliğine dayalı taahhütlerle daha da karmaşık hale gelir. Ancak bu tür işletmeler savunmasızdır ve yakında daha iyi alternatifler tarafından potansiyel olarak ezilecektir.

Dönüştürücü değişime ilişkin bu bakış açısı, olası kesintileri öngören ve istenen dönüşümleri yönlendirmeye ve hızlandırmaya yardımcı olan yollara odaklanan yeni stratejiler gerektirir. Aslında, bu zaten olmaktadır. AB, Çok Yıllı Finansal Çerçeve (MFF)’de bütçenin yüzde 30’unu kapsayan yeşil geçişler gibi iddialı hedefleri benimsiyor ve dönüştürücü değişime ivme kazandırmaktadır. Birleşmiş Milletler Dünya Şampiyonası’nın galibi Kosta Rika, son 15 yılda yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçti, ülkeyi yeniden ağaçlandırdı ve GSYH’yı ikiye katladı. Bu örnekler, politika düşüncesinde, kademeli iyileştirme ve ekonomik büyümenin ötesinde değişikliklere ihtiyaç duyulduğunun ve işletmeler için yeni ölçütlere, düzenlemelere, ekonomik koşullara ve kurumsal koşullara ihtiyaç duyulduğuna dair artan kabulün altını çizmektedir. Dönüştürücü politikalar, pandeminin diğer tarafında daha iyi bir dünya inşa etmeye yönelik toplum ve iş dünyasının birlikte çalışması için elverişli bir ortam oluşturmaktadır.

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Tevfik Bulut

https://tevfikbulut.net/

Sosyal Araştırma Yöntemleri Bilim Uzmanı
& Sanayi ve Teknoloji Uzmanı

Yararlanılan Kaynaklar

United Nations Environment Programme (2021). Adapt to Survive: Business transformation in a time of uncertainty. UNEP, Nairobi.

http://www.skdturkiye.org/blog/dunya-limit-asimi-gunu-1-agustos-surdurulebilir-kalkinma-hedefleri-ile-bunu-degistirebiliriz.