Ana Sayfa Görüşler Özel Sağlık Kuruluşları Henüz Emekleme Döneminde

Özel Sağlık Kuruluşları Henüz Emekleme Döneminde

OHSAD Bşk.Yrd. & Memorial Med.Dir.

Uzm.Dr.Sema AKGÜN ile paylaşım;


W-
Farklı bir kariyeriniz var, hekimlikten ve ameliyathaneden uzaklaştınız mı? Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

S.A.- Anestezi uzmanıyım. 91 yılında Çapa’dan mezun oldum. 2000 yılına kadar anestezi uzmanı olarak çalıştım. Daha çok yoğun bakım hekimliği yaptım. Bir özel hastanenin anestezi ve yoğun bakım ekibinin sorumlusuydum. Daha sonra bir başka sağlık kuruluşunda yoğun bakım sonrası hastaların rehabilitasyon ile ilgili bir projede görev aldım ve burada başhekim oldum.

İlk yöneticilik hayatım da başlamış oldu. Hastanenin ruhsatlama süreçleri ile birlikte bürokrasi ile tanıştım. Birden fazla hastanesi olan bir sağlık grubu idi. Bütün başhekimlere aynı şekilde sirkülerler gidiyordu. Bütün bu raporlamalardan teorik olarak yöneticilik öğrendim. Daha sonra eski hastaneme genel direktör olarak tekrar döndüm. Yarı zamanlı hekim, yarı zamanlı yönetici olarak çalıştım. O dönem bunun mümkün olabileceğini düşünüyordum ama seneler içerisinde gördüm ki pek de mümkün olmuyor. Yöneticilik giderek daha fazla zamanımı almaya başladı. Yöneticiliği öğrendikçe bu işin ne kadar hassas dengeler üzerinde gittiğini anladım ve ikisinin bir arada yürütülemeyeceğini düşündüm. 

Memorial’a geçtikten sonra da sadece yönetici olarak hizmet verdim.  Hekimlikten biraz uzaklaştım, yöneticilik ise benim için ikinci bir kariyerdi. Hep iyi yöneticilerin; mesleki tatmini yaşamış olan, kliniği ve hastanenin birçok süreçlerini bilen başarılı hekimlerden olacağına inandım. Anestezi uzmanı iken hastalara tek tek dokunabiliyordum şimdi tüm hastalara ulaşabiliyor gibi hissediyorum. Hekimlikten doğrudan uzaklaştığımı düşünmüyorum ama o hassasiyetimi koruyarak yöneticilik yapıyorum.

W- Kariyer tercihinizi etkileyen ne oldu?

S.A.- İlk anestezi uzmanı olmaya karar verdiğimde “intern” hekimdim. Ortamını çok sevdim ama asıl cerrahiden daha cazip gelmişti..  Sonrasında yoğun bakım ilgimi çekti bir hastaya çok fazla odaklanabiliyorsunuz. O hastanın ayak ucunda her şeye hakim bir orkestra şefi gibi davranabiliyorsun. Çok keyifli ve başarılı bir hekimlik süreci geçirdim. Yöneticilik masterını ve MBA tamamladım. Hala gelişim için eğitimlerime devam etmekteyim çünkü yöneticilik engin bir deniz. Yöneticilik çok hassas dengelerin bir arada gittiği bir sistem. Puzzle gibi minicik bir parça eksik olsa resim bütünlenmiyor. Resmin bütününü kaçırmadan her parçayla tek tek ilgilenmek ve o dengeleri sağlamak, yeni projeler üretmek ve bu projelerin devam ettiği ve hayata geçtiğini görmek çok keyifli.

W- Sağlık sektörü ve özel sağlık kurumlarını etkileyen çok fazla gelişme yaşandı, en günceli ise SGK anlaşmalı özel hastanelerde farkın %90 a kadar çıkarılması. Bu konuda sizin ve vatandaşın gözünde olumlu-suz nasıl bir gelişme oldu?

