Ana Sayfa GETAT Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “doğal asıllı ilaç hammaddeleri ve fitoterapötikler”

Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, “doğal asıllı ilaç hammaddeleri ve fitoterapötikler”

Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan

W- Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan ile 2018 yılında “İlklerin Bilim İnsanı” ve 2020 yılında ‘Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan’dan “fitoterapötik” öneriler’ başlığında iki özel röportaj gerçekleştirmiştik. Değerli Bilim İnsanımızın güncel çalışmalarını almak istedik;
Sevgili Hocam çok başarılı bir akademisyenlik hayatınız ve sonucunda almış olduğunuz ödülleriniz var, sizi tekrar sizden dinleyebilir miyiz? İnovatif çalışmalarınızdan bahseder misiniz, buluşlarınız ve patenleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz? Güncel bilimsel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

İ.E.O.- Çok teşekkür ederim. 1993 yılında başladığım akademisyenlik hayatım halen hızla devam ediyor. 2016’dan beri Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde devam eden dekanlık görevimin gereği idari işlerimin yanı sıra, asli alanım olan bilimsel çalışmalarıma da devam ediyorum.

 

Araştırmayı çok seviyorum. Özellikle kendi uzmanlık alanım olan Farmakognozi kapsamında doğal asıllı ilaç hammaddeleri ve fitoterapötikler üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Bunların yanı sıra, doğal kozmetik formülasyonlar üzerine de çalışmalarımı genişlettim. Az sayıda ama çok gayretli ekibimizle birlikte hem bilimsel yayın hem proje hem tez hem de patentler üretmeye devam ediyoruz. Sanıyorum bu üretkenliğin sonucu olarak da birçok ödüle layık görüldüm. Ödül almak aslında insanı çok motive eden bir şey. Bu sizin ürettiklerinizi daha görünür kılıyor. Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi tarafından verilen hem teşvik hem de bilim ödülü; L’Oreal-Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) genç kadın araştırmacı ödülü, Gazi Üniversitesi Onur Ödülü, İVEK başarı ödülü, Altın Havan bilim ödülü gibi ulusal ödüllerim ile birlikte Dünya Bilim Kadınları Organizasyonu (OWSD) Asya-Pasifik Bölgesi genç bilim kadını ödülü, İslam İş birliği Teşkilatı COMSTECH bilim ödülü de aldım. Ancak beni çok mutlu eden son ödülüm Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından 2024 yılı kimya alanında layık görüldüğüm bilim ödülü. Bu ödülü Türkiye’den alan ilk eczacı bilim insanı olarak o da ayrı bir gurur vesilesi oldu. Henüz ödül töreni yapılmadı, heyecanla töreni bekliyorum.

Aslında bu ödüllere ilaveten, Ar-Ge çalışmalarımıza aldığımız ödüller de çok önemli benim için. Önceki yıllarda layık görüldüğümüz 4 adet Ar-Ge Ödülü ile 2 adet patent ödülüme ilaveten, üniversite-endüstri iş birliği kapsamında geliştirdiğim ağız spreyi formülasyonu, üniversitemiz hak sahipliğinde ticarileştirilen ilk ürünü oldu ve bu nedenle MESMAP-INNOVA Uluslararası Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Ar-Ge Proje Pazarı Yenilikçi Ürün ödülüne layık görüldü. Yine üniversite-endüstri iş birliği kapsamında geliştirdiğim fitozom formülasyonu DoctorClub Ödül programında finale kaldı. Sonucu bekliyorum. Bunlar da beni fazlasıyla teşvik eden ödüller. Layık görenlere, üniversitemiz üst yönetimine ve ekip arkadaşlarıma tekrar çok teşekkür ederim.

W- Bilimsel makaleleriniz, üyelikleriniz ve ilgi alanlarınızı paylaşır mısınız?

