Ana Sayfa Ekonomi BÖLGEMİZDE Kİ SAVAŞLAR VE İLAÇ ÜRETİMİ İLE TÜRK TARIMINDA Kİ ÇÖKÜŞÜN YA

BÖLGEMİZDE Kİ SAVAŞLAR VE İLAÇ ÜRETİMİ İLE TÜRK TARIMINDA Kİ ÇÖKÜŞÜN YA

Ülkemizin son yıllarda tarım ve hayvancılıkta yaşadığı gerileme,ülkemizin de içerisinde bulunduğu bölgenin stratejik yapısı ve devam eden savaşlar nedeniyle, geleceğimiz adına endişe yaratacak bir boyuta gelmiştir.

Bu konuda ki düşüncelerimi paylaşmadan önce bölgemizin durumunu kısaca hatırlamakta yarar görüyorum.

BÖLGEMİZDE SÜREN İÇ SAVAŞLAR;

Türk tarımı ve ilaç üretimi ile ilgili olarak son iki yılda çokça yazı yazdığımı biliyorum.

Ancak bölgemizde ki komşu ülkelerde süren iç savaşlar ve sınır ötesi askerî harekât yapmak zorunda kalışımız, ülkemizin ilaç ve tarım üretimini her zamankinden daha önemli hale getirmiştir.

Bir yanda komşu ülkelerde süren iç savaşlar, diğer yanda sınırlarımızda oluşturulmasına çalışılan terör devletleri, Amerika’nın kendi çıkarlarını koruması adına bölgenin haritasını değiştirmek için yürüttüğü BOP (Büyük Ortadoğu Projesi’nin) Projesinin uygulama aşamasıdır.

   Amerika’nın burada ki asıl amacı, bölgemizde kendi çıkarlarına engel olabilecek başta Türkiye olmak üzere güçlü devletlerin gücünü azaltmak için bu bölgede kendisine bağımlı küçük yeni devletler oluşturmaktır.

Amerika’nın bir diğer amacı da, İsrail’i güvenceye almak ve İsrail’in bölgede ki gücünü artırmaktadır.

İşte bu nedenlerle, güney sınırlarımızda bir Kürt devleti kurmak üzere PKK ve PYD terör örgütleri ile iş birliği yapmaktan kaçınmayan ABD ülkemizi de karşısına almış bulunmaktadır.

Bu gelişmeler, ülkemizi güney sınırlarımızda bir terör devletinin oluşturulmasını engellemek üzere çok ciddi sınır ötesi harekât yapmaya mecbur bırakmıştır.

Silahlı Kuvvetlerimiz Kıbrıs Harekâtından sonra ki en büyük harekâtını Suriye topraklarında yürütmektedir.

Ateş topuna dönen bu bölge de Amerika’nın dışında, başta Rusya olmak üzere Osmanlı döneminden bu yana İngiltere ve Fransa’nın da ince hesapları olduğu bilinmektedir.

Bu nedenlerle, ülkemizin bu dört ülke yanında tüm koşularımız ve AB ülkeleri ile olan ilişkileri de 1. Dünya Savaşından sonra ki en sıkıntılı dönemini yaşamaktadır.

   Kısacası yaşanan bu süreç, ülkemiz adına çok dikkat etmemiz gereken sorunları da gündeme getirmiş bulunmaktadır.

Bugün güney sınırımızın ötesinde sürdürülen sınırlı askeri harekatın zorunlu olarak genişletilerek uzaması halinde,Kıbrıs Harekâtı sonrası ülkemize uygulanan ambargonun bir benzeri ile karşı karşıya kalabileceğimiz gözden uzak tutulmamalıdır.

 ***************************************

BİRASKERİ HAREKATSIRASINA GEREKLİ OLANLAR,

İLAÇ VE GIDA STOKLARIDIR.

Savaşa giren bir ülke için en önemli konu, ordusunun ve halkının savaş sırasında ihtiyacı, başta silah, gıda maddeleri ve ilaç olmak üzere zorunlu tüketim maddelerinin üretiminin ve stoklarının yeterli olup olmadığıdır.

Bunlar, belki şu anda sınırlı olarak sürdürdüğümüz askerî harekât için çok önemli olmayabilir.

Ama bölgede çıkarları bulunan Amerika ve Rusya’nın da işe girmesi halinde genişleyecek bir çatışma ortamında, temel gıda maddeleri ile ilaç ihtiyacı çok önemli hale gelecektir.

İşte bu nedenlerle, olası bir ambargo ülkemizi en çok da üç konuda sıkıntıya sokabilir. Bunlar silah, temel gıda maddeleri ve ilaçtır.

Biraz geriye dönerek sekiz yıl süren ve bir milyon insanın can verdiği, her iki ülkede de 150 milyar dolarlık hasara yol açan, sonuçta da kazananı olmayan İran- Irak Savaşında yaşanan en büyük sorun, bu ülkelere uygulanan ambargo nedeniyle bulunamayan ilaçlar olmuştur.

Bir milyon insanın ölmesinin en önemli nedeni de, serum ve ilaç stoklarının tükenişi olmuştur.

Kıbrıs Harekâtı sonrasında yerli silah üretimine önem verilmiş olması,en azından şimdilik bir silah ve cephane yetersizliğinin söz konusu olmayacağını göstermektedir.

Ancak, Ülkemizin ilaç ve temel gıda maddelerinin üretim ve stok seviyesinde sorunlarımız olduğunu düşünüyorum.

İlaç konusunu daha önceki yazılarımda sizlerle paylaşmış ve 2000’li yıllara kadar yerli ilaç sanayimizin hızlı bir gelişmeyle ülkemizin ihtiyacının %35’ ni karşılayacak duruma geldiğini belirtmiştim.

Ancak,2002 sonrası ilaç fiyatlarının düşürülmesi için hükümetin başlattığı çalışmalarla ilaç fiyatlarında öyle büyük bir düşüş sağlandı ki, bu düşüş yıllardır ilaç fiyatlarının çok yüksek olduğunu ve düşürülmesi gerektiğini savunan Eczacı Odalarını ve Türk Eczacılar Birliği’ni dahi şaşırttı.

Ne var ki çok daha şaşırtıcı olan, yıllardır çok yüksek fiyatlarla ilaç satarak ülkemizi sömüren yabancı ilaç tekellerinin bu düşüşü nasıl kabul ettikleriydi.

Bir eczacı olarak bu düşün nedenini sorduğumda ilaç tekellerinin verdiği cevap, Türkiye ilaç piyasasını kaybetmek istemedikleriydi.

Ama asıl amaçları kısa süre sonra anlaşıldı. Biliyorlardı ki, bu oranda ki düşük fiyatlarla ilaç üretip satmaya yerli ilaç sanayi  dayanamayacak ve yok olacaktı.

Ne yazık ki onlar haklı çıktı ve bir ikisi dışında ki yerli ilaç sanayinin çok önemli kuruluşları, ya kapandı veya yabancı ilaç tekelleri tarafından satın alındı.

    Türkiye, ilaç fiyatlarını ucuzlatayım derken yabancı ilaç tekellerinin tuzağına düşmüştü.

Artık kendi ilacını üretemeyen Türkiye, yabancı ilaç tekellerinin ilaç satışını durdurarak dayattığı ilaç fiyat artırma taleplerine boyun eğmek zorunda kalmıştı.

 İlaç, savaş anında silahtan sonra ki en önemli stratejik maddedir.Çünkü savaş anında yaralananların tedavileri içinen fazla gerekli olan şey, başta serumlar olmak üzere antibiyotikler, uyuşturucu ve ağrı kesici ilaçlar olmaktadır.

İşte bu nedenlerle, istedikleri fiyat artışını alamayınca ilaç üretmeyen ve satışını durduran ilaç tekellerinin, bir ambargo uygulamasında ülkemizi ilaçsız bırakacakları göz ardı edilmemelidir.

                               ****************************************

Savaşa giren ülkelerin ilaç gibi temel gıda maddelerini de üretiyor ve uzun süre yetecek miktarda gıda stoklarının da bulunması çok önemlidir.

Bu açıdan baktığımızda ülkemizde ki tarım üretimi adına ne yazık ki olumlu şeyler söylemek mümkün değildir.

Son on yılda siyasi iktidar öylesine hatalı bir tarım ve hayvancılık politikası yürüttü ki, düne kadar“Dünyanın temel gıda maddelerini üreterek kendine yetebilen yedi ülkesinden birisi olan ülkemiz”, artık tarım ürünlerini ve kırmızı et ihtiyacını dış ülkelerden almak durumuna düşmüştür.

Tarım köylüsüne “Sen pahalıya üretiyorsun, dışarıdan daha ucuza geliyor” Denilerek köylümüz tarlasını ekmesin diye rüşvet gibi dönüm başı paralar ödenmiştir.

Tarım köylüsü tarlasından kopartılmış, köylerimizin gençleri traktörlerini brandalarla kapatıp büyük kentlere gitmiştir. Köyler boşalmış, tarlalar öksüz kalmıştır.

Daha düne kadar üretilen buğdayın fazlasını ihraç ettiğimiz halde, kalanlarının silolarımız almadığı için açık alanlarda naylon örtüler altında stoklandığını biliyoruz.

    Üzülerek söylemek gerekirse, artık insanlarımızın ve besi hayvanlarımızın temel gıda maddeleri olan ve dün ihraç ettiğimiz buğdayı, arpayı, mısırı, samanı, mercimeği ve daha birçok gıda maddesini dış ülkelerden ithal ediyoruz.

2. Dünya Savaşı’nın patladığı yıllarda (1939-1945 arası) Ülkemizin de bu savaşa girmek zorunda kalabileceğini hesaplayan o zaman ki hükümetin aldığı ilk önlem buğday, mısır ve saman stoklamak olmuştur.

Hatta bunları stoklayacak yer bulunamadığı için bazı bölgelerde camiler kullanılmak zorunda kalınmıştır.

İşte bu nedenle, o dönemin siyasetçilerini camileri kapatmakla suçlayan günümüzün siyasi iktidarlarının yürüttüğü hatalı tarım politikaları, ülkemizi bugün buğdayını dahi dış ülkelerden almak zorunda bırakmıştır.

Umarım, güney sınırlarımızın dışında ülkemizin bekası adına çok haklı olarak sürdürdüğümüz askerî harekât kısa sürede başarıyla biter.

Diliyorum şanlı ordumuz, sınırlarımızda Amerika’nın da desteği ile bir terör devleti kurmaya çalışan PKK, PYD, YPG ve DEAŞ terör gruplarını kısa sürede yok eder ve ülkemizin çok daha büyük sıkıntılara girmesini önler.

Son söz olarak dilerim ki,

Ülkemizi yöneten siyasi iradeler, son derece stratejik bir bölgede bulunan ülkemizin temel gıda maddelerinin üretildiği tarıma ve hayvancılığa bundan sonra önem verir ve ülkemizi yeniden kendine yeterli olan bir ülke konumuna getirirler.

Güney sınırlarımızın ötesinde ülkemizin geleceğini sağlama almak için canları ve kanları pahasına savaşan askerlerimiz ve polislerimizin başarısı için dua ediyor ve şehit olan gençlerimize rahmet, kederli ailelerine sabırların en büyüğünü, yaralı gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

Yüreğimizi yakacak acılar yaşamayacağımız bir hafta dileğiyle.

 

[email protected]