S.A.- Fark konusu çok speküle edildi. Tabi ki önce neyin farkı olduğuna bakmak gerekiyor. Kamu ve SGK tarafında sağlık hizmetleri finansmanı konusunda çok ciddi kısıtlılıklar var, özellikle bütçeler çok kısıtlı. Hizmet kapsamı çok geniş ve devlet burada verilen her hizmetin karşılığını maliyetlerle paralel ödeyemiyor. Birçok hizmet maliyetin çok altında veriliyor. Daha küçük çaplı, daha farklı kurumsallaşması olan şirketler belki bu miktarlarla yetinebiliyorlar ama birçok ciddi çalışan kurum için bu rakamlar maliyetlerin altında kalıyor. %90 oranına baktığımızda da asıl önemli olan neyin  %90’ı olduğu. %70’ den   %90’ a çıkması çok anlamlı bir fark oluşturmadı çünkü; maliyeti düşük hizmetlerle uğraşanlar zaten bu işi bu şekilde de yapabiliyorlar ama karmaşık hastalıklarla, kompleks cerrahilerle, ciddi sorunlarla uğraşan hastaneler için ne devletin ödediği rakam, ne de %90 yeterli bir fark değil. Vatandaşın algısı ise; devletin ödedikleri rakamların maliyetin yüzde kaçı olduğunun farkında olmadığı için, bunun üstündeki farklara alınan ekstra ücretlere de çok tepki gösteriyorlar. Aslında bu alınan farklar ve ek alınan ücretler ancak ve ancak maliyeti tamamlama yönünde bir destek. Hastanecilik Son dönemde hiç karlı bir iş değil. Türkiye’de birçok hastane çok ciddi finansman darlığında. Zannedildiği gibi çok kolay para kazanılan bir alan asla değil. Çok ciddi ve yüksek maliyetle yapılan bir iştir.

W- Bununla birlikte “tamamlayıcı sağlık sigortası” uygulaması gündeme geldi. Bu nasıl işleyecek, bu konuda ön çalışma yaptınız mı?

S.A.- Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Türkiye’nin 10 senedir gündeminde olan bir konu. Bu işin paydaşı olan birçok kurum ve kuruluş, kamudaki birçok daire de bu konu üzerinde çalışıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortası, diğer ülkelerde görülen modelleriyle sağlık finansmanı konusunda kamunun riskini ve vatandaşın cepten ödeme riskini paylaşan bir sistem. Türkiye’de de yine sağlık finansmanı konusunun, özel sektörün, hizmet çeşitliliğinin, hasta ve hasta memnuniyetinin çok daha ileri gitmesine neden olacak bir sistem. Aynı zamanda Özel Hastaneler Derneği Başkan Yardımcısıyım. Sosyal güvenlik kurumu bir komisyon kurdu. Bu kurum çalışmaya devam ediyor ve ben de o komiteyle birlikte çalışıyorum. Daha ilk raporlar maliyeye ve hazineye ulaştı. Buradan bir açılım olabilirse gerçekten devrim niteliğinde bir adım atılmış olacak. Bu sistem Türkiye’ye özel olacak çünkü diğer ülkelerde devletin ödemediği bir takım hizmetler, vatandaşın ekstra tercihleri, otelcilik hizmetleri, temel ihtiyacın dışındaki diğer hizmetler şemsiye altında. Diğer ülkelerde maliyet ödeme sorunu olmadığı için hizmetleri tamamlaması gibi bir model yok ama Türkiye’de sağlığa ayrılan bütçe kısıtlı olduğu ve SGK’nın ciddi bütçe açıkları olduğu için maliyeti karşılayacak ödeme yapılamıyor. Tamamlayıcı S. Sigortası bunu tamamlayıcı şeklinde olacak.

W- Vatandaş nasıl bir poliçe ile karşı karşıya kalacak ve her sınıf özel hastaneden hiç bir masraf ödemeden faydalanabilecek mi?

