Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında bir açıklama yaparak, akciğer kanserinin yüzde 90 oranında tütün ürünleri kullanımına bağlı olarak geliştiğine dikkat çekti. TÜSAD Akciğer Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu; “Akciğer kanserinden kaynaklanan ölümlerin de büyük çoğunluğunun nedeni tütün kullanımı. Pasif içicilik dahi riski yüzde 30’a varan oranda artırıyor. Etkin tütün kontrolü ve erken tanı yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla akciğer kanserinden ölümler önlenebilir” uyarısını yaptı.
17 Kasım tüm dünyada ve ülkemizde “Akciğer Kanseri Farkındalık Günü”, kasım ayı ise Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul ediliyor. Akciğer kanserinin günümüzde hâlâ dünya genelinde her iki cinste de en fazla ölüme neden olan kanser türü olmayı sürdürdüğüne dikkat çeken Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), “Hastalığın en önemli risk faktörü yüzde 90 oranında sigara ve tütün ürünleri kullanımı. Akciğer kanserinden kaynaklanan ölümlerin de büyük çoğunluğu sigara kullanımına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sigaranın yanı sıra nargile, pipo ve elektronik sigaraların tümü ciddi şekilde sağlık riski oluşturuyor. Pasif içicilik de yüzde 30’a varan oranlarda riski artırıyor” uyarısını yaptı.
ENDÜSTRİLEŞME KADINLARDA AKCİĞER KANSERİNİ ARTIRIYOR
Dünyada her yıl yaklaşık 2,4 milyon insan akciğer kanseri tanısı aldığını, 1,8 milyon kişinin hastalığa bağlı sebeplerle hayatını kaybettiğini aktaran TÜSAD Akciğer Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Berna Kömürcüoğlu, şu bilgileri verdi: “Türkiye’de 2020 yılında 34 bin erkek ve 7 bin kadın olmak üzere 41 bin kişi yeni akciğer kanseri hastası olarak tanı aldı. Her yıl tedavi gören 25 bin hasta akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Hastalığın görülme sıklığı kadınlara oranla erkeklerde daha yüksek olmasına karşın (insidans erkeklerde 35/100.000, kadınlarda 13.5/100.000) veriler endüstrileşen toplumlarda kadın kanser oranlarının hızla arttığını ortaya koyuyor.”
Kömürcüoğlu, akciğer kanserinin yüzde 85-90’a varan oranda tütün kullanımına bağlı olarak ortaya çıktığını hatırlatarak, “Yüzde 10-15 oranında da hava kirliliği, radon gazı maruziyeti, asbest, arsenik, nikel, silika, asbest, nem gibi maddelere maruziyet, gençlerde ve sigara içmeyenlerde en önemli faktör olarak genetik yatkınlık, fibrozan akciğer hastalıkları ve kötü beslenme akciğer kanserine neden olabiliyor” açıklamasını yaptı.
TÜTÜNLE MÜCADELE AKCİĞER KANSERİ NEDENİYLE ÖLÜMLERİ ÖNLEYEBİLİR
TÜSAD tarafından desteklenen Türkiye Akciğer Kanseri Raporu’nun etkin tütün kontrolü sağlanması durumunda her yıl yaklaşık 110 bin tütün kaynaklı ölümün önlenebileceğini ortaya koyduğuna dikkat çeken Kömürcüoğlu, şunları söyledi: “Tütün kontrolünün etkin şekilde yapılması, gençlerin tütün ürünlerinden korunması ve kapalı alan denetimlerinin etkin şekilde sürdürülmesi gibi önlemlerle akciğer kanseriyle etkin şekilde mücadele edilebilir. Akciğer kanseri büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık. Tütün kullanımının azaltılmasının yanı sıra hava kalitesinin iyileştirilmesi ve erken tanı yöntemlerinin yaygınlaştırılmasıyla bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azaltmak mümkün.”
YAPAY ZEKA DESTEKLİ TANILAR SAĞKALIMI ARTIRIYOR
Akciğer kanserinin çoğu zaman ileri evrelere kadar belirti vermediğini ifade eden Kömürcüoğlu, “Uzun süreli öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, açıklanamayan kilo kaybı gibi durumlarda hastaneye başvurmak çok önemli. Bu belirtilerin farkına varılarak sağlık kuruluşlarına başvurulması, sağ kalma şansını artıran bir faktör. Erken evrede teşhis konulan hastalarda sağkalım oranları, gelişen cerrahi ve ‘cerrahi dışı tedavi yöntemlerinin yardımıyla artıyor. İleri evrelerde teşhis konulması durumunda ise sağkalım oranları ne yazık ki oldukça düşüyor. Riskli bireylerde tarama ve erken tanı, sağkalımın uzatılmasında etkili oluyor. Bu nedenle risk gruplarına yönelik düşük doz bilgisayarlı tomografi taramalarının yaygınlaştırılması ve yapay zekâ destekli tanı algoritmalarının kullanılması hayati önem taşıyor. Son yıllarda gelişen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, ileri evre hastalarda bile yaşam sürelerini anlamlı şekilde uzatıyor. Ancak bu tedavilerin uygulanabilmesi için gerekli moleküler testlerin zamanında yapılması ve geri ödeme süreçlerinin hızlandırılması gerekiyor.”
Please follow and like us:


















