Ana Sayfa Tıp&Sağlık Yiyecekler ilaç olabilir

Yiyecekler ilaç olabilir

Harvard Üniversitesindeki merkezde dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları, obezite ve kronik hastalıkların şifresini çözmek için çalışıyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil: Hayalimiz, hangi yiyeceklerin obezite ve kronik hastalıklara karşı hücrenin savunma mekanizmasını yeniden harekete geçirdiklerini bulmak. Belki bir zeytinyağı ya da çok daha basit bir yiyecek hastalıklara çare olabilir.

Ziyneti Kocabıyık – Boston

Yaşlanan dünyanın en önemli problemi kronik hastalıklar. Bilim dünyasının ileriye doğru yaptığı projeksiyonda 2025 yılında kronik hastalıkların maliyetinin 50 trilyon dolara ulaşacağı görülüyor. Bütün bunların içinde diyabetin maliyeti ise yaklaşık 1 trilyon dolar. Buna karşılık yeryüzünde bu maliyetleri karşılayacak bir kaynak yok. Bu tam anlamıyla bir çöküş demek… Ve metabolizmadan kaynaklanan hastalıkların sebebi ortaya konulamazsa, milyonlarca insan tedavisiz kalacak demek…

İşte bu yüzden bilim dünyası, var gücüyle metabolik hastalıkların temelinde yatan hücresel ve moleküler mekanizmaları çözmeye çalışıyor. Mükemmel bir makine olan metabolizmanın sır kilitlerini açmaya çalışan kişilerden biri de bir Türk. Amerika’daki Harvard Üniversitesi bünyesinde kurulan Sabri Ülker Genetik ve Metabolik Araştırmalar Merkezi Direktörü, Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil. Prof. Dr. Hotamışlıgil’in başında olduğu merkez bu yıl, obezite ve yaşlanmanın şifrelerinin çözümünde mihenk taşı olacak çok önemli 2 buluşa imza attı.

Vücudumuzda yemek yediğimiz zaman harekete geçen bu savunma mekanizması var. Kişi yaşlandıkça bu mekanizma zayıflıyor. Bunun sonucunda da obezite, karaciğer yağlanması ve diğer kronik hastalıklar ortaya çıkıyor. Eğer bu savunma mekanizması, dışarıdan müdahale ile yeniden harekete geçirilebilirse, obezite, diyabet ve diğer kronik hastalıkların çaresi bulunabilecek.

KOLESTEROL HÜCREYİ BOZUYOR

İşte bu savunma mekanizmalarından birini bu yıl Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi ortaya çıkardı. “Metabolik muhafız” olarak da adlandırılan NRF1 molekülü…  Hücre içinde yer alan NRF1 molekülü, bir sayaç gibi çalışarak hücre içindeki kolesterolü kontrol ediyor. Kolesterol miktarı artınca harekete geçiyor ve hücreyi kolesterolün olumsuz etkilerine karşı koruyacak savunma programı ortaya çıkıyor.

Herkesin kanda dolaşan kolesterolden söz ettiğini ancak hücre içi kolesterolün iyi bilinmediğini söyleyen Prof. Dr. Hotamışlıgil, “Biz kandaki kolesterolle ilgilenmiyoruz. Esas problem hücre içindeki kolesterolün alçalıp yükselmesi. Çok düştüğü zaman da, çok yükseldiği zaman da bu durum hücre için ölüm anlamına geliyor. Bunu güvenli aralıkta tutan NRF1 molekülü. Bizim varlığını keşfettiğimiz bu molekül iyi çalışmadığı zaman hastalıklar meydana geliyor. Bu keşiften sonraki adım artık bu molekülü bir ilaç ya da gıda ile harekete geçirmenin yollarını aramak” diyor.

KARACİĞER SİROZUNA KARŞI İLAÇ GELİŞTİRİLEBİLİR

Günümüzdeki en önemli metabolik problemin karaciğer yağlanması olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Hotamışlıgil “Bugüne kadar belli bir grup yağın karaciğerde birikerek yağlanmaya yol açtığını düşünülüyordu. Oysa orada her tür yağ birikiyor ve bunların içinde en toksik olanı da kolesterol. Kolesterol hücreye zarar veriyor ve çalışmasını bozuyor. Karaciğer yağlanması ile birlikte iltihap oluşuyor ve sonucunda da siroz ortaya çıkıyor. Biz NRF1 molekülünün bu süeç içinde de koruyucu rol üstlendiğini keşfettik. Şimdi bir ilaç firması karaciğer sirozunda NRF1 molekülü transferi yapmayı düşünüyor. Bilindiği gibi karaciğer yağlanmasına karşı herhangi bir ilaç yok henüz” dedi.

OBEZİTENİN ŞİFRESİ KAHVERENGİ YAĞ DOKUSUNDA GİZLİ

Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibinin keşiflerinden biri de birçok problemin cevabı olabilecek nitelikteki kahverengi yağ dokusu. Bu yapının yemek sonrasında sistemdeki yağ ve şekerin yüzde 50’sini ortadan kaldıran bir doku olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hotamışlıgil, laboratuvardaki çalışmalarında şişman kişilerde  bu dokunun iyi çalışmadığını gördüklerini söylüyor. Merkezdeki çalışmaları sonucunda, NRF1 molekülünün kahverengi yağ dokusunu da harekete geçirdiğini keşfettiklerini anlatan Prof. Dr. Hotamışlıgil, kahverengi yağ dokusuna bir virüse yüklenmiş NRF1 molekülünün enjekte edilmesi durumunda 2 hafta içinde şeker metabolizmasının düzeldiğini gördüklerini belirterek “Hastalanmış, dejenere olmuş dokuyu bile düzeltiyor. Bu da obezite, diyabet gibi hastalıkların tedavisi için son derece ümit verici” diye konuşuyor.

DOĞRU BESLENME İLE GENETİK RİSKİ DÜŞÜRMEK MÜMKÜN

Hastalıkların ortaya çıkışında çevresel faktörlerin yanında genetik yatkınlık da önemli yer tutuyor. Eskiden genetiğin statik olarak düşünüdüğünü söyleyen Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, “Ancak son yıllardaki bilgilere göre genetik sonucu, genetik şifrelerin açıldığı ortamın belirlediği ortaya çıktı. Buna epigenetik deniyor. Epigenetiği gebelik döneminde ya da erken çocukluk döneminde maruz kalınan etkiler belirliyor. Hamilelik döneminde annenin maruz kaldığı ve çocuğa aktardığı genetik yapıda bir değişiklik olmamasına rağmen, epigenetik unsurlar sebebiyle bazı genlerin davranışının değişmesi mümkün. İşin enteresan tarafı bu etkiler birkaç jenerasyon aktarılabiliyor. Dolayısıyla biyolojik genetik mirasımızı doğru beslenerek değiştirmek mümkün. Bebeklik ve gebelik dönemi çok hasas dönemler” diye anlatıyor.

 

BESİNLERİ HAFİFE Mİ ALIYORUZ?

Son 50 yıldır bilimde beslenmenin geri plana itildiğini ve yiyeceklerin sadece hastalıklarla ilişkilendirildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hotamışlıgil, “Bunun sonucunda ilaç endüstrisinde beslenmeyle beraber rahatça kullanılabilecek ve riskleri daha az olan maddeler neredeyse terk edildi. Bizim merkezimizin nihai hedeflerinden bir tanesi de gıdalar. Doğada on binlerce kolesterol molekülü var. Bazıları çok toksik, bazıları şahane moleküller. Bunların etkilerini teker teker çözmek istiyoruz. Bunları çözdüğümüzde mesela ekmeğin içinden bir molekülü çıkardığımızda ya da bir molekül eklediğimizde şahane bir gıda olabilir. Mesela bizim bulduğumuz NRF1 molekülü çok özel bir kolesterole bağlanıyor. Şu anda hangi gıda öğelerinin bu molekülü harekete geçirdiğini bilmiyoruz. Bu belki bir zeytinyağının içindeki molekül de olabilir, çok daha basit bir şey de henüz o düzeyde değiliz ama hayalimiz bunları teker teker ortaya çıkarmak” dedi.

72 MİLLETTEN BİLİM İNSANI BURADA

Boston’da düzenlenen “2. Metabolizma ve Yaşam Sempozyumu” öncesinde Sabri Ülker Genetik ve Metabolik Araştırmalar Merkezi’nde yapılan çalışmaları yakından takip etme şansı bulduk. Harvard T.H. Chan Toplum Sağlığı Fakültesi’nin 2 katında yer yer alan merkez, deyim yerindeyse 72 milletten araştırmacının buluştuğu bir bilim çatısı. Burada Amerikalı, Avrupalı, Asyalı ve Türk araştırıcılar vücutta var olan ve olağanüstü durumlarda harekete geçen savunma mekanizmasının şifrelerini çözmeye çalışıyor. Araştırıcılar bu yıl obezite ve metabolik hastalıklara yönelik tedavilere hedef olabilecek ve tüm vücut enerji dengesinde rol oynayan “kahverengi yağ dokusu” ve bunu harekete geçiren NRF1 molekülünü keşfetti. Bu keşiflerle, obezite ve kronik hastalıkların ortaya çıkışındaki eksik parçalardan çok önemli iki unsur tamamlamış oldu.

ONLAR KEŞFEDİYOR BİLİM DÜNYASI KULLANIYOR

“Bizim işimiz temel mekanizmaları keşfetmek” diyen Prof. Dr. Hotamışlıgil, “NRF1 molekülü bu yıl bu merkezde keşfedilen bir yapı. 25 yıldır hastalıklara yol açan mekanizmaları bulmaya çalışıyoruz. Bulduklarımızı herkesin kullanımına açık olarak yayınlıyoruz. Birileri bu bilgiyi alıp tedavi üretiyor. Şu anda bizim laboratuvarımızda keşfedilmiş ve geliştirilmiş çalışmalar var. Mesela, kronik hastalıkların tedavisinde önemli rol oynayan ve yağ dokusunun ürettiği bir hormon olan lipokini biz keşfettik. Bu konu ile ilgili ilaç klinikte test edilmeye başlandı. Dünyada sadece kronik metabolik hastalıklara odaklanmış az sayıdaki merkezden biriyiz. Metabolik tahribatın mekanizmasını çözüp, hastalık durumunda kilitlenmiş tasarımı tekrar eski hâline getirmeye çalışıyoruz. Ancak 2 sene içinde bir ilaç çıkaracağız bu hastalıkları bitireceğiz diye bir iddiamız yok” diyor.