S.A.-
Sigorta poliçesi, kişilerin sağlamken hastalanma riskine karşılık ödedikleri paradır. Hem kamu tarafında hem özel sigortalar tarafında ücret ödenmeden olması ideal sistem. Ancak kötüye kullanımları engellemek için şu andaki özel sigortalar sisteminde ve SGK sisteminde  olduğu gibi çok küçük katılımdeğer payları ödenecektir. Kaç çeşit poliçe olacağı ne şekilde olacağı, hangi özel hastaneleri kapsayacağı henüz net değil. Şu an kalın çizgileriyle tartışılıyor tamamlayıcı sigortalar. Çerçeve tamamlandıktan sonra daha teknik toplantılarla içeriği dolduracağız.

W- Hasta ilişkileri yönetimi yeni dönemde nasıl şekillenecek?

S.A.- Memorial Hastanesi açısından baktığımızda hasta ilişkileri yönetimi, hasta memnuniyetinin olmazsa olmaz bir unsuru. Hastanemiz kurulduğundan beri ciddiye aldığımız ve sürekli geliştirdiğimiz bölümlerimizden bir tanesi. Bize her şikâyetle gelen hastaya, kendimizi denetleme ve iyileştirme fırsatı sunduğu için önce teşekkür ediyoruz ve anında çözüm sunuyoruz. Bu algı ve yönetim şeklimiz de hiçbir zaman değişmeyecek.  Ancak bu  süreci yönetmek oldukça zor.

Özellikle acil hasta tanımlamalarından kaynaklanan sorunlar yaşıyoruz. Acil hizmetlerden yararlanacak hastalar için başbakanlık genelgesi ve yönetmeliklerimiz var. En yakındaki hastane dışında başka hastaneye gidemeyecek, mağdur, gerçekten zor durumda olan acil hastalara ilk müdahale sosyal güvenlik kapsamında para talep etmeden hizmet verilmektedir. Hastaların bu durumdayken yaşadıkları mağduriyetlerin ciddi bir şekilde incelenmesi gerekir. Ancak “Acil Hasta” kavramı tam tanımlanmadığı için sağlık sorunu olan birçok vatandaş kendini acil hasta zannederek acil hizmetini ücretsiz almaya çalışıyor. Bu aşamada ciddi şikayetler ve huzursuzluklar yaşanıyor. Biz de gerçek acil hastalarla normal hastaları ayırmaya çalışıyoruz. Konu ücret olduğu için insanlar para ödememenin yollarını arıyorlar. Acilden giren her hasta için tiriaj muayenesi denilen hastanın gerçekten acil olup olmadığını anlayabildiğimiz bir ön değerlendirme muayenesi yapılıyoruz. Bu uygulamayı hangi hastaların gerçekten acil müdahaleye ihtiyaç duyduğunu ayırt etmek için yapıyoruz. Ön muayenede acil hasta kategorisine girmeyen hastalara acil olmadıklarını ve isterlerse bizden isterlerse başka bir sağlık kuruluşundan hizmet alabileceklerini belirtiyoruz. Bu aşamada bizim acil olmadığını belirlediğimiz hastalardan bir takım şikayetler alabiliyoruz. Bu durumda etik ve ahlaki kurallar devreye giriyor. Hasta durumu, hastanelerin yükümlülükleri, hastane kaynaklarının doğru kullanımı gibi… 

Acil servislerin belirli bir kapasitesi var, gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını düşünerek Acil servise gitmemiz gerekiyor. Çünkü bizden sonra gelecek gerçekten acil olan bir hastada gecikmelere, geri dönüşsüz hasarlara neden olabiliriz. Dolayısıyla acil, sadece sıra beklememek ve para ödememek için gittiğimiz bir yer değil, gerçekten acil hastaların faydalanabileceği bir yer olarak düşünmek ve bu şekilde davranmak gerekiyor.  Son dönemlerde hem kamuda hem medyadaki yanlış anlaşılmalar yönetmeliklerin yanlış yorumlanmak istenmesinden kaynaklanan mağduriyetler, hasta şikayetleri maalesef var. Mutlaka hastane tepkileri de var ama kötü kullanmalar da oldukça fazla.   