İ.E.O.- Nitelikli bilimsel makale üretmeye durmaksızın devam ediyoruz. Cumhuriyetimizin 100. yılı ve benim de akademik hayatımın 30. yılı olan 2023 yılında kendime çok önceden 300 adet uluslararası makale sayısına ulaşma hedefi koymuştum ve bu hedefi tutturdum. Ülkemizin her alanda üretmeye ihtiyacı var ve biz de kendi alanımızda buna katkıda bulunmak için çalışıyoruz. Tabii ki sadece yayın sayısı değil, yayınların niteliği de çok önemli. Özellikle araştırma üniversitesi statüsünde olan Gazi Üniversitesinde de buna çok önem veriliyor. Yayınlarımızın niteliğini artırmak için diğer üniversitelerle ve yurtdışındaki enstitü ve üniversiteler ile de iş birliğine devam ediyoruz. Birçok ulusal ve uluslararası kuruluşa üyeliklerim ve farklı görevlerim var; 2019 yılında Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) asli üyesi seçildiğimden beri, TÜBA’da aktivitelerime devam ediyorum. 2021 yılında İslam Dünyası Bilimler Akademisine (IAS) Türkiye’den seçilen ilk eczacı bilim insanı üye oldum ve orada da ülkemi temsil ediyorum. Avusturya İlaç Araştırma Enstitüsü (ADSI) ile çok dinamik bir iş birliğimiz var. ADSI’ın uluslararası bilim kurulunun ilk Türk üyesiyim ve şu anda da kurulun Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorum. Avrupa Fitokimya Derneğinin (PSE) 2019-2023 yılları arasında güneydoğu Avrupa ve Türkiye temsilciliğini yaptım, görev sürem yeni bitti. 2022 yılından bu yana Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisinin başkanlığını yürütüyorum. Meslek örgütümüzle yakından çalışmak güzel bir tecrübe. 2020-2023 yılları arasında Eczacılık Fakülteleri Dekanlar Konseyi Başkanlık görevini yürüttüm. Diğer yandan 2019’dan beri UNESCO çatısı altında konumlanmış olan “Organization of Women Scientists in Developing Countries (OWSD)” adlı uluslararası kuruluşun Türkiye Ulusal Grubunun başkanıyım. Bu organizasyonda da Türkiye’de kadın bilim insanlarının görünürlüğünün artırılması adına çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Onun dışında TİTCK, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı komisyonlarda görevlerim var. 2019’dan bu yana Eczacılıkta Uzmanlık Kurulu (EUK) üyesiyim. Ayrıca bu yıldan itibaren Sağlık Bakanlığı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) komisyonunda da görev yapmaya çalıştım. Bunlar iş yükünü artırıyor gibi görünse de kendimi çok geliştirdiğim ve kişisel olarak kendi bilgilerimi alana katkı olarak sunabilme fırsatı veren görevler.

Sorduğunuz üzere, ilgi alanlarım doğal asıllı ilaç hammaddelerinden yeni ilaç adayı olabilecek öncü moleküllerin bulunması, bitkisel sağlık ürünleri ile kozmetik ve nanokozmetik formülasyonlar geliştirmek üzere devam ediyor. Aslında çok fazla iş odaklı bir insan olduğumdan, başka alanlara ilgi duysam da aktivitelere katılacak vaktim pek olmuyor. İş nedeniyle fazlasıyla yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerim oluyor. Ama araştırma dışında en büyük ilgi alanım hayvanlar diyebilirim. Özellikle kedileri ve köpekleri çok seviyorum. Evde beslediğimiz kedilerimizin yanı sıra, hayvan barınaklarını da vakit buldukça ziyaret ediyorum. Ülkemizde gördükleri muamele ve yaşadıkları şartlar göz önüne alınırsa, sokak hayvanlarına yardım edebilmek beni çok mutlu ediyor. En büyük hayalim bir gün sokak hayvanları için çok modern bir bakım evi açabilmek. Bir de gayet düzenli olarak spor yapıyorum.

W- Farmakognozi ve fitoterapi alanı tercihlerinizin özel bir nedeni var mıdır?

İ.E.O.- Fakültede iken en sevdiğim ve başarılı olduğum derslerin başında Farmakognozi geliyordu. Ama mezun olurken akademisyen olmaktan ziyade eczane eczacılığı düşünürken, o zamanki Farmakognozi Anabilim Dalı başkanı olan ve akademik danışmanım da olan Sayın Hocam Prof. Dr. Bilge Şener’in yönlendirmesiyle bu alanda akademik kariyerime başladım. Bu yolda önümü açan hocama bir kez daha bu vesile ile şükranlarımı sunarım. Şimdi iyi ki de Farmakognozi ve Fitoterapi alanındayım diye düşünüyorum. Alanımı çok seviyorum, dünyada da çok popüler bir bilim alanı. En doğru tercihi yaptığım kanısındayım.

W- “Akılcı Fitoterapinin Temelleri”, “Doğadan İnsanlığa Hediye İlaçlar” ve “Kanıta Dayalı Fitoterapi” kitaplarınız “Fitofarmasist” özel uygulamanız ile bilimsel fitoterapiye büyük katkılar sağladınız. Ülkemizde fitoterapinin geldiği noktayı ve olması gereken yeri alabilir miyiz?

