Ana Sayfa Görüşler Dr. Ümit Dereli, “İlaç Harcaması Bir Maliyet Değil, Toplumun Geleceğine Yatırımdır”

Dr. Ümit Dereli, “İlaç Harcaması Bir Maliyet Değil, Toplumun Geleceğine Yatırımdır”

AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli

AIFD ve EFPIA sponsorluğunda, IQVIA tarafından bu yıl üçüncüsü hazırlanan “Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025”, Türkiye’nin küresel ilaç ekosistemindeki konumunu ve aşması gereken kritik bariyerleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Türkiye’nin 11,5 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ile dünyada 19. sırada yer almasına rağmen, sağlık harcamalarının GSYH içindeki payında OECD sonuncusu olması, sektörün en temel paradoksu olarak dikkat çekiyor.

WinAlly olarak, raporun sunduğu bu çarpıcı verileri ve 2025 vizyonunu AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli ile masaya yatırdık. Dr. Dereli, yenilikçi ilaçlara erişimden klinik araştırmalardaki rekabet gücümüze, fiyatlandırma politikalarından katma değerli üretim hamlesine kadar sektörün “bekleme lüksünün olmadığı” kritik başlıkları değerlendirdi.

Türkiye’nin ilaçta “miktar” bazlı büyümeden “değer” bazlı kalkınmaya nasıl geçebileceğinin ipuçlarını içeren ve kamu-sanayi iş birliğinin hayati önemini vurgulayan bu özel röportaj, sağlık ekosisteminin tüm paydaşları için bir referans niteliği taşıyor.

W – Sayın Ümit Dereli, “Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025” sektöre dair çok kapsamlı bir veri setini önümüze koyuyor. Raporda yer alan 2024 yılı gerçekleşmelerine genel bir çerçeveden baktığınızda; sizce en çarpıcı sonuçlar nelerdir? Bu rapor, Türkiye’nin ilaç vizyonu için nasıl bir mesaj veriyor?

Dr. Ümit Dereli- AIFD ve EFPIA desteğiyle IQVIA tarafından hazırlanan “Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025” in bu yıl üçüncüsü yayımlandı. Rapor, Türkiye ilaç sektörünü küresel eğilimler ve benzer ülkelerle karşılaştırmalı biçimde ele alarak, sağlık ve ilaç ekosistemine ilişkin kapsamlı bir 2025 yılı perspektifi sunuyor. Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025, hem Türkiye hem de küresel ilaç sektörüne ilişkin araştırmaları, analizleri ve karşılaştırmaları bağımsız bir bakış açısıyla bir araya getiriyor. Bu yönüyle rapor, sektörün mevcut durumunu anlamak ve ileriye dönük çalışmalara sağlam bir zemin oluşturmak açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Düzenli olarak yayımlanan bu çalışmaların, sağlık sisteminde değer üreten tüm paydaşlar tarafından referans olarak kullanılması bizler için büyük önem taşıyor. AIFD olarak Türkiye’de yenilikçi ilaç ve tedavilere zamanında ve sürdürülebilir erişimi destekleme, sağlık ekosisteminin güçlendirilmesine katkı sağlama ve ülkemizin ilaç Ar-Ge alanındaki küresel rekabet gücünü artırma vizyonu doğrultusunda, sektörün güvenilir veriye dayalı bir biçimde değerlendirilmesine katkı sunmaya devam ediyoruz. Her yıl düzenli olarak hazırlanan rapor küresel ilaç pazarının genel görünümünden sağlık harcamalarına, geri ödeme süreçlerinden ilaç değer zincirinin temel bileşenleri olan üretim, yatırım ve Ar-Ge faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir çerçevede güncel ve objektif analizler içeriyor. Bu yönüyle, sağlık sektörü paydaşları ve akademi dünyası için önemli bir referans kaynağı olmasını ümit ediyoruz. Karşılaştırmalar, örnekler ve analizler sayesinde gelinen noktayı, potansiyeli ve geliştirilecek alanları çok daha rahatlıkla anlamış oluyoruz.

W- Türkiye’nin cari sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı %4,7 ile OECD ortalamasının (%9,3) oldukça altında ve 38 ülke arasında maalesef son sırada yer alıyor. Bu “en düşük pay” durumu, yenilikçi tedavilere erişimi ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini uzun vadede nasıl etkiliyor?

