The Lancet Psychiatry dergisinde yayımlanan ve Independent tarafından aktarılan yeni bulgular, GLP-1 reseptör agonistlerinin (semaglutid, liraglutid) depresyon ve anksiyete hastalarında ruh sağlığı sorunlarının ağırlaşma riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koyuyor. Çalışma gözlemsel nitelikte olduğundan doğrudan nedensellik kanıtlanmasa da, sonuçlar ruh sağlığı ve metabolik hastalıklar arasındaki ilişkiye dair yeni bir paradigma sunuyor.
Association between GLP-1 receptor agonist use and worsening mental illness in people with depression and anxiety in Sweden: a national cohort study
Diyabet hastalarında depresyon, anksiyete ve intihar riski yüksektir. GLP-1 reseptör agonistleri diyabet ve obezite tedavisinde ruhsatlıdır, ancak bu ilaçların anksiyete, depresyon ve kendine zarar verme davranışlarını hafifletip hafifletmediği veya kötüleştirip kötüleştirmediği konusunda veriler çelişkilidir. Biz, halihazırda depresyon, anksiyete veya her ikisi de teşhis edilmiş ve GLP-1 reseptör agonistleri de dahil olmak üzere antidiyabetik ilaçlar reçete edilen kişilerde ruhsal hastalıkların kötüleşme riskini inceledik
İsveç’te yürütülen ve 95.490 kişiyi 13 yıl boyunca izleyen ulusal kohort çalışması, GLP-1 reseptör agonistlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Araştırmada her birey kendi kontrol grubu olarak ele alındı; ilaç kullanımı dönemleri ile kullanılmadığı dönemler karşılaştırıldı.
Semaglutid: Depresyon ve anksiyete hastalarında ruh sağlığı sorunları nedeniyle hastaneye yatış riskini %42 azalttı.
Liraglutid: Daha sınırlı ama anlamlı bir fayda sağladı (%18 risk azalması).
Exenatid ve Dulaglutid: Ruh sağlığı açısından belirgin bir etki göstermedi.
Genel olarak GLP-1 agonistleri, depresyon ve anksiyete bozukluklarında iş gücü kaybını ve hastane bakımını azaltarak umut verici bir etki sundu. Ayrıca madde kullanım bozukluklarıyla ilişkili hastane bakımı ve iş devamsızlığı da %47 oranında azaldı.
Çalışma, önceki “intihar riskini artırabilir” endişelerini çürütüyor; aksine kendine zarar verme riskini düşürdüğünü gösteriyor. Ancak araştırma gözlemsel olduğundan, klinik deneylerle doğrulanması kritik önem taşıyor.



