İ.E.O.- Çok teşekkür ederim. Uluslararası arenada birçok bilimsel yayınım var ama ülkemizde de başta eczacılar ve hekimler olmak üzere verdiğim konferans ve eğitimlerde, öğrenci derslerimizde fitoterapi alanında Türkçe kaynak eksikliği olduğunu gördüğüm için bu kitapları yazmaya karar verdim. Kendi açımdan meslektaşlarıma ve öğrencilerimize de katkım olsun istedim. Gerçi piyasada bitkilerin tıbbi etkilerine dair çok kitap var gibi görünüyor ama çoğu niteliksiz, abartılı bilgilerle dolu ve bilimsel dayanaktan yoksun.

Ülkemizde aslında fitoterapi eskiye göre çok daha iyi bir noktada. Biraz merdiven altı olmaktan çıktı ama daha yapılacak çok iş var. Sağlık Bakanlığımızın geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını resmi olarak tanımlaması fitoterapiye de resmiyet ve mevzuat kazandırdı. Bu çok önemli bir adımdı. Alana ilgi gösteren hekimlerin bilimsel anlamda sertifikalı eğitimlerle yetiştirilmesi de fitoterapi açısından bir kazanım oldu. Ancak hekimler açısından halen yeterli olmadığını kabul etmeliyiz. Tıp eğitimine fitoterapinin entegre edilmesi çok yerinde olacaktır. Zira fitoterapide hekimlerle çok yakın iş birliği yapmamız gerekiyor. TİTCK’da da geleneksel bitkisel tıbbi ürün ruhsatlandırmaları devam ediyor. Bildiğim kadarıyla bugüne kadar 39 ürün ruhsatlandırıldı ancak ürün sayısının artması gerekiyor.

W- Fitoterapi alanının paydaşları kimlerdir ve nasıl bir iklim oluşturulmalıdır?

İ.E.O.- Biraz önce de belirttiğim gibi, fitoterapi alanının en önemli iki paydaşı eczacılar ve hekimler. Bu alanda hekimlerimizin ön yargılarını kırmak, akılcı veya bilimsel fitoterapiyi onlara tanıtmak çok önemli. Bunun koca karı ilacı tabir edilen ürünlerle yapılmadığı, fitoterapötiklerin mucizevi etkileri olmadığı ancak rasyonel kullanıldığında koruyucu ve hafif hastalıkların tedavisince olumlu sonuç verdikleri, bunun yanı sıra yan etkileri ve ilaç etkileşmeleri konusunda hekimlerin bilgilendirilmesi gerekiyor. Zira tüm dünyada insanların bu ürünleri kullanma eğilimi çok yüksek ve talep var. Bu nedenle fitoterapötikleri gözardı edemeyiz. Diğer yandan bir diğer paydaşımız da hastalar. Doğal olduğu için zararsız oldukları yönünde halkımızda yerleşmiş yanlış algıyı kırmamız gerekiyor. Hekim ve eczacılarına bu ürünleri kullanırken bilgi vermeliler, hatta kullanmadan önce mutlaka danışmalılar. Tabii ki diğer paydaşımız da Sağlık Bakanlığı. Bakanlık bu konuda çok önemli adımlar attı ama halen yapılacak çok işler var. Belki gıda takviyeleri düşünüldüğünde Tarım ve Orman Bakanlığı da önemli bir paydaş sayılabilir. Sadece gıda takviyeleri açısından değil, tıbbi ve aromatik bitki yetiştirilmesinde, özellikle farmakope standartlarına uygun bitki yetiştirilmesinde Bakanlığın rolü çok kritik. Tarım ve Orman Bakanlığı da bu konuda yerinde adımlar attı, devlet ciddi teşvikler veriyor ama halen bitki türü ve biyoçeşitlilik açısından bir cennet olan ülkemizde bu konuda da istediğimiz seviyede değiliz maalesef. Her iki bakanlığın koordineli çalışması önemli.

W- Fitoterapi alanında lider ülkeler hangileridir ve bu ülkelerdeki başarılı uygulamaları alabilir miyiz? Ülkemizin fitoterapötik bitkiler açısından yeterliliği sanırım tartışılmaz, bu zenginliği nasıl değerlendirmeliyiz?

devam edecek……