Tip 1 diyabet, milyonlarca insanın yaşamını insülin bağımlılığı ve uzun vadeli komplikasyonlarla şekillendiren kronik bir hastalık. Özellikle erken yaşta başlayan vakalarda yaşam kalitesi ciddi şekilde etkileniyor. Uppsala Üniversitesi Hastanesi öncülüğünde yürütülen yeni bir klinik çalışma, bu tabloyu değiştirebilecek potansiyele sahip: Gen düzenlemeli ada hücresi nakli, ilk kez bir insanda başarıyla uygulandı ve bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlara gerek kalmadan hayatta kaldı.
Uppsala Üniversitesi Hastanesi liderliğindeki araştırmacılar, uzun süredir tip 1 diyabetle yaşayan 42 yaşındaki bir erkek hastaya gen düzenlemeli donör ada hücreleri naklederek çığır açan bir başarıya imza attı. Bu hücreler, bağışıklık sisteminin reddetmesini önlemek amacıyla CRISPR-Cas12b teknolojisiyle B2M ve CIITA genleri silinerek düzenlendi; ayrıca CD47 proteini aşırı ifade ettirildi.
Nakil, hastanın sol ön kol kasına 17 farklı noktadan enjeksiyon yoluyla gerçekleştirildi. İşlem sırasında ve sonrasında hiçbir bağışıklık baskılayıcı ilaç, glukokortikoid veya anti-inflamatuar ajan kullanılmadı.
84 gün boyunca yapılan takiplerde, gen düzenlemeli hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından tanınmadığı ve reddedilmediği gözlemlendi. T-hücre aktivasyonu, antikor üretimi veya hücre öldürücü tepkiler oluşmadı. C-peptid düzeyleri yüksek kaldı ve karma öğün testlerinde arttı; hemoglobin A1c (HbA1c) değerinde yaklaşık %42’lik bir düşüş kaydedildi.
Görüntüleme teknikleriyle yapılan incelemelerde, nakledilen hücrelerin canlı kaldığı ve iltihaplanma olmadığı doğrulandı. Dört hafif yan etki bildirildi, ancak bunların hiçbiri doğrudan tedaviyle ilişkilendirilmedi.
Hastanın günlük insülin tedavisi devam etti; çünkü nakledilen hücreler tam doz yerine yalnızca %7’lik bir beta hücresi replasmanını temsil ediyordu. Bu nedenle çalışma, “hayatta kalma” ve “işlevsel yanıt” açısından bir ilk adım olarak değerlendiriliyor.
Araştırmacılar, bu gen düzenleme yaklaşımının ileride bağışıklık baskılayıcı ilaçlara gerek kalmadan tip 1 diyabet için küratif bir beta hücresi replasman tedavisine dönüşebileceğini belirtiyor. Bu gelişme, hastaların günlük yönetimini kolaylaştırabilir ve uzun vadeli komplikasyonları azaltabilir.



















