Koçak Farma Genel Müdürü Dr. Levent Sönmez ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin ilk bölümünde, yerli ilaç endüstrisinin küresel rekabetteki konumunu ve biyoteknolojik bağımsızlık hamlelerini ele almıştık. Söyleşimizin ikinci ve son bölümünde ise Dr. Levent Sönmez ile sektörün geleceğini şekillendirecek nitelikli insan kaynağı vizyonunu, hekimlikten üst düzey yöneticiliğe uzanan kişisel liderlik yolculuğunu, “Ancora imparo” felsefesini ve genç yönetici adaylarına yol gösterecek tavsiyelerini konuşuyoruz.
W- Türk ilaç endüstrisinin geleceği için umutlu olmamızı sağlayan en güçlü yönlerimiz nelerdir?
Koçak Farma Genel Müdürü Dr. Levent Sönmez– Türkiye’nin güçlü bir ilaç üretim kültürü, deneyimli yöneticileri, hekimleri, eczacıları, mühendisleri ve bilim insanları var. Bunun yanında biyoteknolojik üretimin sahadaki ihtiyaçlarını karşılayacak teknik insan kaynağını da yetiştirmemiz gerekiyor.
Diğer taraftan yapay zekâ ve otomasyon birçok işi dönüştürecektir. Gelecekte rekabetin belirleyici temel unsurunun, daha fazla insan çalıştırmak değil, daha nitelikli ve teknolojiyle birlikte çalışabilen insan kaynağına sahip olmaktan geçeceğine inanıyorum.
İlaç sektörünün stratejik bir sektör olduğunu kabul ediyorsak, eğitim politikalarımızın da bunu yansıtması gerektiğini düşünüyorum.
Üniversitelerimizde biyoteknoloji, biyoproses, ilaç geliştirme, analitik bilimler, yapay zekâ ve veri bilimi gibi alanlarda daha fazla uzmanlaşma sağlayabiliriz. Ancak bununla da yetinmemeliyiz. Meslek yüksekokullarımızı ve teknik eğitim sistemimizi de sektörün gerçek ihtiyaçlarıyla çok daha güçlü biçimde buluşturmalıyız.
Çünkü yüksek teknolojiye sahip bir biyoteknolojik üretim tesisinin ihtiyacı yalnızca doktora yapmış bilim insanları değildir. O teknolojiyi sahada uygulayacak; hücre kültürünü, biyoprosesleri, kalite sistemlerini, analitik cihazları, otomasyonu ve üretim süreçlerini bilen nitelikli teknik insanlara da ihtiyaç vardır.
Türkiye’nin ilaç ve biyoteknoloji alanında “sektör için insan kaynağı yetiştirme modeli” oluşturabileceğine inanıyorum. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın “Sektör Kampüste” gibi mevcut uygulamaları da bu yaklaşım için önemli bir başlangıç noktası.
Bence geleceğin insan kaynağı, yalnızca bilim insanı veya mühendis olmayacak.Bilimle üretimi, üretimle veriyi, veri ile yapay zekâyı ve bütün bunları ticari ihtiyaçlarla birleştirebilen, disiplinler arası ekiplerden oluşacak.
Nitekim ünlü fizikçi ve kozmolog Max Tegmark da Yaşam 3.0 adlı kitabında, yapay zekanın geleceğine dair kurguladığı senaryolarda, insanlığın en parlak geleceğinin yapay zeka ile karşı karşıya gelerek değil, onunla barış içinde bir arada ürettiği ortak bir ekosistemle mümkün olacağını belirtir. Gelecekte fark yaratacak olan şeyin, yapay zekanın tek başına gücü değil, insan aklıyla yapay zekayı ticari ve bilimsel hedefler doğrultusunda birleştirebilme becerisi olacağına inanıyorum.
İkinci güçlü yönümüz ise üretim altyapımız. Türkiye’de uluslararası standartlarda üretim yapabilen, farklı farmasötik teknolojilere sahip ve giderek daha yüksek katma değerli ürünlere yönelen güçlü bir ilaç sanayisi bulunuyor.
Üçüncü gücümüz ise coğrafi konumumuz. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Türk Cumhuriyetleri ve gelişmekte olan pazarlara yakınlığımız Türkiye’yi yalnızca bir üretim ülkesi değil, bölgesel bir ilaç ve yaşam bilimleri merkezi haline getirebilecek önemli bir avantaja dönüştürüyor.
Ancak bu avantajları birbirinden bağımsız düşünmemeliyiz.
İnsan kaynağı, üretim altyapısı, bilim, yapay zekâ ve girişimcilik aynı ekosistemin parçaları.
