Ana Sayfa Görüşler Kıt Kaynaklardan Küresel Etkiye: Prof. Dr. Simten Malhan ile Sağlık Ekonomisi Üzerine

Kıt Kaynaklardan Küresel Etkiye: Prof. Dr. Simten Malhan ile Sağlık Ekonomisi Üzerine

Prof. Dr. Simten Malhan

Prof. Dr. Simten Malhan Hocamız, WinAlly olarak bugün sizi ağırlamaktan ve değerli görüşlerinizi okuyucularımızla paylaşacak olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Sağlık ekonomisi ve politikası gibi kritik bir alanda yürüttüğünüz öncü çalışmaları ve Türkiye’ye kazandırdığınız İyi Klinik Uygulamalar Mükemmeliyet Merkezi gibi değerli projeleri yakından takip ediyoruz. İzninizle sorularımıza başlamak isteriz.

WinAlly- Kıymetli Hocam, sizi sağlık yönetimi alanından sağlık ekonomisi gibi daha veri odaklı bir alana yönelten temel motivasyon neydi?

 

Prof. Dr. Simten Malhan- Önce sektör için kıymetli ve güncel konuları gündeme getiren WinAlly dijital platformuna, bu sayılarında bana da yer verdikleri için teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Sağlık yönetimi her ülkenin en stratejik konusu. Sağlığın doğru yönetilebilmesi için de makro veya mikro anlamda her yöneticinin yapması gereken kıt kaynakları doğru kullanmak. Giderek dünyada azalan kaynaklar ve sınırsız insan ihtiyaç ve istekleri karşısında bu kaynakların en doğru şekilde aktarılmasını sağlayan bilim dalı da Sağlık Ekonomisi. Bu sebeple sağlık yönetiminin temelinde var olan bu bilim dalı için bilgi üretmek ve yönetimi beslemek adına sağlık ekonomisi üzerinde çalışmaya odaklandım.

W- Akademisyen, yönetici ve SİMER’deki girişimci kimliğiniz… Bu üç farklı rol birbirini nasıl besliyor ve çalışmalarınıza nasıl bir derinlik katıyor?

S.M.- Elbette akademi bizim damarlarımızda akan kan gibi. Bilimsel temellere dayanan kanıtlarla karar almak ve doğru yönlendirmek bizim akademisyenler olarak en temel görevimiz. Zamanla akademik basamakları çıkarken hali hazırda varolan bilgi becerilerinizle yöneticilik vasfını da kazanıyorsunuz. Ancak girişimcilik başka bir ruh. Çünkü risk almak, cesaret ve bilgiyi doğru ve etik kullanmak gibi erdemleri de içeriyor. En önemlisi de teorik alandan çıkarak bilginizi pratiğe aktarmak. Bu yıllardır akademisyenlerin uzak durduğu bir alandı. Ancak günümüz dünyasında sanayinin gelişmesi, ülkeye değer katabilmek bizlerin teoriden çıkıp artık pratikde de bilgisini aktarmak ile mümkün. Bu sebeple kendi bilgilerimi ve deneyimlerimi sektörle paylaşabileceğim bir platforma taşıyarak SİMER’i kurarak sektörle birlikte çalışmaya başladım.

W- Türkiye’de sağlık ekonomisi araştırmalarının bugünkü noktaya gelmesinde en önemli dönüm noktaları sizce ne oldu?

S.M.- Sağlık ekonomisi araştırmaları uzun süre kitaplarda, makalelerde kaldı. Ancak sağlıktaki kıt kaynakların en uygun şekilde tahsis edilmesi ile ilgili dünyada pratikte kullanılan bir alan olan sağlık ekonomisi çalışmaları hem Sağlık Bakanlığı hem de Sosyal Güvenlik kurumunun kapsamına girdi. Böylece sektörde ilk olarak 2008 yılında SGK ilaç geri ödeme dosyalarında farmakoekonomik analizler istendi. Ben de 2008 yılından beri ilaç ve tıbbi cihaz sektörü ile çalışmakta olup, bilimsel alanda da çalışmalarıma devam ediyorum.

