Ana Sayfa Hukuk&Etik Hukuk ve Tıp Karşı Karşıya

Hukuk ve Tıp Karşı Karşıya

Organ naklinde tıp ve hukuk karşı karşıya geldi

İstanbul 5 ve 6. İdare Mahkemelerinin, organ bağışı etik kurulunun bir vaka ile ilgili kararını iptal etmesi tıp dünyası temsilcileri arasında tartışmaya yol açtı. Uzmanlar, etik kurulların alanlarında yetkin isimlerden oluşan kişilerden oluştuğunu ve kurul kararlarında organ alıcısının hayatı kadar organ bağışçısının da sağlığını göz önünde bulundurduğunu ifade etti.

Organ Nakli Başvuru Değerlendirme Etik Komisyonu’nun verdiği olumsuz karar, organ bağışçısı ve alıcısı tarafından mahkemeye taşındı. Mahkeme, başvurucuların taleplerini haklı bularak etik kurulun verdiği olumsuz kararı iptal etmesi yeni bir tartışmaya neden oldu. Mahkeme, etik kurulun kararını yazılı olmaması ve somut bilgilere dayanmaması yönüyle iptal etti.

Tıp ile hukukun karşı karşıya gelmesi olarak yorumlanan olayda Türk Böbrek Vakfı (TBV), Böbrek Hasta Hakları Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği (BÖHAK) ve Türkiye Organ Nakli Vakfı bir araya gelerek yasal olarak yapılabilecek düzenlemeler konusunu masaya yatırdı.

‘KURUL, ALAN KADAR VERENİN DE HAYATINI DÜŞÜNMEK ZORUNDA’

Türkiye Organ Nakli Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cemal Ata Bozoklar, mahkemenin verdiği kararı değerlendirirken, organ alıcısı kadar verenin sağlığının da etik kurul tarafından göz önünde bulundurulduğunu belirtti. Mahkemenin, kişinin yaşam hakkını gözettiği ve pozitif bulgu olmadan kişinin yaşam hakkının elinin alınamayacağını belirterek etik kurulun kararını iptal ettiğini anlatan Bozoklar, “Organ nakli sadece hasta ile ilgili bir durum değil, elimizde bir de organ vericisi var. Yaşayan sağlıklı bir insan. Verdiğimiz karar ile vericinin hayatını da riske ediyoruz. Dolayısıyla burada salt alıcının hayatından yola çıkamayız. Canlı verici dediğimiz, hiç bir hastalığı olmayan bir kişinin hayatını da riske ederken daha somut delillere ihtiyacımız var. Etik kurulun da vasfı burada devreye girer. Kanun, 18 yaş üzerinde herkese organ bağışı yapabileceğini söyler. Ama der ki, bu bir bedel karşılığı olmamalıdır. Peki bunu nasıl tespit edeceksiniz. Bunun somut bir bulgusu olabilir mi? Onun için etik kurullar vardır ve burada tasarruf sahibidirler. Belki çok somut kurallara dayandırmazlar ama orada tasarruflarını belirtirler. Bu, organ kaçakçılığının önlemek için bütün dünyada kullanılan bir yöntemdir.” dedi.

Etik kurullarda Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü polislerinden hukukçulara, psikiyatristlerden organ nakli ile uğraşan kişilere kadar uzman isimlerin yer aldığını, anlatan Bozoklar, bu uzmanların bağışçının ne kadar baskı altında olduğunu kendi ifadesinin de ötesinde araştırmak zorunda olduklarının altını çizdi.

‘ORGAN SATIŞINA KADAR GİDER’

BÖHAK Genel Başkanı Vahap Acar da konuya ilişkin yasal düzenleme ve tereddütlerin ortadan kaldırılacak şekilde yasa yapılmasının önemine işaret etti. Acar, “Kırsal kesimde 20-30 bin kişinin daha organ nakli için beklediği, ancak çeşitli nedenlerle sıraya girmemiştir. Burdan yola çıkarak aslında Türkiye’de 50 bin civarında böbrek nakli bekleyen diyaliz hastası var.” dedi. İnsanların zor durumlarda kalması halinde kanuni düzenleme olmadan organ nakli nakli konusunda olumsuz bir durum yaşayabileceği uyarısında da bulunan Acar, “Düşünün, bir kişinin başka birinden alacağı var ama onu tahsil edemiyor. Ama diyecek ki ona ‘senin eşinin, çocuklarının bir sürü hazineniz var, organlarınız var. Biz organlarınızı alırız parayı tahsil ederiz’ noktasına kadar gelebilir bu olay.” değerlendirmesinde bulundu.

TBV Başkanı Timur Erk, organ bağışı konusunda yeni kimliklerde düzenleme yapılabileceğini söyledi. Erk, yeni çipli kimliklerde kişilerin organ bağışçısı oldukları belirtilmişse, beyin ölümü sonrasında yakınlarının onayının yeniden sorulmasına gerek kalmadan işlemin yapılabilmesini istedi. Erk, “Bu böyle gidemez, eğer 4 seneden beri böbrek naklinde 3 binde kalıyorsak ve bunun da sadece yüzde 20’sinin beyin ölümü sonrası kadavradan nakil sonrası olabiliyorsa bu da durağan hale gelmişse sıkıntı var demektir. Bunu aşmamız lazım, bunu yapmanın yolu da kanunda yapılacak bir değişikliktir.” dedi.