Sağlık Bakanlığı tarafından özel sağlık kuruluşlarını düzenleyen alt düzenleyici işlemlerde yıllar içinde yapılan değişikliklerle, esas çalışma biçimlerini düzenleyen kanunlara aykırı olarak farklı adlar altında çalışma biçimleri türetilmiştir.
Bir işverene bağlı olarak, belirli bir mekanda, işverenin belirlediği saatler içinde çalışmayı düzenleyen sözleşmeler hizmet sözleşmesi (iş akdi) olduğu halde, hekimlere zorla fiili olarak var olmayan muayenehane açılışları yaptırılmış, şirketler kurdurulmuş; buralardan “hizmet alımı” yapıldığına ilişkin sözleşmeler imzalanmıştır. Bu yolla işverenler, hekimlerin en temel hakları olan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin hakkı, ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma ücretleri, fazla mesai/nöbet ücretleri gibi ödemelerin yanı sıra hekimlerin işsizlik sigortası ile emekli aylıklarına yansıyacak sosyal güvenlik primi ödeme külfetinden kurtulmayı amaçlamıştır. Yine bu yolla hekimlerin, iş güvenliği talep etme hakkı, şiddete uğramalarını da kapsayan iş kazası ve meslek hastalığı güvenceleri ile işe iade hakkı ortadan kaldırılmıştır. Hekimler fiilen olmayan şirket ve muayenehaneler dolayısıyla yasal sorumluluklar üstlenmek, muhasebe işleri vb. nedenlerle mali yükler almak, vergi cezaları gibi yaptırımlara katlanmak zorunda kalmıştır.
Özel sağlık kuruluşlarınca hekimleri çalışan olarak haklarından mahrum bırakan bu tür sözleşmelerin giderek yaygınlaşmasına göz yumulmuş; ardından vergi ve sigorta primlerinde kayıplar görmezden gelinerek vergi mevzuatının ruhuna tümüyle aykırı hükümle, hekimler bağlı çalışan olmasına karşın kanunda “serbest meslek erbabı sayılanlar” arasına eklenmiştir.
Son olarak 2025 yılında tümüyle “yeniden” düzenlendiği kabulüyle yapılan yönetmelik değişiklerinin ardından 1219 sayılı kanunun 12. maddesine, hekimlerin 5510 sayılı kanunun 4. maddesinin 1. fıkrasının ( a ) bendi kapsamında çalışacakları eklenmiş ve hekimlerin en fazla iki sağlık kuruluşunda çalışabilecekleri kuralı getirilmiştir.
Hekimler, on yıldan uzun süredir giderek belirsizleşen, bozulan, kuralsızlaşan çalışma koşullarının içinde özel sağlık kuruluşlarının dayatmaları karşısında, ilgili ve yetkili idarelerin denetimden kaçınmalarının da sonucu olarak gerçek statülerine aykırı şekilde sosyal güvenlik ve vergilendirmeye tabi tutulmuşlardır.
Geçiş dönemi olarak (Yönetmelik ile belirlenen sürenin gerekçesiz olarak ötelenmesinin yanında) belirlenen 1 Haziran tarihi yaklaşmışken Sağlık Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından taşra teşkilatına gönderilen yazıların sadece hekimlere özgülendiği, özel sağlık kuruluşlarının işveren olarak yükümlülüklerine dair özel vurguların yapılmadığı, hekimlerin yeniden geçiş sürecinde kayba uğratılmaması gerektiğine işaret edilmediği görülmektedir.
Türk Tabipleri Birliği’ne ve tabip odalarına gelen başvurulardan da ortaya çıktığı gibi mevzuatın istisna hükümlerinde yapılan değişiklikler ile kimi statülerin devamlarının sağlanmasından da kaynaklı olarak aynı uzmanlık alanında ve görünür işleyişte aynı “şekilde” çalışan hekimlerin arasında dahi benzer çalışmanın, statünün, uygulamanın bulunmadığı görülmektedir. İl sağlık müdürlüklerine başvuran hekimlere açıklayıcı, doyurucu bir yanıt veremeyen idarelerin hekimlerin “cezalandırılması” için yapılan denetimlerde ısrarlı olduğu da bilinmektedir.
Tüm bunlar göz önüne alınarak, hekimlerin yeni dönem için tüm sorularının asıl muhatabının Sağlık Bakanlığı olduğu açık olmakla birlikte, sosyal güvenlik, vergi, sağlık mevzuatının parçalı ve “birbirini görmez” yapısının yarattığı belirsizlik aşılmaya çalışılarak aşağıdaki kısa bilgi notu hazırlanmıştır.
Dipnotlar[1] Bu metinde geçen “özel sağlık kurum ve kuruluşu”, “özel sağlık kuruluşu” ve “sağlık kuruluşu” ibareleri, özel hastaneleri, tıp merkezlerini ve poliklinikleri ifade etmektedir.
[2] Bu metinde geçen “hekimler” ibaresi, “hekim” ve “uzman hekimleri” ifade etmektedir.



