Ben Türkiye’nin gelecekte yalnızca kendi ilaç ihtiyacını karşılayan bir ülke olacağına değil; sahip olduğu üretim gücünü bilim ve teknolojiyle birleştirerek çevresindeki geniş coğrafyanın önemli ilaç ve yaşam bilimleri merkezlerinden biri olabileceğine inanıyorum.
Yeter ki bugün sahip olduğumuz insan kaynağını, yarının teknolojilerine göre yetiştirelim ve gençlerimizi yalnızca iş arayan değil, yeni teknolojiler geliştiren ve üreten bir nesil olarak hazırlayalım.
W- Tıp doktorluğu altyapınızın üzerine inşa ettiğiniz ve uzun yıllara dayanan satış-pazarlama kökenli yöneticilik tecrübenizin, bugün Genel Müdürlük rolündeki stratejik kararlarınıza ve liderlik yaklaşımınıza yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
L.S.- Bugün yöneticilik anlayışımda mesleki hayatımın üç farklı deneyiminin birbirini tamamladığını düşünüyorum: Tıp, işletme eğitimi ve uzun yıllara dayanan satış-pazarlama yöneticiliği.
Hekimlikte çok temel bir yaklaşım vardır: Hastayı dinlemeden, iyi bir anamnez almadan teşhis koyamazsınız. Önünüzde bir semptom vardır ama o semptomun arkasında bir insan, bir hikâye ve bir neden bulunur. Bana göre iyi yöneticilikte de benzer bir yaklaşım geçerli. Bir problemi yalnızca görünen sonucu üzerinden değerlendirmek yerine, önce dinlemek, doğru soruları sormak ve asıl nedeni anlamak gerekir.
Tıp eğitiminin bana kazandırdığı en önemli bakış açılarından biri de şu oldu: Her zaman yalnızca bir hastalık değil, o hastalığı yaşayan bir hasta vardır. İlaç sektöründe bu perspektifin ayrıca çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizim işimiz yalnızca bir ürün geliştirmek veya üretmek değil; bir tedavi ihtiyacına cevap vermek.
Hekimlik eğitimim, ilaçların etki mekanizmalarını, klinik değerini ve sağlık profesyonellerinin ihtiyaçlarını anlamam açısından da önemli bir avantaj sağladı. Bir ilacın hekim, eczacı veya diğer sağlık profesyonelleri açısından ne ifade ettiğini ve karar süreçlerinde hangi bilimsel ve klinik unsurların önem taşıdığını daha kolay okuyabiliyorum.
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki işletme programı eğitimim ise bana şirketi bir bütün olarak görmenin teorik ve analitik çerçevesini kazandırdı. Üretim, finans, bilanço, maliyet, organizasyon, pazarlama ve yönetim gibi alanların birbirinden bağımsız olmadığını; bir şirketin başarısının bu unsurların birlikte yönetilmesine bağlı olduğunu öğrendim.
Bu eğitim özellikle yöneticilik hayatımda önemli bir temel oluşturdu. Çünkü bir Genel Müdürün yalnızca kendi uzmanlık alanını değil, şirketin finansal yapısını, kaynaklarını, organizasyonunu, pazarını ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini birlikte değerlendirmesi gerekiyor. Bir kararın satışa etkisi kadar bilançoya, insan kaynağına, yatırıma ve gelecekteki rekabet gücüne etkisini de görebilmek gerekiyor.
Satış ve pazarlama tecrübem ise bütün bu teorik çerçeveyi gerçek hayatla buluşturdu. Pazarı dinlemeyi, müşterinin ve sağlık profesyonellerinin gerçek ihtiyacını anlamayı, rekabeti okumayı, değişimi erken fark etmeyi ve bütün bunları sonuç üreten bir stratejiye dönüştürmeyi öğretti.
Bugün Genel Müdür olarak bu üç deneyimin birbirini tamamladığını düşünüyorum:
Sonuç olarak; Tıp bana insanı ve ihtiyacı anlamayı; işletme eğitimi şirketi ve kaynakları bir bütün olarak görmeyi; satış ve pazarlama ise pazarı, rekabeti ve strateji üretmeyi öğretti.
Ben liderliği insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemekten ziyade, neden yaptığımızı anlatmak, onları dinlemek ve ortak bir hedef etrafında birlikte hareket edebilecekleri bir güven ortamı oluşturmak olarak görüyorum.
W- Önceki röportajımızda vurguladığınız “Ancora imparo – hâlâ öğreniyorum” felsefenizden yola çıkarak; bu uzun ve başarılı kariyer yolculuğunuz boyunca sizi kişisel ve profesyonel anlamda en çok geliştiren deneyim veya dönüm noktası ne oldu?
L.S.- Kariyerimde beni en çok geliştiren şeyin tek bir pozisyon ya da tek bir başarı olduğunu düşünmüyorum. Farklı dönemlerde yaşadığım değişimler ve karşılaştığım zorluklar beni şekillendirdi.