W- “Hasta Yönetimi” , “Hastane Yönetimi” bunlar ayrı kavramlar mı? Özel sağlık kuruluşları bu konuda nasıl stratejiler geliştirmeli ve  izlemeli?

S.A.- Hasta yönetimi iki farklı başlıkta düşünülebilir.
Hastanede Hasta Yönetimi:  hastanın hastane içindeki sürecinde hastalığının yönetimi yani kişiye özel süreçlerin yönetimidir.  Kişinin hastaneye girişinden çıkışına kadar olan sürecindeki iyileştirmeler, kişinin özelliklerine hastalıklarına göre yönlendirilmeleri hastalığın önceki ve sonraki süreçleri, hastalıklar ortaya çıkmadan onları tahmin ederek kişinin hastalığını yönetmek bu sürece dahildir. Başlangıç döneminde olan ve şeker riski taşıyan hastanın zamanında kontrollere çağırılması zamanında tedbirlerin alınması o kişinin şeker hastalığını yönetilmesi demektir. 

Toplumda Hasta Yönetimi:   hastalık algı yönetimidir. Bu biraz da sosyal sorumluluk kapsamına girer. Belli hastalıkların öne çıkarılması, kişilerin zamanında hastaneye başvurularının sağlanması, gecikmelerinin önlenmesi, koruyucu hekimlik gibi süreçlerin hepsi hasta yönetimidir aslında.

Hastane Yönetimi ise; hastayı, çalışan personeli, malzeme kullanımınızı, kaynakların doğru kullanımını, finans dengelerini, bürokratik dengeleri içeren bir toplu pakettir. 
 
W- Sağlık hizmeti almada vatandaşın tercihini etkileyen faktörler nelerdir?

S.A.- Sosyo kültürel yapı, kişinin alışkanlıkları, kişilik özellikleri, tarzları kişilerin tercihini etkilemektedir. Bazen en yakın hastane, mahallenin hastanesi kavramı bile bu tercihi etkileyebilmektedir. Sağlık hizmeti alırken maalesef çok duyarlı olmuyoruz.
Evimize seçeceğimiz bir eşya için bile birçok alternatif bakarken sağlığımız için seçeceğimiz kurumlarda aynısını yapmıyoruz. Oysa sağlıklıyken hastaneleri ziyaret edip, kriterlerini değerlendirip ve ihtiyaç olunca  nereye gideceğimizi belirlememiz gerekiyor. Bazen tercihimizi yakınlarımızın gidip memnun kaldığı sağlık ünitesinden veya iletişim araçları ile duyduğumuz sağlık ünitesinde kullanıyoruz. Ancak sağlık hizmeti alırken oldukça bilinçli olmak, tedavi sürecinde uyanık ve sorgulayıcı olmak gerekiyor. Bilgilendirilme hakkımızı sonuna kadar kullanmamız lazım. Türk toplumunun genel alışkanlıkları içinde zor olsa da yapılması gerekenin bu olduğunu düşünüyorum.

W- Özel sağlık sigortaları ile yaşanan problemler nelerdir? Hasta mağduriyeti oluşuyor mu?
 
S.A.- Özel sağlık sigortalarının en büyük problemi kötüye kullanımlar. Dolayısı ile kötüye kullanmaya engel olmak için getirdikleri kısıtlamalar da hasta şikayetine neden olabiliyor zaman zaman. Resmin iki yönünü de görmek lazım, iki tarafta da haklılık payı fazla.

Özel sağlık sigortalarının kötüye kullanımdan dolayı finans sıkıntıları olmaktadır. Bunların değişmesi için ilk olarak toplumda sigortalılık bilincinin oturması gerekiyor. Kurumları gereksiz işlemler için zorlamamak gerekiyor.  Hastaneler olarak bizlerin de çok hassas olması gerekir. Gereksiz hiçbir işi yapmamamız ve yapılmamasını sağlamak gerekir. Bazen özel sağlık sigortalarında önlem alabilmek için aşırı gecikmeler yaşanıyor. Bunlar da sorun yaratabiliyor. Ancak diyaloğa çok açıklar ve her sorunu çözebiliyoruz.

