Obezite, dünya çapında 1 milyardan fazla insanı etkileyen görünmez bir salgın haline geldi. Ancak yeni veriler, zengin ülkelerde obezite artışının yavaşladığını, hatta bazı yaş gruplarında durakladığını gösteriyor. Buna karşılık, gelişmekte olan ülkelerde özellikle çocuk ve gençlerde obezite hızla artıyor. Bu tablo, küresel sağlık politikalarının tek tip değil, ülke ve gelir düzeyine göre farklılaştırılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Obesity rise plateaus in developed nations and accelerates in developing nations
1980’den 2024’e kadar dünya çapındaki obezite dinamiklerini değerlendirmek için 232 milyon katılımcının boy ve kilo verilerinin ölçüldüğü 4.050 nüfus tabanlı çalışmayı kullandık.
Nature dergisinde yayımlanan ve 232 milyon kişiden 45 yıllık veriyi analiz eden geniş kapsamlı çalışma, obezite eğilimlerinin gelir düzeyine göre farklılaştığını ortaya koydu. Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve bazı yüksek gelirli Asya ülkelerinde obezite oranları özellikle çocuk ve gençlerde 1990’lardan itibaren yavaşlamaya başladı. Yetişkinlerde ise 2000’lerden itibaren artış hızı düşüşe geçti.
Buna karşılık, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Pasifik Adaları’nda obezite oranları hızla yükseliyor. Bu bölgelerde kentleşme, fiziksel olarak daha az efor gerektiren işlere geçiş ve işlenmiş gıdalara bağımlılık obeziteyi tetikliyor. Kamu sağlık sistemleri ise bu değişime ayak uydurmakta zorlanıyor.
Araştırmaya göre, dünya nüfusunun sekizde biri obezite ile yaşıyor. Bu durum yalnızca kilo fazlası değil; kalp, böbrek, karaciğer ve solunum hastalıkları riskini artırıyor. Ayrıca kas-iskelet sistemi sorunlarıyla yaşam kalitesini düşürüyor. COVID-19 pandemisi sırasında obez bireylerin daha ağır enfeksiyon geçirmesi, obezitenin ölümcül sonuçlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Uzmanlar, obezitenin artık tek tip küresel bir salgın olarak değerlendirilemeyeceğini, her ülkenin kendi ekonomik ve sosyal koşullarına göre özel politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Zengin ülkelerde sağlıklı gıdaya erişim ve bilgi düzeyi artışı obeziteyi yavaşlatırken, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik eşitsizlikler ve gıda politikalarının yetersizliği krizi derinleştiriyor.



















