Ana Sayfa Tıp&Sağlık 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı

1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı

Erken tanı hayat kurtarıyor

Ağrısız kitleler kanseri işaret edebilir

  • Dünyada ve Türkiye’de meme kanseri görülme oranı arttı ancak erken tanı sayesinde ölüm oranlarında ciddi düşüş gerçekleşti. 10 yıl önce Türkiye’de on kişiden biri erken evre aşamasında meme kanseri teşhisi alırken, bu oran beş hastada bire yükseldi.
  • Tüm dünyada “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” olarak anılan Ekim ayında uzmanlar 20 yaşından büyük bütün kadınlara bir kez daha sesleniyor:

“20 yaşından itibaren kendi kendinizi muayene edin,

40’tan itibaren mamografi çektirin.

Erken tanıyla hayatınız kurtulur!”

Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” olarak kabul edilen ekim ayı boyunca, kampanyanın simge rengi pembe pek çok yerde karşımıza çıkacak, düzenlenen etkinliklerle kadınlarda en çok ölüme yol açan meme kanserine dikkat çekilecek… Farkındalık kampanyaları o kadar işe yaradı ki, tüm dünyada meme kanseri vakaları artmasına rağmen, erken tanı sayesinde hastalıktan ölüm oranları azaldı.

Ekim ayı boyunca erken tanı ve bilinçlendirme kampanyalarıyla meme kanserine dikkat çekecek Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Uğur Deveci, yüzde 33 oranla Türkiye’de kadınlarda en çok görülen kanser türü olan meme kanseriyle ilgili merak edilen sorulara yanıt vererek, tüm kadınlara seslendi; “Meme kanseri korkulacak değil, tedavisi olan bir durumdur. Önemli olan erken saptamaktır. Gelişmiş cerrahi yöntemlerle hem hayatınız hem memeniz kurtarılabilir.” dedi.

MEME KANSERİ ARTTI, ÖLÜM ORANI AZALDI

Doç. Dr. Deveci dünyada ve Türkiye’de tüm kanser oranlarında olduğu gibi meme kanseri görülmesinde bir artış olduğunu ancak meme kanserinden ölüm oranlarının giderek azaldığına dikkat çekti. Erken teşhis, cerrahi yöntemlerin gelişmesi, farkındalığın artması nedeniyle ölüm oranlarının azaldığını belirten Deveci, “Batı ülkelerinde kansere yakalanma oranı daha yüksek olmasına karşın Türkiye ve ülkemizin daha doğusundaki ülkelere göre ölüm oranları daha da az. Çünkü daha erken yakalıyorlar.” dedi.

Meme kanserinin erken yakalanmasında son beş yıl içinde önemli yol alındığına vurgulayan Doç. Dr. Deveci, on yıl önce on hastada bir olan erken evre meme kanseri yakalama oranının bugün beş hastada bire çıktığını söyledi.

KENDİ KENDİNE MUAYENE NASIL YAPILIR?

Peki, meme kanseri nasıl erken yakalanabilir, neler yapmak gerekir? Doç. Dr. Deveci, ilk tarama yönteminin 20 yaşından itibaren ayda bir kez kendi kendini muayene etmek olduğunu söyleyen Deveci, bu muayenenin nasıl yapılacağını şöyle anlattı:

“Banyodan önce veya sonra aynanın karşısına geçin. Ayakta iken her iki meme birbirine simetrik mi, herhangi görüntüsel farklılık var mı, meme renginde bir değişiklik var mı bakın. Sonra elinizle dairesel hareketlerle tüm memeyi kontrol edin. Elinize gelen farklı bir durum var mı? Lenf bezi büyümesi olup olmadığını kontrol için koltuk altına bakın. Her iki meme ve koltuk altında bunu yapın. 20 yaşında bu kontrole başlandığında zaman içinde kadın memesinin yapısına alıştığı için nerede ne var bilecektir. Orada bir farklılık olduğunu anladığınız anda hekime başvurun. Ya da memenin başından kanlı akıntı, deride kızarıklıklar olduğu zaman başvurmalı. Bu tespitler bize araştırılması gereken bir durum olduğunu gösteriyor”

MAMOGRAFİDEN KORKMAYIN

40 yaşından itibaren her yıl mamografi ve ultrason çekilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Deveci, şöyle devam etti:

“Bazı hastalar radyasyon nedeniyle mamografi çektirmek istemiyor. Oysa günümüzde mamografilerin radyasyon oranları çok düşük. O kadar radyasyonu gün boyunca ekranlardan, televizyondan, çevreden zaten alıyoruz. Yılda en az bir kez yaptırılmalıdır. İşlem sırasında yapılan sıkıştırmada memesi yoğun olanlarda bir miktar ağrı olabilir. Ama az sıkıştırılarak yapılan işlemde tanı değeri düşüktür. Söz konusu ağrı kabul edilebilir seviyededir.”

BAŞVURAN 10 HASTADAN BİRİ KANSER

Hastaneye memesinde kitle olduğu şikayetiyle başvuran hastaların yüzde 10’unda meme kanseri tespit edildiğini belirten Doç. Dr. Deveci, “Meme ağrısıyla başvuran hastaların büyük çoğunluğunda memeye ait kötü huylu hastalık, meme kanseri saptamıyoruz. Ağrı bize daha çok iyi huylu hastalıkları, ağrısız ele gelen kitleler meme kanserine işaret edebilir. Cildimizdeki et benleri gibi memede bir takım yağ bezeleri, kistler olabilir. Bunlar kötü şeyler değillerdir. Burada önemli olan bunu takibe almaktır. İleride bunların nasıl değişim, dönüşüm yapabileceğini bilemeyiz.” dedi.