W- SGK ile yaşanan problemler nelerdir? Hasta mağduriyeti oluşuyor mu?
 
S.A.- Sosyal güvenlik kurumunda da son derece iletişime açık bir ekip var hem özel hastaneler derneği ile hem bireysel hastanelerle iyi bir iletişim içindeler.  SGK’nında bütçe ve finansman sorunu var. Bizi anlıyorlar, dinliyorlar, iç dengesizlikleri düzeltelim diyorlar ama dip toplamda bütçenin dışına çıkaracak hiçbir öneriye sıcak değiller. SGK da hizmetler karşılığında maliyetin çok altında ödemeler yapıldığını biliyorlar. Ama Türkiye’de sosyal güvenlik veya kamu kaynakları tersine kullanılıyor. Türkiye’de sağlık harcamalarının %70’i ayaktan tedavi %30’u yatarak tedaviye harcanıyor.  Halbuki Avrupa örneklerinde bu %50-%50 hatta tam tersi %30-%70 olabiliyor. Hizmet kullanım frekansları ise çok yüksek. Frekanslar düşse ve sadece gerçek hastalara hizmet edebilir bir modele geçebilsek, kötü kullanımlara engel olsak,  ayaktan kullanım frekansları gerilese gerçekten hakkettiği hizmet bedellerini de ödeyebiliriz. Gerek bürokrasi tarafında gerek SGK tarafında hızlı çözümlere ihtiyaç varken çözümlerin yavaş olması sektörü darboğaza sokuyor.  

W- Acil hasta tanımı sizce nedir ve SGK ile bu sorun oluyor mu? Yaşananlardan örnekler alabilir miyiz?

S.A.- Dünya sağlık örgütünün özellikle sigortacılık sistemi için belirlediği bir tanım var. 30 tip hastalık acil olarak tanımlanmış. Acilden anladığımız;  24 saat içinde hayati risk taşıyan ani aciller. Ama tabi bunun birçok alt komponenti var. SGK ile Sağlık Bakanlığının acil konusuna yaklaşımı biraz farklı bu iki kurum farklılıkları ise sıkıntı yaratıyor.  Gündemimizdeki en önemli konulardan biri;  acil. Bir hastaya “Acil değilsin” demek “Hasta değilsin” demek gibi algılanmamalı. Tanım ve işleyişte ortak bir görüş oluşturacağımıza inanıyorum. Çünkü hasta mağduriyetleri kadar hastane mağduriyetleri başladı.  Sistemi gerçek mağdurlara, gerçek ihtiyaç sahiplerinin yararlanabileceği şekilde kötüye kullanım riskini minimum hale getirmek gerekiyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığına, bize, SGK’ya,  medyaya ve özel sigortalara düşen çok ciddi görevler var. 
 
W- SABİM ile iletilen hasta şikayetlerinde özel sağlık kuruluşları da muhatap olmakta mıdır?

S.A.- SABİM bütün ülke genelinde şikayet kabul ediyor. 4 dilde hasta başvurusu alıyorlar. Özel sağlık kurumları ile olan şikayetlerini  OHSAD’a yönlendiriyorlar..  Dernek olarak Sabim ile iyi ilişkiler içindeyiz. Yapıcı bir ekip var Sabim in başında. Gerçekten direk bu yaptırımlara cezalara dönüşmeden mağduriyetlerin gerekçelerini araştırarak mağduriyet giderme yönünde çalışmalar yapıyor. Bu şikayetleri bize döndürerek tekrar dönüp bakmamızı sağlıyorlar . Sabim ekibi de kötü kullanımla gelen şikayetler ile gerçek şikayetleri ayırt etmeye başladı.

W- SGK nın özel sağlık kuruluşlarına dönük cezaları hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Cezalarda amaçlanan nedir?