Ü.D.- Türkiye’nin sağlık sistemi bütün vatandaşları için oldukça kapsayıcı bir şekilde, sağlık hizmetlerine erişimi taahhüt ediyor. Ancak fiyatlandırma ve ruhsatlandırma süreçlerinde yaşanan yapısal sorunlar nedeniyle Türkiye’de hastaların yeni tedavilere erişimi maalesef giderek zorlaşıyor. Bu yavaşlamanın, geriye gidişin temel nedeni içinde bulunduğumuz ekonomik çerçeve, yani sağlığa ayırdığımız kaynakların yetersizliği. 2025 yılı verisine bakıldığında yılında sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı OECD ülkelerinde ortalama %9,3 iken Türkiye’de ancak %4,7.[1]    İlaç Sektörü Raporu 2025 verilerine göre ise 2024 yılında 38 OECD ülkesinin ortalaması %9,1 olurken, sağlık harcamalarına GSYH’den en düşük payı ayıran ülke %4,3 ile Türkiye oldu. OECD ülkelerinde kişi başına düşen cari sağlık harcamalarına bakıldığında 13.818 dolar ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilk sırada yer alıyor. ABD’yi sırasıyla İsviçre, Norveç ve Almanya takip ediyor. Türkiye, 2.103 dolar ile kişi başı cari sağlık harcamasının düşük olduğu ülkelerden biri.

Sağlığa ayrılan kaynağı bir harcama, masraf olarak değil ülkenin geleceğine olan yatırım olarak değerlendirmeliyiz. Bu bağlamda buradaki yatırımın artması ülkemizde daha çok hastanın yenilikçi ilaç ve tedavilere erişimini mümkün kılacaktır ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlayarak; ülkemizin, insanlarımızın sağlık durumunu daha iyiye, daha ileriye taşıyacaktır.

W- Sektörün 2024’te yerel para biriminde %54,5 büyümesine rağmen, dolar bazındaki büyümenin %11,9’da kalarak pazarın 11,5 milyar dolar seviyesinde dengelenmesini, küresel yatırımcının Türkiye iştahı açısından nasıl yorumlarsınız?

Ü.D.- 2024 itibarıyla küresel ilaç pazarı 1,75 trilyon ABD doları büyüklüğe ulaştı. Türkiye, 11,5 milyar ABD doları ile dünyada 19. sırada yer alıyor.

2024 verileri, Türkiye ilaç sektörünün iç pazarda güçlü bir dinamizm ve talep sürekliliği taşıdığını gösteriyor. Yüksek iç talebe karşın Türkiye pazarı küresel yatırımcılar açısından makroekonomik koşullar ve fiyatlama mekanizmalarının öngörülebilirliği ekseninde değerlendiriliyor.

Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve geniş hasta popülasyonu ile küresel ilaç Ar-Ge ve üretim yatırımları için önemli bir potansiyele sahip. Öngörülebilirlik ve sürdürülebilirlik arttıkça, bu potansiyelin küresel yatırım kararlarına daha güçlü şekilde yansıyacağına inanıyoruz. 

W- Kişi başı ilaç harcamasında 131 dolar ile 570 dolar olan OECD ortalamasının çok gerisindeyiz. Kamu payının yüksekliğine rağmen cepten harcamalardaki artış trendi, hasta refahı açısından neyi ifade ediyor?

Ü.D.- Kişi başı ilaç harcamasının 131 dolar seviyesinde kalması ve OECD ortalamasının belirgin şekilde gerisinde olmamız, Türkiye’de hastaların yenilikçi ve ileri tedavilere erişiminin sınırlı olduğuna işaret ediyor. Bu tablo, kamu payının sağlık sistemimizde güçlü olmasına rağmen, sistemin artan ihtiyaçlar karşısında zorlandığını gösteren önemli bir gösterge.

AIFD olarak altını çizdiğimiz nokta şu: Yenilikçi ilaçlara zamanında ve sürdürülebilir erişim, yalnızca bireysel hasta refahını değil, aynı zamanda sağlık sisteminin uzun vadeli etkinliğini ve mali sürdürülebilirliğini de güçlendirir. Doğru tedaviye erken   erişimin artırılması, uzun vadede daha ağır hastalık yüklerini ve dolaylı maliyetleri azaltan bir yatırımdır.

Bu nedenle kişi başı ilaç harcamasını yalnızca bir maliyet göstergesi olarak değil, toplum sağlığına yapılan stratejik bir yatırım olarak ele almak gerektiğine inanıyoruz.

Bu noktada değer bazlı ödeme sistemleri özellikle önem kazanıyor. Çünkü bu yaklaşımlar, sağlık harcamalarını yalnızca kullanılan ürünün maliyeti üzerinden değil, hastaya sağladığı gerçek klinik fayda ve uzun vadeli sağlık çıktıları üzerinden ele alıyor. Değer bazlı ödeme sistemleri, kaynaklar üzerinden en büyük çıktının alınmasını sağlayan, objektif bir değerlendirme mekanizması.