W- BİKUMM’u kurarken sizi en çok heyecanlandıran vizyon neydi? Merkezin Türkiye’yi klinik araştırmalarda nasıl bir “cazibe merkezi” haline getirmesini hedefliyorsunuz?

S.M.- Başkent Üniversitesi İyi Klinik Uygulamalar Mükemmeliyet Merkezi (BİKUUM) sağlık hizmetlerinin kalitesini artırarak, klinik araştırmalar ve hasta bakım süreçlerinde ulusal ve uluslararası düzeyde lider bir merkez olmayı hedeflemektedir.

Yenilikçi, etik ve bilimsel standartlarda güçlü bir yaklaşım benimseyerek, klinik araştırmalarda mükemmeliyeti teşvik etmek ve sağlık profesyonellerinin bilgi ve becerilerini sürekli olarak geliştirmek önceliğimizdir. Amacımız, sağlık sektöründe güvenli, etkili ve hasta odaklı bir ortam yaratmak, klinik araştırmalarda uluslararası standartları belirlemek ve sağlık hizmetleri alanında sürdürülebilir bir etkileşmeyi sağlamak için küresel bir etki yaratmaktır. Tüm iyi klinik uygulamalarda mükemmeliyetin sağlanması temel odağımızdır. Türkiye’de bu alandaki öncülerden biri olan merkez, ulusal ve uluslararası standartlara uygun, yüksek kaliteli klinik araştırmaların ve uygulamaların yürütülmesine katkı sağlamaktadır.

W- Bu merkezin, hastaların yenilikçi tedavilere erişimini hızlandırma ve yerli ilaç ekosistemini güçlendirme potansiyeli hakkında ne düşünüyorsunuz?

S.M.- BİKUMM, İyi Klinik Uygulamaları teşvik ederek, araştırmacılar, sağlık profesyonelleri ve ilaç/tıbbi cihaz sektörüne yönelik destek sunmayı hedeflemektedir. Merkez, etik standartlara uygun, bilimsel açıdan güvenilir ve hasta güvenliğini ön planda tutan kaliteli klinik araştırma ve uygulamaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla yer li üretimin ilaç geliştirme hedeflerinde tüm imkanlarını seferber ederek destek olacak ve iyi klinik uygulamalarında veya araştırmalarında sektörü güçlendirecektir.

W- Sizce Türkiye’de klinik araştırmaların kalitesi ve sürdürülebilirliği önündeki en kritik engel nedir ve BİKUMM bu engeli aşmada nasıl bir rol oynayacak?

S.M.- Bir ülke çapında klinik araştırmaların sürdürülebilirliği ve kalitesi, yalnızca iyi bilim insanlarına değil, iyi bir ekosistem tasarımına bağlıdır. Bunun için yetişmiş insan gücü, aynı zamanda etik ve regülasyona sadık, devlet tarafından desteklenen güvenli, hızlı ve şeffaf süreçlerle donatılmış, ölçülebilir kalite ve denetimlerin varolduğu bir sisteme sahip olmak gerekir. Son dönemde Bakanlığımızın verdiği destek ile klinik araştırmalarda önemli bir yol katettiğimizi düşünüyorum. Ulusal strateji olarak politika bütünlüğü ve uzun vadeli stratejilere ihtiyacımız var. Var gücümüzle Türkiye’de klinik araştırma sayısını artırmaya çalışıyoruz. Hem hastaların bazı yenilikçi tedavilere erken ulaşımında fırsat yaratmak, hem hekimlerimizin gelişimine katkıda bulunmak, hem sağlık kurumlarımıza kaynak sağlamak hem de ülkemize kaynak ve prestij sağlamak adına çok önemli bir araçdır. Ancak kaliteli gitmeyen her işin sonu hüsrandır. Bu alanda da mutlaka sıkı denetimlerin yapılması ve dünyaya karşı ülkemizin klinik araştırmalarda itibarını yükselterek devam etmeyi sağlamamız gerekir. BİKUMM bir eğitim kurumunun altında insan kaynağını yetiştirerek, sağlık sektöründe güvenli, etkili ve hasta odaklı bir ortam yaratmak, klinik araştırmalarda uluslararası standartları belirlemek ve sağlık hizmetleri alanında sürdürülebilir bir etkileşmeyi sağlamak için küresel bir etki yaratmaktı.

