Yeni bir araştırma, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) riskini 15 kata kadar artırabilen yalnızca üç nadir gen varyantı tespit etti. DEHB’nin büyük ölçüde genetik bir durum olduğu bilinse de, şimdiye kadar çok sayıda mutasyonla yalnızca düşük düzeyde risk ilişkisi kurulabiliyordu. Bu nedenle bulgu, araştırmacılar tarafından çığır açıcı olarak nitelendiriliyor.
Rare genetic variants confer a high risk of ADHD and implicate neuronal biology
Aarhus Üniversitesi liderliğindeki uluslararası ekip, MAP1A, ANO8 ve ANK2 genlerinde bulunan üç nadir varyantın DEHB gelişiminde doğrudan etkili olabileceğini ortaya koydu. Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Anders Børglum, “İlk kez, belirli nadir varyantların DEHB’ye yüksek yatkınlık sağladığını net şekilde gösterebiliyoruz,” diyerek bu mutasyonların gen işlevi üzerinde güçlü bir bozucu etkisi olabileceğini belirtti.
Araştırmada, Danimarka’da yürütülen iPSYCH çalışmasından yaklaşık 9.000 DEHB’li birey ile 54.000 kontrol katılımcısının genetik verileri incelendi. Bu veriler, beyin hücresi fonksiyonları ve kişilerin eğitim–sosyoekonomik durumlarıyla karşılaştırıldı. Nadir gen mutasyonlarını taşıyan kişilerin eğitim başarılarının ve sosyoekonomik göstergelerinin, genellikle DEHB’lilerde gözlenen seviyelerle benzer olduğu görüldü.
Varyantlar Beynin Temel Devrelerini Etkiliyor
Söz konusu üç gen varyantı, özellikle dopaminerjik ve GABAerjik nöronların işlevini etkiliyor. Bu hücreler dikkat, motivasyon ve dürtü kontrolünde kritik rol oynuyor ve DEHB’nin temel belirtileriyle yakından ilişkili. Genlerdeki bozulma, nöronlar arasındaki iletişimi zayıflatarak davranışsal belirtilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Çalışmanın yazarlarından Prof. Ditte Demontis, bu bulguların DEHB’nin beyin gelişimi ve işlevindeki aksaklıklarla yakından bağlantılı olduğunu desteklediğini belirtti. Ekip ayrıca bu üç genle etkileşim halinde olan proteinleri de analiz ederek, otizm ve şizofreni gibi diğer nörogelişimsel bozukluklarda rol oynayan geniş bir protein ağı tespit etti. Bu sonuçlar, farklı psikiyatrik durumlar arasında biyolojik bir bağ olabileceğine işaret ediyor.
Tanı ve Tedavide Yeni Bir Dönemin Kapısı Açılabilir
DEHB için ABD’de hâlâ belirli bir biyolojik tanı aracı bulunmuyor; tanılar tıbbi değerlendirmeler, görüşmeler ve gözlemsel ölçekler üzerinden konuluyor. Araştırmacılara göre genetik belirteçler, erken risk tespiti, aile farkındalığı ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları açısından önemli bir potansiyel taşıyor.
Prof. Børglum, “Artık DEHB’de nedensel rol oynadığı kesinleşmiş yüksek etkili varyantlara sahibiz. Bu bulgular, yeni terapötik hedefler belirlemek için daha derin mekanistik çalışmaların kapısını açıyor,” dedi.
Ekip, daha pek çok nadir ve güçlü etkiye sahip gen varyantının keşfedilmeyi beklediğini ve bunun DEHB’nin genetik yapısının daha net anlaşılmasını sağlayacağını belirtiyor. Araştırmanın ortak yazarlarından Jinjie Duan, yapılan hesaplamaların en az 17 ek genin daha yüksek olasılıkla DEHB ile ilişkili olabileceğini gösterdiğini ifade etti.



















