Yas, sevilen birini kaybetmenin ardından gelen doğal bir süreçtir. Ancak bazı bireylerde bu süreç öylesine yoğun ve uzun sürüyor ki, fiziksel ve ruhsal sağlığı ciddi şekilde etkileyebiliyor. Danimarka’da yürütülen yeni bir araştırma, bu derin yasın yalnızca duygusal değil, aynı zamanda yaşam süresi üzerinde de belirgin bir etkisi olabileceğini ortaya koydu. Bu haber, kayıpların ardından yaşanan acının ne kadar uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini bilimsel verilerle gözler önüne seriyor. Yeni bir araştırma, sevilen birini kaybettikten yıllar sonra bile ‘kırık kalp sendromu’ nedeniyle ölüm riskinin artabileceğini ortaya koydu:
Grief trajectories and long-term health effects in bereaved relatives: a prospective, population-based cohort study with ten-year follow-up
Danimarka’da 1.735 kişinin 10 yıl boyunca takip edildiği geniş kapsamlı bir araştırma, yoğun ve kalıcı yas yaşayan bireylerin ölüm riskinin anlamlı şekilde arttığını ortaya koydu. Araştırma, Frontiers in Public Health dergisinde yayımlandı.
Katılımcıların %6’sı, sevdiklerinin kaybından sonra “yüksek yas düzeyi” olarak tanımlanan bir duygu durumuna girdi ve bu durum 3 yıl boyunca devam etti. Bu grup, diğer katılımcılara kıyasla 10 yıl içinde yaşamını yitirme olasılığı açısından %88 daha yüksek risk taşıdı.
Araştırmada kullanılan “Prolonged Grief-13” ölçeğiyle, yas belirtilerinin düzeyi ve süresi değerlendirildi. Yüksek yas düzeyine sahip bireylerin, yalnızca ölüm riski değil, aynı zamanda sağlık hizmetlerine başvuru oranları da belirgin şekilde fazlaydı. Bu kişiler, antidepresan ve anksiyolitik ilaçları daha sık kullanıyor, psikolojik destek alma ihtiyacı daha fazla hissediyordu.
Araştırmanın yürütücüsü Dr. Mette Kjærgaard Nielsen, bu bireylerin genellikle daha düşük eğitim seviyesine sahip olduğunu ve kayıptan önce de ruhsal kırılganlık belirtileri gösterdiğini belirtti. Bu durum, yas sürecinin daha ağır yaşanmasına neden olabiliyor.
Araştırmacılar, bu bulguların sağlık sistemleri açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını vurguluyor. Özellikle genel pratisyenlerin, kayıp yaşayan bireylerde erken dönemde ruhsal destek ihtiyacını fark ederek müdahale etmesi, uzun vadeli sağlık sonuçlarını iyileştirebilir.
Bu çalışma, yasın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fizyolojik etkileri olduğunu ve bu etkilerin yıllar boyunca sürebileceğini gösteriyor. Kayıp yaşayan bireylerin desteklenmesi, hem yaşam kalitesini hem de yaşam süresini doğrudan etkileyebilir.
ileri okuma:
Uzamış yasın belirtileri ve semptomları nelerdir? / DATEM
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tanısal sınıflama sistemi ICD- 11’e göre uzamış yas bozukluğu ebeveyn, eş/partner, çocuk ya da yakın sevilen birinin kaybından sonra ortaya çıkan kalıcı ve yaygın yas tepkilerini içerir. Duygusal olarak acı hissetme ve ölen kişiye yoğun bir özlem duyma, zihninin sürekli ölen kişiyle meşgul olma hali söz konusudur. Bunlara ek olarak üzüntü, suçluluk, öfke, inkar, kendini suçlama, olumlu duyguları hissedememe, duygusal olarak donukluk, ölümün gerçek olduğunu kabul etmede güçlük, sanki kendinden bir parça kaybetmiş gibi hissetmek ve gündelik sosyal aktivitelere katılmakta güçlük çekme eşlik edebilir.5
Ruhsal Bozuklukların Sınıflandırılması Tanı El Kitabı DSM-5- TR’de ise; uzamış yası olan kişi kaybından sonra ölen kişiye yoğun özlem duyar ve zihni ölen kişinin düşünceleri veya anılarıyla meşguldür. Sevilen kişinin ölümünden sonra yetişkinler için en az bir yıl, çocuk ve ergenler için en az altı ay geçmiş olmasına rağmen aşağıdaki belirtilerin bir çoğu görülmeye devam eder.
- Kimliğin bozulması (örn: ölen kişiyle beraber bir parçası da ölmüş gibi hissetmek)
- Ölümün gerçekliğine inanmama
- Kişinin öldüğünü hatırlatan ölümün hatırlatıcılarından kaçınma
- Ölümle ilgili yoğun duygusal acı hissetme
- Sevdiğinin ölümünden sonra arkadaş ilişkileri kurmakta, anlamlı faaliyetleri sürdürmekte, veya gelecek için plan yapmakta zorluklar
- Duygusal olarak hissizleşme
- Sevdiğinin ölümüne bağlı olarak hayatın anlamsız olduğunu hissetme
- Yoğun bir yalnızlık duygusu
Bu belirtilerle birlikte kişinin; mesleki, sağlık ya da sosyal alanlarındaki, gündelik hayatın işlevlerinde önemli bozulmalar ortaya çıkar.1,4,7,8,9



