Çünkü insan en çok, her şeyin yolunda gittiği dönemlerde değil; yeni bir şey öğrenmek, bir problemi çözmek veya alıştığı yöntemin artık yeterli olmadığını fark etmek zorunda kaldığında gelişiyor.
“Ancora imparo” benim için tam da bunu ifade ediyor.
Yıllar geçtikçe daha fazla şey öğrendiğimi düşünürken aslında öğrenmem gerekenlerin ne kadar arttığını fark ediyorum. Bilim değişiyor, teknoloji değişiyor, pazarlar değişiyor, çalışanların beklentileri değişiyor. Dolayısıyla yönetici olarak benim de sürekli değişmem gerekiyor.
Bugün geriye dönüp baktığımda kariyerimin bana öğrettiği en önemli şey şu: Başarı, ulaştığınız bir nokta değil; öğrenmeye devam etme kapasitenizdir.
Bu nedenle kendime de ekibime de her zaman aynı soruyu sormaya çalışıyorum:
“Dün yaptığımızdan daha iyisini bugün nasıl yapabiliriz?”
W- Analitik düşünme becerisi kazanılabilir mi? Sektörde fark yaratmak isteyen genç yönetici adaylarına ve geleceğin liderlerine tavsiyeleriniz nelerdir?
L.S.- Kesinlikle kazanılabilir. Analitik düşünmenin, doğuştan gelen bir özellik olmaktan çok, zaman içinde geliştirilebilen bir düşünme disiplini olduğuna inanıyorum. Özellikle insan sağlığının merkezde olduğu ilaç sektöründe bu disiplin hayati bir önem taşıyor.
Burada popüler bir yanılgıyı düzeltmek gerekir: Genellikle analitik düşünme, doğuştan gelen “zekâ” ile karıştırılır. Genetik faktörler bize sadece bilgi işleme hızı veya odaklanma yeteneği gibi ham bir “zekâ” donanımı verir. Ancak analitik düşünme, zekâdan ziyade bir “akıl yürütme” metodudur ve tam bir kas gibidir; pratik yaptıkça güçlenir.
Çok hızlı bir beyne (zekâya) sahip olabilirsiniz ama doğru düşünme yöntemlerini (aklı) bir kas gibi eğitmediyseniz, karmaşık bir kriz anında kaybolursunuz.
Sektörümüzde fark yaratmak ve geleceğin lideri olmak isteyen genç yönetici adaylarına tavsiyelerimi şu dört temel başlıkta özetleyebilirim:
Problemi Çözmeden Önce Anlamaya Çalışın: Genç lider adaylarına öncelikle çok soru sormalarını tavsiye ederim. Bir probleme hemen aksiyon geliştirmeden önce, problemin kök nedeninin gerçekten ne olduğunu anlamak gerekir. Doğru teşhis, doğru tedaviyi getirir.
Verinin Ötesine Geçin: Sektörümüz tamamen veri ve rakamlar üzerine kurulu. Ancak yalnızca veriye bağlı kalmamalısınız. Rakamlar size sadece ne olduğunu söyler; iyi bir yönetici ise ardındaki nedenleri anlamaya çalışandır.
Çok Boyutlu Öğrenmeye Odaklanın: Geleceğin liderlerinin yalnızca kendi uzmanlık alanını bilen kişiler olacağını düşünmüyorum. Teknolojiyi, finansı, insan kaynağını, global pazar dinamiklerini ve dünyadaki bilimsel gelişmeleri birlikte okuyabilen yöneticiler öne çıkacak.
“Ben Biliyorum” Değil, “Ne Öğrenebilirim” deyin: Liderlik, her sorunun cevabını tek başına bilmek değildir. Doğru soruyu sorabilmek, doğru uzmanları bir araya getirebilmek ve kolektif bir akılla en iyi cevabı üretebilmektir.
Genç yöneticilere her zaman şunu söylüyorum: Merakınızı asla kaybetmeyin; veriye bakın, araştırın, insanı dinleyin ve hiçbir zaman öğrenmeyi bırakmayın.
“Ancora imparo” (Hâlâ öğreniyorum) sözünün özeti tam olarak budur.
W- Türk ilaç sanayisinin yerli ve milli gücünü, stratejik bağımsızlık vizyonunu ve geleceğin liderlik ilkelerini bizlerle paylaşan Koçak Farma Genel Müdürü Dr. Levent Sönmez’e değerli katkıları için şükranlarımızı sunar; insan sağlığına ve ülke ekonomisine sundukları büyük katma değer yolculuğunda başarılarının devamını dileriz.
Dr. Levent Sönmez ile Sektörün Geleceği Üzerine: İlaçta Teknolojik Bağımsızlık ve İnovasyon Vizyonu



