BİYOPSİ KANSERİ YAYMAZ

Meme kanserinde kesin tanı koymanın tek yolunun biyopsi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Deveci, bazı hastaların “Meme kanserini yayar mı?” endişesiyle yaptırmaktan çekindiğini belirterek, “Kanser tanısı koymadan ameliyat yapılmaz. Tanıyı da biyopsi ile koyuyoruz. Günümüzde uygulanan tru-cat biyopsi yöntemi güvenlidir. Uygulamada ucunda iğne olan bir tabanca kullanılıyor. İçeri giren iğnenin ucu açılıyor. Parçayı içine aldıktan sonra çıkar. Çevreye bulaşmaz. Biyopsi lokal anestezi ile yapıyor. Ağrı hissedilmiyor. Korkulacak, çekinilecek bir işlem değil. Bu işlemde doğruluk oranı yüzde 96-98’dir.” dedi.

ARTIK MEME DE KURTULUYOR

Doç. Dr. Deveci, “Artık mastektomi denilen memeyi çıkarma cerrahisi yapmak yerine meme koruyucu cerrahi, memeyi yerinde bırakarak yapılan cerrahiler daha çoğunluklu yapılıyor” dedi. Meme kanseri tedavisinin temelinin cerrahi olduğunu belirten Deveci, teşhis sonrası izlenen yolu şöyle anlattı:

“Cerrahi uygulanmadan, meme kanserine şifa bulma ihtimali yok. Vücutta dağılımı olmayan ve meme ile sınırlı olan hastalarda ilk tercih cerrahi olarak tümörün alınmasıdır. Bu işlem genellikle meme koruyucu cerrahi olarak yapılmaktadır. Çok nadiren memenin alınması söz konusu olur. Meme kanseri tanısı alınan hastada vücuda dağılımı olan bir tümör saptanırsa o zaman cerrahiden önce onkolojik tedavi alması gerekiyor. Onkolojik tedaviyle evresi geriletip sonra cerrahi tedavi alabiliyor hasta.”

Doç. Dr. Deveci, genel cerrahların meme dokusunda büyük kayıplar olmasına karşın memeyi tekrar dizayn edebilir hale geldiklerine de dikkat çekti:

“Artık tüm memeyi aldığımız ameliyatların oranı çok azaldı. Ancak 10 hastadan birinin memesi alınırken, dokuzunda meme koruyucu cerrahi uygulanıyor. Eskiden memenin tamamının alındığı hastalarda, kalan tedavilerin ardından 1-2 yıl sonra vücudun kendi kas sistemi ya da silikon protezlerle rekonstrüksiyonlar yapılıyordu. Ama günümüzde kendi memesini kullanarak bu iş yapılabilir hale geldi. Onkoplastik cerrahide kendi meme dokusundan işlem yaparak orijinale yakın görüntü elde ediyoruz. Bu yöntemle yapılan ameliyatlardan sonra hastaya radyoterapi veriliyor. Eğer koltuk altı yayılımı varsa aynı cerrahiyle koltuk altı lenf bezleri temizlemesi yapılıyor.”

KİMLER RİSK ALTINDA?

Doç. Dr. Uğur Deveci meme kanseri riskini artıran yaş, genetik, hormonal ve çevresel faktörleri şöyle sıraladı:

  • Yaş. Yaş ilerledikçe, özellikle 40 yaşından sonra meme kanseri riski artıyor.
  • Genetik. Özellikle birinci derece akrabalarda meme kanserinin, ailesel kanser sendromlarının varlığı meme kanseri riskini arttırıyor.
  • Östrojen. Bir kadın hayatı boyunca östrojen hormonuna ne kadar maruz kalmışsa meme kanserine yakalanma riski o kadar artıyor. Adet görmeye erken başlamak, menopoza geç girmek de östrojene maruz kalma süresini uzatmış oluyor. Çocuk doğurmamış olmak, emzirmemiş olmak, meme kanser riskini artıyor. Menopoza girdikten sonra hormon tedavileri almak riski arttırıyor.
  • Beslenme. Kişide obezite olması, yağlı beslenmesi, alkol tüketimi meme kanser riskini artıyor.

RİSKİ NASIL AZALTABİLİRİZ?

Doç. Dr. Deveci, meme kanserine yakalanma riskinin nasıl azaltılabileceğini de şöyle sıraladı: Genetik kaynaklı riskler azaltılamaz. Koruyucu cerrahi ile önlem almak gerekebilir.Çevresel faktörler değiştirilebilir. Obezite azaltılmalı. Yağlı gıdalar azaltılıp, sebze-meyve ağırlıklı beslenmeli. Alkol kullanılmamalı. Hareketli yaşam tercih edilmeli.Menopoz sonrasında kullanılan hormon replasman tedavisi, özellikle beş yılı aşıyorsa meme kanser gelişimini iki buçuk kat arttırdığı için artık kadın doğum uzmanları da çok fazla önermiyorlar.

KANSER ORANI NEDEN ARTTI?

Doç. Dr. Deveci, kanser oranlarında son yıllarda görülen artışın çevresel faktörlerden kaynaklandığını söyleyerek, şunlara dikkat çekti:

“Besinlerdeki antioksidan azaldı. Eskiden bir domatesten elde ettiğimiz antioksidan miktarını almak için artık üç domates yemek gerekiyor. Genetiği ile oynanmış gıdalar, kimyasallar ile ilaçlanmış sebze ve meyveler, hormonlu havyaların etlerini tüketiyoruz. Ekranlar, telefonlar, tabletler, her yerde radyasyon var. Maruz kaldığımız radyasyon oranının artması, besinlerdeki koruyucu özelliklerin azalması, toksik etkilerin artması kanser oranlarının yükselmesine neden oluyor” dedi.