W- 2018’de medikal enflasyona dikkat çekmiştiniz. Bugün geldiğimiz noktada, artan maliyetler karşısında sağlık sistemimizin sürdürülebilirliği için en acil 3 yapısal adım ne olmalı?

S.M.- Her şeyden önce üreten ülkeler ayakta kalıp egemenliklerini sürdürebilirler. O sebeple “üreten sağlık, üreten Türkiye” modelinde olduğu gibi ülkemizin her alanda üretmeye başlaması ve devamında ürettiğini de yurt dışına satması gerekir. Bu üretim basit tıbbi sarf malzemesinden başlayıp, ilaç, cihaz, yazılım, patentli fikirlere kadar uzanıp, artırılmalıdır. Medikal enflasyon ancak bu şekilde kontrol altına alınabilir. Daha fazla üretim için ise önecelikli kalifiye ve eğitimli bir nüfüsa ihtiyacımız bulunmaktadır. Türkiye genç ve dinamik bir nüfus. Elindeki demografik fırsat penceresini çok iyi kullanmalıdır. Bunun için de eğitim kurumlarına çok iş düşmektedir.

İkinci olarak sağlıklı bir toplum geleceğe hazırlanmalıdır. Bunun için kendini ve sağlığını, çevreyi, doğayı önemseyen bir yeni nesil, anlayış farkı yaratan motive ve yaratıcı bir yeni nesil ile geleceğe adım atabileceğimizi düşünüyorum.

Üçüncü olarak da sağlık ve eğitimli bir nüfus ile sağlık alt yapısını güçlendirilmiş, kaynaklarını iyi ve doğru yerlere aktaran bir sağlık sisteminin yapılandırılması temel adım olacaktır diyebilirim.

W- Raporlarınızda ortaya koyduğunuz devasa rakamlar (akciğer kanseri için 88 milyar TL gibi) politika yapıcılar için ne ifade etmeli? Bu tür ekonomik verilerin somut politikalara dönüşme sürecini nasıl daha etkin hale getirebiliriz?

S.M.- Bu çalışmalar bilimsel kanıt niteliğini taşımaktadır. Politika yapıcıların ihtiyacı olan verilerin sağlanması elbette akademisyenlerin görevidir. Bu verilerle alınacak tüm staratejik kararlara katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Elbette daha fazla farkındalık yaratmak, daha fazla çalışma yaparak projeksiyonlarla, farklı senaryolar üzerinde risk fayda analizlerini ortaya koyarak karar alınmasını sağlamak zorundayız.

W- Diyabet, obezite gibi önlenebilir hastalıkların ekonomik yükünü azaltmak için tedaviye değil, “önlemeye” odaklanan hangi politikalara öncelik vermeliyiz?

S.M.- Ülkemizin halihazırda mücadele ettiği pekçok hastalık var. Her hastalık bir diğeri kadar önemli. Hepsine kaynak ayırmak ve tedavi etmek zorundayız. Ancak bazı hastalıklar aslında önlenebildiğinde pek çok maliyetten bizi koruyacak durumda, obezite gibi. Halkın bilinçlenmesi, farkındalığın artırılması koruyucu ve hekimlik hizmetlerinin kullanılması ile çok basit önlemlerle bunu sağlayabilecekken neden tedavi için kıt kaynaklarımızı kullanalım? Önlemek hem çok daha kolay hem de çok daha ucuz. Dolayısıyla koruyucu önleyici programların, tarama programlarının, eğitim programlarının öne çıkması ve toplumun bu programların kullanımını sağlayacak politikalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

W- Hemofili A gibi nadir hastalıkların yüksek maliyetini ortaya koydunuz. Kısıtlı kaynakların dağıtımında, nadir hastalıklarla yaygın kronik hastalıklar arasında nasıl bir denge gözetilmeli?