S.A.- Amaçlanan tabi ki  caydırıcılık. Bu cezalar seneler içinde sekil değiştirdi. Cezalarda birim miktarlar düştü. Çünkü bu cezalara neden olan hataların çoğu sehven yapılmış, faturalama döneminde bürokrasi karmaşası yüzünden çok volümlü fatura kesilmesi yüzünden yapılmış olan  ve küçük hatalardı. Şimdi daha çok kasti mi sehven mi ona dikkat ediyorlar. Ama buna rağmen cezalar için toplam üst sınır hala çok yüksek, sözleşmeler konusunda bizim taleplerimiz var. SGK  tarafı da bu konuda bazı maddeler için olumlu düşündüklerini ve olumlu gelişmeler olacağını soyluyorlar.

W- Türkiye Sağlık Turizmi konusunda bir cazibe merkezi midir? Sebepleri?

S.A.- Türkiye bulunduğu lokasyon,  turizm açısından cazibe merkezi olması ve  sağlık sektöründeki kalitesi nedeniyle sağlıkta da güçlü bir marka olma yolundadır. . Bir turistin sağlığı ile sağlık turizmi birbirinden tamamen ayrı konular. Bu kadar fazla turist alan bir ülkede turist sağlığı da önemli. Bu konuda ciddi kurallar ve kontroller olmalı. Sağlık turizmi ise tümüyle sağlık hizmeti almak için yurtdışından gelen hastaları kapsamaktadır. Türkiye’nin yakın coğrafyasını düşünürsek, sağlık konusunda en gelişmiş ülke olduğunu belirtmeliyim. Sağlık tesislerinin, sağlık kurumsallaşmasının geldiği nokta, dünya ölçekleri ile başa çıkabilir, rekabet edebilir hatta bazı alanlarda daha üst seviyededir.

Türkiye’de  40  civarında JCI akredite sağlık kurumu var. Amerika’dan sonra en fazla JCI akredite hastanenin olduğu ülke Türkiye. Sağlıkta bilgi birikimi de çok önemli. Çok kaliteli hekimler yetişiyor.  Ciddi bir hastanecilik motivasyonumuz var. Özel hastanecilik sektörü çok hızlı büyümektedir.. Dolayısı ile kamu kaynakları, kamu yönetimi ile özel sektörün kaynakları ve yönetimi bir arada çalışmalar yaparak dünyaya bunu çok iyi tanıtmaları lazım. Türkiye algısı ve imajı düzeldikçe sağlık turizminin de önü çok açılacaktır. Dünyada sağlık turizminde çok ciddi bir hacim var ve tutar bazında yaklaşık 300 milyar dolarların yıllık ciro var. Türkiye’nin bu pastadan aldığı pay çok daha fazla olabilir. Asya ülkeleri, uzak doğu ülkeleri bile ciddi pay alırken, bizim %1-2 lik pay almamız ne kadar emekleme döneminde olduğumuzu gösteriyor. 

W-  Artan sağlık ihtiyacını karşılamada yanlış değilsem personel sıkıntınız var. Bakanlık kadro kısıtlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu çözmede önerileriniz neler?

S.A.- Planlama kalın çizgileriyle doğru. Sağlıkta büyümeyi kontrol altına almayan ülke neredeyse yok. Oysa bu süreç kademeli planlanıyor ve uygulanıyor Özel sektör koşarken birden önüne duvar çıktı ve maalesef duvarda takıldık. Bizi etkileyen en önemli gelişme kadro ve yeni bölüm açmadaki kısıtlamalar oldu. Ülkenin hekim,  hemşire, sağlık çalışanı, sağlık yöneticisi kaynağı çok kısıtlı. Bunu en verimli kullanabileceğimiz bir yapılanmaya gitmemiz gerekiyor. Belli korkularla, belli çekincelerle yapılan uygulamalar kaynakların tam kullanılamamasına neden oluyor. Karşılıklı güven temelinde ve  iyi denetlenebilen bir sistem geliştirilse, karşılıklı verimli kullanılacak kazan-kazan modelleri  oluşturabiliriz. Bu anlamda hekim, kamu ve hastaneler bazında bir anlayışa ihtiyaç var. O anlayış sağlandıktan sonra akılcı formüller geliştirilebilir. 5 senedir büyümesine imkan verilmeyen, yeni özel hastane açamayan, yeni personel alamayan, yeni veya ek bölüm açamayan kurumlar maalesef küçülmeye mahkumdur. 

W-  İthal sağlık personeli Türkiye’ye gelir mi? Gelirse hangi gruplar istihdam edilebilir ?

S.A.- Bu zannedildiği kadar büyük rakam değil. Çünkü Türkçe konuşma şartı var. İkinci düzey dil sınavından not almaları gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde çalışanların dışında zaten böyle bir kaynak yok. Amerika’ya  veya başka ülkelere gitmiş oralarda ihtisas yapmış Türkler zaten Türk vatandaşı oldukları için yeni bir kaynak da değil. İthal sağlık personeli olabilecek 2000 civarında Türk tıp fakültelerinde okumuş hekim varlığı söz konusu. Yarısının gelmeyeceğini varsayarsak, gelecek 1000 hekim var ki henüz bu yasa çıktığından bu yana ne gelen ne  de başvuran var. Türk dili yaygınlaşmadıkça bir kaynak teşkil etmeyecek. Bu arada devlet, sağlık serbest bölgeleri planlıyor, buralarda sadece yabancı hastalara hizmet vermeyi planlıyor . Buradaki hekimler için Türk dili şartı aramayacağını belirtmekter. Serbest bölgeler onların planladığı ölçüde sadece yabancı hastalara hizmet vermesi pek inandırıcı değil de yatırımcı da hasta beklemek istemez böyle bir riski şu an almak mümkün gözükmemekte fakat  bu gibi projeler zaman içinde geliştirilebilir. 

W- Türkiye’de özel sağlık kurumu yönetiminde başarılı mıdır? Neyi iyi yapmaktayız, neyi daha iyi yapabiliriz?

S.A.- Özel sağlık kurumları ve hastanecilik gerçekten henüz emekliyor. Kurumsallaşmış firmalarımız var ama kurumsallaşmayı bekleyen firmalar da var. Hastane yönetimi çok ciddi bir eğitim programı ve Amerika’daki en pahalı eğitim programlardan biri. Hastane yöneticilerine eğitimi çok iyi vermemiz gerekir. Eğitimcilere çok büyük işler düşüyor. Eğitimcisi ve  profesyoneli az olan bir sektör. Gelenekleri henüz oturmamış. Sağlık kuruluşları ve tıp merkezleri denildiğinde küçücük polikliniklerden dev hastane komplekslerine kadar heterojen bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla hepsini aynı kalitede işliyor hale getirmek çok zor. Bu bir süreçtir ve  Türkiye’deki kurumsallık anlayışı oturmuştur. İnsan kaynağı arttıkça daha iyi yapar hale geleceğiz. Hastane yönetiminde  Memorial olarak bence medikal yönetim ile işletme yönetimini çok iyi dengeliyoruz. Çünkü işletme yönetimi finansın, kaynakların yerinde, zamanında verimli kullanılması önemli ve de destek hizmetlerin çeşitliliği, yapılanması da çok önemli. Ahenkli çalışma barışını, sağlıktaki gelişmeleri günü gününe hatta hekimlerin de önünde takip eden, hasta güvenliğini en merkeze koyan bir tıbbi yönetim olmalı. Bence Memorial olarak en güzel yaptığımız şey bu…

W- OHSAD olarak Türkiye’nin gelecek için sağlık politikası ne olmalı çalışmanız oldu mu?

S.A.- Bu konuda çok yeni bir çalışmamız var. OHSAD olarak III. Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantısında bir konferans  yaptık : “Sağlıkta Gelecek”. Çok verimli idi devamını yapmaya gönüllüyüz. 7-8 saat sürdü ve içi dolu dolu tartıştık. Devletin, SGK ve Sağlık Bakanlığının,  sigortacıların vd. özel sektörün katılımı çok iyiydi. Ortaya çıkan rapor da çok iyi oldu. Yakında paylaşıma sunacağız. Alacağımız çok yol olduğunu gördük.

