Ana Sayfa Tıp&Sağlık Dizbiyozis tedavisinde prebiyotikler

Dizbiyozis tedavisinde prebiyotikler

MİKROBİYOTA DENGESİ BOZULUYOR, HASTALIKLAR BAŞLIYOR

Bütün canlıların “mikroplar dünyasında” yaşadığını belirten ve “Bu bir seçim değil, bir zorunluluktur” diyen İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Atilla Bektaş, “mikroplar dünyası”nın insan bedenine zarar değil, yarar vermesi için bağırsak mikrobiyotasındaki işleyişin nasıl olması gerektiğini şöyle özetledi:

“İnsan vücudu %10 insan hücrelerinden, %90 mikroorganizma hücrelerinden oluşan bir ‘süper organizma’dır. İnsan vücudundaki faydalı mikropların %85’i faydalı, %15’i patobiont olarak adlandırılan fırsatçı bakterilerdir. Fırsatçı bakteriler normalde zararsızdır fakat şartlar oluştuğunda patojen davranış gösterirler. Sağlıklı insanda faydalı bakteriler ile fırsatçı bakteriler arasında bir denge vardır. Bu dengenin bozulduğu, faydalı bakterilerin çoğunluğu yitirdiği durumlarda hastalıklar başlar. Mikrobiyotadaki dengenin bozularak, vücuda zarar vermeye başlamasına ise ‘disbiyozis’ denir.”

MİKROBİYOTA DENGESİNİ NELER DESTEKLER?

Sağlıklı mikrobiyotanın desteklenmesi ve disbiyozis oluşumunun önlenmesi için bazı durumlar önem taşıyor. Bunları;
Vajinal doğum, anne sütü,
Çiftlik hayatı ya da kürklü evcil hayvan besleme,
Bitkisel gıda tüketme (çok lif, düşük yağ),
İyi genetik aktarım,
Ve düzenli egzersiz olarak özetlemek mümkün.

MİKROBİYOTA DENGESİNİ NELER BOZAR?

Bağırsak mikrobiyatasının dengesini bozan ve disbiyozis gelişmesini kolaylaştıran faktörler ise şöyle:
İşlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, bunların başında trans yağlar, genetiği değiştirilmiş ürünler ile işlenmiş ve rafine ürünler bulunuyor.
Sigara, alkol kullanımı.
Şehir yaşamı, aşırı hijyenik yaklaşımlar.
Aşırı hayvansal gıda alımı (yüksek protein, yüksek doymuş yağ, az lif).
Antibiyotikler, kemoterapi ilaçları, mide koruyucular, steroidler gibi bazı ilaçlar.

Dr. Bektaş, tıp dünyasında önemi son on yılda anlaşılan disbiyozisin, bakteri ve virüsler ile insan arasındaki karmaşık etkileşimlerin sonucunda ortaya çıktığını vurgulayarak, “Disbiyozis ile vücutta iltihabi bir süreç başlar ve tip 2 diyabet, kalp-damar hastalığı, iltihabi bağırsak hastalığı, Alzheimer, Parkinson gibi nörodejenaratif hastalıklar için uygun zemin hazırlanır. Bu durum, tek bir patojenin neden olduğu hastalıklardan farklıdır. Disbiyozis vücutta anormal bir mikrobiyal topluluğun bulunması olarak tanımlanır” diye konuştu.

BÖLGELERE ÖZEL MİKROBİYOM HARİTASININ OLMAMASI TANIYI ZORLAŞTIRIYOR

Disbiyozisi teşhis etmenin zor olduğunu söyleyen Gastroenterolog, tanı için halihazırda kullanılan kültür-temelli veya kültür-bağımsız yöntemler için, “Henüz bu testler bazı çevrelerde ‘Kahve falına bakmak’ veya ‘samanlıkta iğne aramak’ gibi yorumlanmaktadır. Bunun nedeni de ülke ve bölgelere özel mikrobiyom haritasının çıkarılmamış olmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

DİSBİYOZİSİN TEDAVİSİ VAR MI?

Dizbiyozis tedavisinde prebiyotiklerin, probiyotiklerin ve Akdeniz tipi beslenmenin etkisine vurgu yapan Dr. Bektaş, bağırsak mikrobiyotasının normal dengeye getirilip dizbiyozisin tedavi edilebilmesi için  yapılabilecekler hakkında şunları söyledi:
“Prebiyotikler tüketilebilir. Bunlar; faydalı bakterilerin sayı ve aktivitesini arttıran; enginar, yer elması, tam tahıllar, kuş konmaz, radika, muz, kurubaklagil gibi bitkisel gıdalardır. Faydalı bakteri içeren ev yapımı yoğurt, turşu, boza, kefir, kımız ve kombu çayı probiyotik özellik taşıyan gıdalardır. Aynı zamanda eczanelerde tablet, kapsül, toz, damla gibi preparatlar da satılmaktadır. Postbiyotikler ise faydalı bakterilerin ürettiği insan sağlığı için faydalı metabolitlerdir. Ayrıca öbiyotik olarak adlandırılan antibiyotikler kullanılır. Diyet olarak doğal ve taze bitkisel ağırlıklı gıdalarla Akdeniz tarzı beslenme uygulanır.