S.M.- Nadir veya yaygın tüm hastalıkların tedavilerinin sağlanması ve hastalığa kaynağın ayrılması elzem. Ancak hastaların erken tanı ve erken dönemde tedaviye başlaması gibi avantajlı durumların sağlanması gerekiyor. Ancak bu durumda hastalıkla mücadele edebiliriz. Her anlamda; hastanın daha az acı çekerek, daha stabil kalmasını sağlamak, daha küçük tedavilerle hastalığı baskılayarak hem hastaya hem de ülke ekonomisine katkıda bulunabiliriz. Burada hastalığın seçimi değil, erken tanı ve erken basamaklardaki tedaviye odaklanmak önceliklidir.

W- COVID-19’un ekonomik yükü araştırmanızdan çıkan ve gelecekteki salgınlara hazırlık için asla unutmamamız gereken en kritik bulgu neydi?

S.M.- COVİD19 tüm dünyanın hazırlıksız yakalandığı bir sürprizdi. Ancak biz global riskleri analiz etmedik, sadece teorilerde kaldı. Bugün COVID den çıkardığımız çok ders var. Halk olarak da bir salgında nasıl davranmamız gerektiğini biliyoruz. Sağlık insan gücü de diğer kaynaklarımız gibi sınırlı. Dolayısıyla kişi önce kendinden sorumlu. Herkes bilinçli bir davranış sergilemeli, kendini ve yakın çevresini korumalı ve bunun için de sağlıklı yaşam, farkındalık ve sağlık okur yazarlığı sürekli geliştirilmelidir. Sağlık kurumlarının alt yapıları da bir salgına hazırlı olacak şekilde evrilmeli.

W- Antibiyotik kullanım sıklığı araştırmanızın, Türkiye’deki “akılcı ilaç kullanımı” politikalarına somut bir etkisi oldu mu? Bu konuda hâlâ en büyük eksikliğimiz nedir?

S.M.- Akılcı ilaç kullanımı Türkiye’de halen öncelikli konulardan biri. Burada sadece halkın davranışı değil, hekimin de reçeteleme alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekir. Eczacının bir danışman olarak hastanın davranış değişikliğine yönlendirilmesi gerekir. O sebeple çok yönlü eğitime ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde antibiyotik direnci tüm dünyanın korkulu rüyası olduğu gibi geleceğin pandemisi olarak yerini alacak.

W- Yapay zekâ ve dijital sağlık teknolojileri, gelecekte sağlık harcamalarını artıracak bir maliyet kalemi mi, yoksa verimlilik sağlayacak bir çözüm mü olacak?

S.M.- Yenilikçi tüm teknolojilere açık olmamız ve bunlardan daha fazla yararlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Yapay zekadan daha fazla yararlanarak veya dijital teknolojilerden daha fazla yararlanarak daha fazla tasarruf sağlayabiliriz. Her alanda. Örneğin zaman tasarrufu, insan kaynağı tasarrufu, yer ve mülkiyet tasarrufu veya parasal tasarruf. Önemli olan ise bu teknolojileri doğru, zamanında ve yerinde kullanmak. Her türlü inovasyonun bize değer katacağını unutmamak gerekir.

W- Bu alanda çalışmak isteyen genç araştırmacılara ve sağlık yöneticilerine vereceğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?

S.M.- Sağlık ekonomisi alanında insan kaynağı çok sınırlı. Daha fazla hevesli genç bilim insanlarına ihtiyaç var. Kamuda bu konudaki gelişmenin çok farkındayım. Ancak sadece bu alanlarda çalışan insanlar yetişmeli ve kamu kurumlarında “sağlık ekonomisi” departmanları kurulmalı. Bu departmanlarda kanıta dayalı verilerle çalışılmalı, yol göstermeli ve bilimin ışığında politikalar oluşturulması en büyük temennim.

W- Kıymetli Hocam, bu aydınlatıcı ve ufuk açıcı görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için size WinAlly olarak çok teşekkür ederiz. Ülkemiz için yürüttüğünüz değerli çalışmalarınızda ve tüm projelerinizde başarılarınızın devamını dileriz.

Please follow and like us: