Araştırmalar, 2025 yılına kadar yaklaşık 24 milyon Amerikalının uyku apnesiyle mücadele edeceğini ve bu vakaların %90’ının teşhis edilmemiş olacağını öngörüyor. Yeni bir çalışma, küresel ısınmanın bu durumu daha da kötüleştireceğine dikkat çekiyor.
Sıcaklık Artışı OSA Riskini Artırıyor
Avustralya’daki Flinders Üniversitesi’nde yapılan araştırma, artan sıcaklıkların obstrüktif uyku apnesi (OSA) vakalarını ve şiddetini artırdığını ortaya koydu. Araştırma görevlisi Dr. Bastien Lechat, “Daha yüksek sıcaklıkların, bireylerin belirli bir gecede OSA yaşama riskini %45 artırdığı görüldü” dedi.
Uyku Kalitesi ve Toplumsal Eşitsizlik
Yatak odası sıcaklığının uyku kalitesini düşürdüğü daha önceki çalışmalarla da destekleniyor. Özellikle klima gibi soğutma olanaklarına erişimi olmayan düşük gelirli kesimlerin, OSA riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor.
Veriler Ne Diyor?
116.620 kişiyle yapılan çalışmada, katılımcıların yaklaşık 500 gece boyunca uyku verileri izlendi. Bu veriler, aynı günlere ait sıcaklık bilgileriyle eşleştirilerek analiz edildi. Sonuç: Artan sıcaklıklar, sadece bireysel sağlığı değil, toplum genelinde üretkenliği ve refahı da tehdit ediyor.
Sağlık ve Ekonomik Yük Artıyor
2023 yılı itibarıyla, küresel ısınmaya bağlı olarak OSA kaynaklı 800.000 sağlıklı yaşam yılı kaybedildiği tahmin ediliyor. Bu kayıp, bipolar bozukluk veya Parkinson hastalığı gibi diğer ciddi rahatsızlıklarla benzer düzeyde. Ayrıca bu durumun, sadece 29 ülkede yıllık 98 milyar dolarlık ekonomik zarara yol açacağı öngörülüyor.
Politika ve Müdahale Gerekliliği
Araştırmacılar, OSA’nın iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ve bu nedenle politika değişikliklerine acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Özellikle düşük gelirli ülkelerde, daha uygun uyku koşullarının sağlanması ve teşhis oranlarının artırılması gerekiyor.
Geleceğe Yönelik Adımlar
Profesör Danny Eckert’e göre, bu çalışma uyku sağlığı ile iklim değişikliği arasındaki bağı gözler önüne seriyor. Araştırmacılar, bundan sonraki adımların, sıcaklık dalgalanmalarının OSA üzerindeki etkilerini azaltacak müdahale stratejilerine odaklanması gerektiğini belirtiyor.



