DIŞKI NAKLİ DE DİSBİYOZİSİN ÇÖZÜM YOLLARI ARASINDA

Fecal mikrobiyota transplantasyonu (FES); sağlıklı bir insanın dışkısından elde edilen mikrobiyal solüsyonun, değişik yollarla hasta kişiye nakledilmesidir. Amaç; disbiyozisli hastanın bağırsak fonksiyonunu eski haline getirmek ve bağırsakların sağlıklı bir mikrobiyotaya kavuşmasını sağlamaktır.”

PROBİYOTİKLER NASIL ARTIRILIR?

Mikrobiyotanın dengesini bozan disbiyozisten korunmak ve probiyotikleri artırmak için yapılacaklara da değinen Dr. Bektaş’ın bu konudaki görüşleri ise şöyle:

“Ülkemizde probiyotik ürün tüketici tarafından tam olarak anlaşılmış bir kavram değil. Bakteri ya da maya içeren her gıda probiyotik ürün olarak kabul edilmez. Çünkü ürünün, ‘probiyotik’ özellikte bakteri ve maya içermesi gerekir. Gıda içerisinde belli miktarda bulunmalıdır ve gıda matriksinde canlı kalabilmelidir. Normalde mikrobiyotada bulunan probiyotikler daha önce de belirttiğim gibi ev yapımı yoğurt, boza, kefir, turşu, sirke, kımız, kombu çayı gibi ürünlerle ya da gıda takviyesi olarak alınabilir. Türk gıda kodeksine göre, bir gıdanın probiyotik ürün olarak kabul edilmesi için gram ya da mililitresinde en az 10 üzeri 6 kob (1 milyon) canlı probiyotik bakteri içermesi gerekmektedir.

EN İYİ BESLENME TARZI: AKDENİZ DİYETİ

Akdeniz tarzı bitkisel ağırlıklı beslenme, probiyotikler için son derece önemli. Böylelikle bakliyat, sert kabuklu kuru yemiş, tam tahıl ve meyve/sebze gibi gıdalardan bol diyet lifi alınır. Diyet lifi bağırsak sağlığını korur ve suda çözülen diyet lifi prebiyotik etki göstererek yararlı (probiyotik) bakterilerin etki ve sayısını arttırır. Bunun dışında Omega 3 (balık, deniz ürünleri), Omega 9 (zeytinyağı) gibi fonsiyonel gıda tüketimi de önemli.

PROBİYOTİKLERİN DÜŞMANI: BATI TİPİ DİYET 

Batı diyet tipini (Western Diet) oluşturan fast food, kırmızı et, işlenmiş et ürünleri, kızarmış patates, önceden pişirilmiş hazır yiyecekler, enerji içecekleri, tatlılar, rafine edilmiş unlu mamuller ve tuzlu atıştırmalıklar ise probiyotiklere ve bağırsak mikrobiyotasına zarar verir.”

Atilla Bektaş Kimdir?

Atilla Bektaş, 30 Haziran 1965 tarihinde Amasya‘nın ilçesi Merzifon’da doğmuştur. Tam adı Hüseyin Atilla Bektaş’dır. Annesinin adı Müşerref Bektaş, babası Z.Yılmaz Bektaş’dır. İlköğretimini Eskişehir’de tamamlayan Atilla Bektaş, Lise eğitimini Ankara Lisesinde tamamlamıştır.

1989 yılında Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’ndek mezun oldu. 1990 yılında Eskişehir’de 1. Hava Kuvveti Komutanlığında Hava ve Uzay Hekimliği uçuş tabibi olmuştur. Kıta görevini Balıkesir 9. Ana Jet Üssü’nde tamamlamıştır.

Atilla Bektaş, GATA‘da (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) 1992-1996 yılları arasında İç Hastalıkları Uzmanı, ardından GATA’da 1998-2000 yılları arasında Gastroenterohepatoloji Uzmanı oldu. Ardından Kd.Albay olarak GATA ve Ankara Hava Hastanesinde çalıştı.

GATA İç Hastalıkları Ana Bilim Dalında görevli iken ”öglisemik, hiperinsülinemik klemp tekniği”ni kullanarak. ”Obezlerde Hipokalorik Mikst Diyet ile Kilo Kaybının İnsülin Direncine Etkisi”ni araştırdı. Ayrıca GATA Gastroenterohepatoloji BD’da ise ”Steatohepatitte (Karaciğer Yağlanması) Ursodeoksikolik Asit (UDCA) Tedavisi” üzerine tez savunmasında bulundu.

Genel Sağlık ve Sporcu Sağlığı ile ilgili açıklamaları ile basında sıkça yer almıştır.

Atilla Bektaş, evli ve bir çocuğu vardır.

Özel bir hastanede hasta kabul ederek çalışmaktadır.

www.atillabektas.com