W- Memorial grubunun vizyonel hedeflerini ve yeni projelerini paylaşır mısınız?
 
S.A.-
Sağlıkta en iyi olmak… Dünyada iyi olmak…  Büyümek… Çünkü büyümeyen kurumlar küçülmeye mahkumdur. Hasta güvenliğini, etik anlayışımızı, çalışan memnuniyetini öncelik veren kurum kültürünü  bir hastanecilik kültürü olarak ülkeye yerleştirmek ve Memorialı’ bir dünya markası yapmak

W- Hekimlere hastane yöneticiliği kariyer planı için tavsiyeleriniz neler olur?

S.A.- Başarılı  hastane yöneticileri, medikal direktörler mesleğinde iyi olan hekimlerden olmalı.  Mesleğinde başarılı, tatminin sağlamış, işi bilen hastaneciliği tatmış hekimlerin yöneticiliğe adapte olması çok kolay. İlk yıllar biraz zor geçse de iş tatmini çok yüksek olan bir profesyonellik olduğunu söylemeliyim. Tüm hekim arkadaşlarıma bu kariyeri öneririm. Yönetici niye var; organize etmek için ama daha çok ateş söndürmek için, sorun çözmek için ama iyi planlama ve öngürü, yani sorunları oluşmadan engellemek asıl hedef. Sıkıntıların göbeğinde yöneticiler var,  bu durum birazda gönüllü olmak gibi algılanabilir. 

W- Sizin vizyonel hedeflerinizi almamız mümkün mü? Paylaşım için çok teşekkür ederiz.

S.A.- Kurumun hedefleri  ile benim vizyonel hedeflerim tabi ki örtüşüyor. Bir miktar dernek aracılığı ile olan hedeflerimde  var. Bizler çok şanslı hekimlerdik. Dönemimizde çok iyi hocalar tarafından yetiştirildik. Öğrenci olarak kaliteli bir eğitim aldık. İyi rol mollerimiz vardı. Şimdiki arkadaşlarla kıyaslandığında İhtisasımızı daha  kolay yaptık, ihtisası bitirdikten sonra ülkedeki çalışma şartları daha farklıydı. İstediğimiz hedeflediğimiz yollardan yürüyebildik.

Şimdiki yeni genç sağlık çalışanlarında genel depresyon ve mutsuzluk hali var. Son dönemde yaşananlar, tam gün yasası,özel sektörün darboğazı , genç sağlık profesyonellerini bu duruma sürüklüyor. Hekimler kendilerini mutsuz hissediyorlar. Yeni hekimler için ben elimden geleni yapmayı çalışıyorum, bunu bir sosyal sorumluluğum olarakgörüyorum.  Eğitimcilerle konuşarak dernek aracılığı ile sektör üzerinden gayret içindeyiz Memorial’da ise barış içinde ve çok mutluyuz. Burası bizim için kurtarılmış bölge. Gururlu ve mutluyum herkes de yaptığı işe en az benim kadar saygı duymalı, sevmeli, çünkü hastalara çok kötü yansır.Özel sağlık  sektörü büyürken, sağlık çalışanı eğitim planlaması da yapılmalıydı. Yetişmiş insan kaynağının ne şekilde istihdam edileceği baştan planlanmalıydı.  İlk 4 seneki plansız büyümenin faturası ikinci 5 senede çıktı. Şu anda sektörde özellikle ciddi hemşire sıkıntısı çekiliyor. Hem hekimler hem hemşireler için hekim yardımcısı, hemşire yardımcısı görevleri ve eğitimleri tanımlanmalı. Hemşirelik liseleri kapatılacağına hemşire yardımcısı yetiştirilmeli ve bu çocuklar çalışırken uzaktan erişimle lisan tamamlayabilmeli ve hemşire olabilmeli.

W- Paylaşımlarınız için çok teşekkür ederiz