The Lancet’te yayımlanan üç makalelik yeni seri, ultra işlenmiş gıdaların (UPF) dünya genelinde taze ve minimum işlenmiş gıdaların yerini aldığını ve bu değişimin ciddi sağlık riskleri yarattığını ortaya koyuyor. Artan kanıtlar, UPF tüketimini daha düşük beslenme kalitesi, obezite, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, depresyon ve erken ölüm gibi birçok kronik hastalıkla ilişkilendiriyor. Uzmanlara göre bilim, etkili halk sağlığı politikaları için yeterli seviyeye ulaşmış durumda.
Seri, beslenme alışkanlıklarını iyileştirmenin yalnızca bireysel tercihlere bırakılamayacağını, bunun yerine UPF üretimi, pazarlaması ve bulunabilirliğini sınırlayan kapsamlı ve koordineli politikalar gerektiğini vurguluyor. Yazarlar, UPF’lerin kurumsal kâr odaklı bir gıda sisteminin ürünü olduğunu belirtiyor ve bu şirketlerin güçlü lobi faaliyetleri nedeniyle politika değişikliklerinin zorlaştığını ifade ediyor.
UPF Tüketimi Hızla Artıyor
43 uzman tarafından kaleme alınan seride, dünya genelinde UPF tüketiminin son yıllarda dramatik biçimde yükseldiği belirtiliyor. İspanya’da son 30 yılda UPF oranı %11’den %32’ye, Çin’de %4’ten %10’a yükseldi. Meksika ve Brezilya’da ise oran %10’dan %23’e çıktı. ABD ve Birleşik Krallık’ta UPF tüketimi %50’nin üzerinde seyrini sürdürüyor.
Brezilya’dan Prof. Carlos Monteiro, UPF artışının güçlü küresel şirketler tarafından yoğun pazarlama ve siyasi destekle körüklendiğini belirterek, bunun sağlıklı beslenme politikalarının önünde büyük engel oluşturduğunu söylüyor.
Kronik Hastalık ve Erken Ölüm Riski Artıyor
The Lancet serisinin ilk makalesi, 104 uzun dönemli çalışmayı içeren kapsamlı bir incelemeye dayanıyor. Bu çalışmaların 92’si UPF ağırlıklı beslenmeyi en az bir kronik hastalık riskinin artışıyla ilişkilendiriyor. Meta-analizler ise obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, depresyon ve tüm nedenlere bağlı erken ölüm dahil olmak üzere toplam 12 sağlık sorunuyla güçlü ilişki bulunduğunu gösteriyor.
Profesör Mathilde Touvier, bilimsel tartışmaların gerekli olduğunu ancak mevcut kanıtların halk sağlığı adına gecikmeye tahammül etmediğini vurguluyor.
UPF’leri Sınırlamak İçin Politika Önerileri
Serinin ikinci makalesi, UPF tüketimini azaltmak için uygulanabilecek politika adımlarını sıralıyor. Bunlar arasında:
- UPF ürünlerde daha belirgin ambalaj uyarıları,
- Çocuklara yönelik reklamların kısıtlanması,
- Dijital pazarlamanın denetimi,
- Okullar, hastaneler ve kamu kurumlarında UPF yasakları,
- Süpermarketlerde raf alanı sınırlaması,
- Belirli UPF’lere vergi uygulanması,
- Taze gıdaya erişimi artıracak sübvansiyonlar
yer alıyor. Brezilya’nın ulusal okul beslenme programında UPF’lerin büyük oranda kaldırılması, başarılı bir örnek olarak öne çıkarılıyor.
Şirketlerin Küresel Etkisi
Serinin üçüncü makalesi, UPF endüstrisinin yalnızca üretim ve pazarlama değil, aynı zamanda siyasi süreçler üzerinde de güçlü bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Şirketler, düzenlemeleri engellemek için lobi faaliyetleri yürütüyor, bilimsel tartışmaları şekillendiriyor ve kamuoyu algısını değiştiriyor. Bu nedenle uzmanlar, tütün endüstrisine karşı verilen mücadeleye benzer şekilde, küresel ölçekte güçlü bir halk sağlığı karşı hamlesi yapılması gerektiğini söylüyor.
Witwatersrand Üniversitesi’nden Prof. Karen Hoffman, “Şimdi de UPF şirketlerinin orantısız gücünü sınırlamak ve insanların sağlığını önceleyen bir gıda sistemi kurmak zorundayız,” diyerek küresel eylem çağrısında bulunuyor.
Seri, yerel üreticileri destekleyen, kültürel gıda geleneklerini koruyan, daha adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturmanın mümkün olduğunu vurguluyor.



