Dünyanın birçok ülkesinde yaygınlaşan değer bazlı modeller;

  • Hastaların doğru tedaviye doğru zamanda erişimini,
  • Kamu kaynaklarının daha etkin ve hedefli kullanılmasını,
  • Yenilikçi tedavilerin sürdürülebilir biçimde sisteme entegrasyonunu mümkün kılıyor.

Bu modeller, hem hasta refahını merkeze alıyor hem de sağlık sisteminin uzun vadeli mali sürdürülebilirliğini güçlendiren yapısal bir araç sunuyor.

W- Rapor, EMA onayı alan yenilikçi ilaçlara erişim oranının Türkiye’de hala düşük seyrettiğini gösteriyor. 2024’te dile getirdiğiniz “hızlanma” ihtiyacı göz önüne alındığında; geri ödeme ve fiyatlandırma (21,67 TL’lik güncel avro kuru) süreçlerindeki hangi yapısal değişimler bu süreci gerçekten hızlandırabilir?

Ü.D.- Yenilikçi ilaçlara erişim AIFD’nin temel odağı. Ancak daha önce de ifade ettiğim üzere, fiyatlandırma ve ruhsatlandırma süreçlerinde yaşanan yapısal sorunlar nedeniyle Türkiye’de hastaların yeni tedavilere erişimi maalesef giderek zorlaşıyor. Örneğin AIFD’nin de üyesi olduğu Avrupa İlaç Üreticileri ve Dernekleri Federasyonu (EFPIA) tarafından gerçekleşen 2024 yılı WAIT anketine göre Avrupa İlaç Ajansı EMA tarafından 2020–2023 yılları arasında ruhsatlandırılmış 173 yenilikçi moleküle ülkemizde hastaların erişim oranı (geri ödeme kapsamına alınma oranı) yalnızca %3 seviyesinde kaldı; bu oran son beş yıldır düşüş eğiliminde. [2]

Sağlık harcamalarının GSYH içindeki payının OECD ülkelerinden çok geride olduğunu belirtmiştim.[3]  Sağlığa ayrılan kaynağı bir harcama, masraf olarak değil ülkenin geleceğine olan yatırım olarak değerlendirmeliyiz. Bu bağlamda buradaki yatırımın artması ülkemizde daha çok hastanın yenilikçi ilaç ve tedavilere erişimini mümkün kılacaktır ve ülkemizin, insanlarımızın sağlık durumunu daha iyiye, daha ileriye taşıyacaktır. Bununla birlikte, son dönemde kamu otoritelerinin attığı olumlu adımlar dikkat çekiyor. 2025 yılı içinde GSS tarafından geri ödeme kapsamına alındığı Cumhurbaşkanlığı tarafından duyurulan, 5 yeni yenilikçi ilaç, hastaların yeni tedavilere, yenilikçi ilaçlara erişimi sürecinin ivme kazanabileceğini gösteriyor. Tabii hâlâ EMA (Avrupa İlaç Ajansı) onaylı olup Türkiye’de ruhsat veya geri ödeme aşamasında bekleyen çok sayıda ilaç bulunuyor. Bu süreçlerin hızlanması için tüm paydaşların ortak çabaları kritik önem taşıyor.

AIFD olarak fiyatlandırma tartışmasını “maliyet” eksenine sıkıştırmıyoruz; mesele erişimin sürdürülebilirliği. Öngörülebilir fiyat yapısı tüm taraflar için ortak fayda üretir. Bu nedenle ilgili kurumlarla görüşmeleri sürdürüyoruz. Önceliğimiz değişmiyor: Türkiye’de hastaların ihtiyaç duyduğu tedavilere zamanında erişimi. Yenilikçi ilaçlar, patentli moleküllere dayanan, etkisi klinik olarak kanıtlanmış tedavilerdir; yaşam süresini uzatır, bazı hastalıkları ortadan kaldırır, bazılarını yönetilebilir hâle getirir. Bireysel yararın ötesinde sistem verimliliğini ve toplumsal refahı artırır. Kanser, nadir hastalıklar, kronik ve genetik alanlarda geliştirilen bu tedaviler yaşam kalitesini yükseltirken uzun vadeli maliyet yükünü düşürür. Bu nedenle zamanında erişim yalnızca etik bir gereklilik değil; ekonomik ve sistemsel bir zorunluluktur.

