Dünya genelinde yaklaşık 20 ila 25 milyon insanı etkilediği tahmin edilen ve temelinde çocukluk çağındaki yetersiz beslenme yatan “Tip 5 Diyabet”, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) tarafından resmi tıbbi sınıflandırmaya dahil edildi.
Gelişmekte olan ülkelerde ve gıda güvencesinin düşük olduğu bölgelerde sıkça görülen, ancak uzun yıllardır literatürde tam olarak konumlandırılamayan bu rahatsızlık, artık bağımsız bir diyabet türü olarak kabul ediliyor. Konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Fikret İşbilir, yeni tanımlanan bu diyabet türünün çocukluk çağındaki beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekti.
Tip 5 Diyabet Nedir?
Tip 5 diyabet; çocukluk veya ergenlik döneminde uzun süre devam eden protein ve enerji yetersizliğine bağlı olarak pankreasın insülin üreten hücrelerinin yeterince gelişememesi sonucu ortaya çıkabilen bir diyabet türüdür. Bu tabloda temel sorun, pankreasın yeterli miktarda insülin üretememesidir.
Uzm. Dr. Fikret İşbilir, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Tip 5 diyabet, sonradan gelişen beslenme alışkanlıklarından çok, erken yaşam dönemindeki uzun süreli yetersiz beslenmenin pankreas üzerindeki etkileriyle ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle hastalığın önlenmesinde çocukların dengeli ve yeterli beslenmesi büyük önem taşımaktadır.”
Tip 1 ve Tip 2 Diyabetten Farklı
Tip 5 diyabet, klinik özellikleri bakımından bilinen klasik diyabet türlerinden keskin çizgilerle ayrılıyor. Farkları şöyle sıralanıyor:
- Belirgin Zayıflık ve Fiziksel Yapı: Tip 2 diyabetin aksine bu hastalar genellikle obez veya fazla kilolu değildir. Vücut kitle indeksleri (BMI) genellikle 19 kg/m²’nin altındadır; yani belirgin şekilde zayıf bir yapıya sahiptirler.
- Keton Direnci (Ketosis Resistance): Tip 1 diyabet hastalarında insülin eksikliğinde vücutta ölümcül olabilen asit birikimi (Ketoasidoz) gözlemlenirken, Tip 5 diyabet hastalarında bu klinik tabloya rastlanmaz ve idrarlarında keton bulunmaz.
- Otoimmün Değildir: Tip 1 diyabette bağışıklık sistemi pankreasa saldırır ve yapılan antikor testleri pozitif çıkar. Tip 5’te ise antikor testleri negatiftir; çünkü sorun bağışıklık sisteminde değil, hücrelerin yetersiz gelişmesindedir.
Kimlerde Görülebiliyor?
Tip 5 diyabet daha çok;
- Çocukluk döneminde ciddi yetersiz beslenme öyküsü bulunan kişilerde,
- Düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan bireylerde,
- Kronik protein ve kalori eksikliği yaşayan toplumlarda,
- Genellikle zayıf vücut yapısına sahip genç erişkinlerde
tanımlanmaktadır.
Uzmanlar, bu hastalığın dünya genelinde özellikle gıda güvencesinin sınırlı olduğu bölgelerde daha sık görüldüğünü ifade ediyor.
Yanlış Teşhis Hipoglisemi Riskini Doğuruyor
Hastalığın genellikle 30 yaşın altındaki genç erişkinlerde ve zayıf bireylerde görülmesi, laboratuvar imkanlarının kısıtlı olduğu bölgelerde sıklıkla Tip 1 Diyabet ile karıştırılmasına yol açıyor. Bu durumun ciddi tedavi riskleri barındırdığını belirten Uzm. Dr. Fikret İşbilir, bir uyarıda bulunuyor:
“Tip 5 diyabet hastalarının hücreleri insüline karşı dirençli değildir, sadece üretilen miktar azdır. Eğer bu hastalara Tip 1 diyabet teşhisi konulup yüksek dozda insülin tedavisi başlanırsa, vücutta ani ve tehlikeli kan şekeri düşüşleri (hipoglisemi) yaşanabilir. Bu hastaların tedavisinde genellikle düşük doz insülin veya ağızdan alınan ilaçlar yeterli olmaktadır. En kritik nokta ise tıbbi tedavinin yanında, hastanın protein ve mikrobesin yönünden zengin bir beslenme rehabilitasyonuna alınmasıdır.”
Hastalığın küresel ölçekte kabul görmesiyle birlikte, özellikle riskli bölgelerden gelen veya kronik beslenme yetersizliği geçmişi olan çocuk ve gençlerde diyabet taramalarının çok daha bilinçli yapılması hedefleniyor.
Uzm. Dr. Fikret İşbilir sözlerini şöyle tamamladı:
“Her çocukta diyabet gelişeceği anlamına gelmemekle birlikte, erken yaşlarda sağlıklı ve dengeli beslenmenin yaşam boyu metabolik sağlık üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle çocukların büyüme ve gelişme süreçlerinin düzenli takip edilmesi, beslenme sorunlarının erken dönemde fark edilerek uygun şekilde yönetilmesi büyük önem taşır.”


















