Alkol tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri uzun yıllardır bilimsel araştırmaların odağında yer alıyor. Nature Health’te yayımlanan yeni bir çalışma, alkol tüketimi ile 20 farklı sağlık sonucu arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirdi. Araştırma, özellikle kanserler ve kronik karaciğer hastalıkları açısından alkol tüketiminin risk artışıyla ilişkili olduğuna dair güçlü kanıtlar ortaya koyarken, bazı kardiyometabolik hastalıklarda daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor.
Health effects associated with alcohol consumption: a Burden of Proof study
Alkol ve sağlık arasındaki ilişki karmaşıktır ve alkol tüketiminin çeşitli kardiyovasküler hastalıklar, kanserler ve diğer rahatsızlıklarla ilişkisine dair kanıtlar sürekli değişmektedir. Dahası, alkol tüketimiyle ilgili kılavuzlar büyük ölçüde farklılık göstermektedir. Burada, dört veri tabanında 16 sistematik inceleme gerçekleştirdik ve alkol tüketimi ile 20 sağlık sonucu arasındaki doz-yanıt ilişkilerini, Kanıt Yükü meta-analitik çerçevesini kullanarak 843 kohort ve vaka-kontrol çalışmasını analiz ederek muhafazakar bir şekilde yeniden değerlendirdik. Mevcut alkol tüketim düzeylerinin meme, kolorektal, özofagus, gırtlak, dudak ve ağız boşluğu, farinks, karaciğer, mide, pankreas ve prostat kanserlerinin yanı sıra pankreatit, siroz ve diğer kronik karaciğer hastalıkları, alt solunum yolu enfeksiyonları, tüberküloz ve atriyal fibrilasyon ve flutter riskinde artışla ilişkili olduğunu bulduk. Alkol tüketimi ile tip 2 diyabet, Alzheimer hastalığı ve diğer demanslar, iskemik kalp hastalığı, iskemik inme ve hemorajik inme arasında J veya U şeklinde ilişkiler bulduk. Düşük ve orta düzeydeki alkol tüketiminin potansiyel sağlık etkileri sonuçlara göre değişiklik gösterse de, yüksek düzeyde alkol tüketimi tüm sonuçlarda artan riskle ilişkilendirilmiştir.
Nature Health dergisinde yayımlanan yeni bir “Burden of Proof” çalışması, alkol tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla 843 kohort ve vaka-kontrol araştırmasını analiz etti. Araştırmacılar, alkol tüketimi ile ilişkili 20 farklı sağlık sonucunu inceleyerek mevcut bilimsel kanıtları yeniden değerlendirdi.

Çalışmanın bulgularına göre mevcut alkol tüketimi; meme, kolorektal, özofagus, gırtlak, dudak ve ağız boşluğu, farinks, karaciğer, mide, pankreas ve prostat kanserleriyle birlikte pankreatit, siroz ve diğer kronik karaciğer hastalıkları, alt solunum yolu enfeksiyonları, tüberküloz ile atriyal fibrilasyon ve flutter riskinde artışla ilişkilendirildi.
Araştırmacılar, özellikle bazı kanser türlerinde alkol tüketimi ile risk arasındaki ilişkinin tüketim miktarı arttıkça düzenli biçimde yükseldiğini belirledi. Çalışmanın değerlendirmesine göre alkolün en güçlü ilişki gösterdiği sonuç, nazofarenks dışındaki farinks kanseri oldu. Bu kanser türünde alkol tüketiminin ortalama maruziyet düzeylerinde riski en az yüzde 105 artırdığı hesaplandı.
Bulgular ayrıca siroz ve diğer kronik karaciğer hastalıkları, pankreatit, kolorektal kanser, gırtlak kanseri ile dudak ve ağız boşluğu kanserlerinde de anlamlı risk artışları olduğunu gösterdi.
Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de düşük düzey alkol tüketiminin bazı kanser türleri için dahi yüksek olmayan ancak ölçülebilir risk artışlarıyla ilişkili bulunması oldu. Araştırmacılar, günde 10 gramın altındaki tüketim düzeylerinde bile farinks, kolorektal, gırtlak, dudak ve ağız boşluğu, özofagus, meme, karaciğer, pankreas ve prostat kanserlerinde risk artışı gözlendiğini bildirdi.
Öte yandan çalışma, alkol ile bazı sağlık sonuçları arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığını da ortaya koydu. Tip 2 diyabet, Alzheimer hastalığı ve diğer demanslar, iskemik kalp hastalığı ile iskemik ve hemorajik inme için J veya U şeklinde ilişki saptandı. Buna göre düşük ve orta düzey alkol tüketimi bazı sonuçlarda daha düşük risk ile ilişkilendirilirken, tüketim miktarı yükseldikçe bu ilişkinin zayıfladığı veya tersine döndüğü görüldü.
Araştırmacılar, yüksek düzey alkol tüketiminin ise değerlendirilen tüm sağlık sonuçlarında risk artışıyla ilişkili olduğunu vurguladı. Çalışma yazarları, alkolün sağlık üzerindeki etkilerinin hastalığa göre farklılık gösterebildiğini, ancak özellikle kanserler ve kronik karaciğer hastalıkları açısından zararlı etkilerin tutarlı biçimde gözlendiğini belirtti.



