Erişimdeki bir diğer önemli konu ruhsatlandırma süreçleri.  Ruhsatlandırma onay sürelerinin mevzuatta belirtilen sürelerin yaklaşık 3 katı sürede tamamlandığına tanık oluyoruz. Bununla birlikte Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve Kanada İlaç ve Sağlık Teknolojileri Ajansı (CADTH) gibi dünya çapında referans alınan sağlık otoritelerinin önceliklendirme/hızlandırma kriterlerine bakıldığında, ruhsatlandırmada önceliklendirme/hızlandırma süreçlerinin karşılanmamış tedavi ihtiyacına işaret ettiği görülüyor.

AIFD olarak önerimiz:

  • Ruhsatlandırma sürelerinin mevzuatta tanımlandığı şekilde işletilmesi
  • Değerlendirme süreçlerinin şeffaf ve öngörülebilir hale getirilmesi
  • Bu alandaki iyileşmelerin sürdürülebilir kılınması

Özellikle karşılanmamış tedavi ihtiyacı gibi ülke olarak ihtiyacımız olan ürünlerin ruhsatlandırma sürecinde önceliklendirme uygulamasının hayata geçirilmesi

Bu sayede hastalar, yenilikçi ilaçlara dünya ile eş zamanlı şekilde erişme şansına sahip olabilir

Fiyatla ilgili konuya gelirsek; Aralık ayında Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılan 1 Euro değeri, yüzde 16,9 artırılarak 25,3346 lira olarak güncellendi. Geçtiğimiz yıl kullanılan Euro kuru 21,6721 lira seviyesindeydi. Kararla ayrıca bu kapsamda barem değerleri de güncellendi. Buna göre Euro değerinde yapılan değişikliğe paralel olarak barem değerleri fiyat korumalı ürünlerde 87,34 TL, diğer ürünlerde 45,64 TL oldu.

Yapılan son düzenlemeyi umut verici olarak değerlendiriyoruz. Mevcut fiyatlandırma sisteminin uzun süredir ihtiyaçlara tam anlamıyla cevap veremediği ve sürdürülebilirlik açısından zorlandığı bilinen bir gerçek. Bu nedenle atılan her adımı, özellikle öngörülebilirliği artıracak düzenlemeleri, önemli buluyoruz. Ancak asıl belirleyici olan, önümüzdeki dönemde nasıl bir çerçevenin ve takvimin ortaya konacağıdır.

AIFD olarak kamu otoriteleriyle yürüttüğümüz tüm görüşmelerde, hâlihazırda pazarda bulunan ürünler açısından kur çarpanının mevcut seviyelerden daha gerçekçi bir noktaya taşınmasının önemini vurguluyoruz. Mevcut ürünler için kur çarpanının en kısa sürede en az %70 seviyesine yaklaştırılması, tedarik sürekliliğinin korunması açısından kritik bir eşiktir. Bununla birlikte, pazarda yer alan bazı ürün gruplarında bu oranın dahi yeterli olmayabileceğinin farkındayız; bu nedenle ürün bazlı ve titiz değerlendirmelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. Yenilikçi ürünlerin ülkemize zamanında ve sürdürülebilir biçimde kazandırılabilmesi için de bu ürünlerde kur çarpanının ekonomik gerçeklerle uyumlu şekilde %100 seviyesinde ele alınması gerektiğini uzun süredir ifade ediyoruz. 

AIFD için bu konu hastalar, sağlık sistemi için bir “erişimde sürdürülebilirlik” meselesidir. Sürdürülebilirliği esas alan ve tüm paydaşlara öngörülebilir bir çerçeve sunan bir fiyatlandırma düzeninin hayata geçirilmesi temel beklentimizdir. Böyle bir yaklaşımın, hastaların en güncel tedavilere erişimini desteklemenin yanı sıra Türkiye’nin yenilikçi sağlık çözümleri açısından öngörülebilir ve güvenilir bir pazar olarak konumlanmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hem kamu hem sektör hem de hastalar için ortak fayda yaratmak için ilgili kamu kurumlarıyla yapıcı diyaloglarımız devam ediyor. 2026’ya girerken önceliğimiz değişmiyor: Türkiye’deki hastaların yenilikçi tedavilere zamanında, eşit ve sürdürülebilir erişimini sağlamak.

Devam edecek………

[1] Source: OECD Health Statistics 2025; WHO Global Health Expenditure Database. https://www.oecd.org/en/publications/health-at-a-glance-2025_8f9e3f98-en/full-report/health-expenditure-in-relation-to-gdp_6e4c2773.html#figure-d1e31833-ee3b5d101d

[2] EFPIA 2024 WAIT Survey

[3] OECD

Please follow and like us: