Ana Sayfa Ana Sayfa Beyin Sisi ve Yeni Tip Koronavirüs Enfeksiyonu

Beyin Sisi ve Yeni Tip Koronavirüs Enfeksiyonu

Dünya genelinde yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2) bulaşan insanların sayısı 175 milyonu geçti. Virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı dört milyona yaklaştı. Covid-19, sağlık çalışanlarının sınırlarını zorlamakla kalmadı, sağlık sistemi için de büyük bir yük haline geldi. Sevindirici olan ise pandemiyle mücadelede emekleme dönemini geride bırakmış olmamız. Artık virüsün kısa ve uzun dönemdeki etkileri konusunda daha çok şey biliyoruz. Virüsün akciğer, mide, bağırsak, böbrek, kalp ve kan damarları gibi pek çok organa ulaşabildiği ortaya kondu. Buna ek olarak, doğrudan ya da dolaylı yollarla merkezi sinir sistemini hedef aldığı tespit edildi. Ancak yine de hastalığın hatlarını kesin ve net çizgilerle çizebilmek mümkün değil. Özellikle de virüsün uzun dönemde nasıl davranacağı konusu sürprizlere gebe…

Nilüfer Zengin-Sinirbilim

“Uzamış (Long) Covid” Tehlikesiyle Karşı Karşıyayız

Pandeminin ilk başladığı dönemde Covid-19’un sadece akciğer odaklı ve kısa süreli bir hastalık olduğuna inanılıyordu. Bazı kişilerde hastalık belirtilerinin aylarca devam etmesi üzerine Covid-19 başka bir boyut kazandı. Artık her geçen günle birlikte bize yeni bir yüzünü daha gösteriyor. Yakınmaları beklenenden uzun süren hastaların yanı sıra bir de virüsün kalıcı hasar bıraktığı kişiler var. Bu kişiler, koronavirüs enfeksiyonu geçirmiş ve iyileşmiş olmalarına rağmen bazı kalıcı şikayetlerin varlığından söz ediyorlar. Her iki gruptaki hastaların tıbbî profilini tanımlamak için “Uzamış (Long) Covid”, “Kronik Covid Sendromu” veya “Post-akut Covid-19” gibi terimler kullanılıyor. Uzamış covid belirtilerinin başında yorgunluk geliyor. Hastalar, kendilerini sürekli olarak yorgun hissediyor. En ufak günlük aktiviteler bile onlar için zorlayıcı olabiliyor. Yorgunluk, Covid-19’un başlangıçtaki klinik tablosundan bağımsız bir sorun. Yani sadece hastalığı ağır geçirenlerde görülmüyor, hafif vakalarda bile etkisini sonradan hissettiriyor. Aranızda Covid-19 geçiren varsa uzun vadede aşağıdaki belirtilerle tanışmanız kuvvetle muhtemel.

  • Yorgunluk
  • Gerginlik ve sinirlilik hali
  • Uykusuzluk
  • Çarpıntı
  • Nefes darlığı
  • Düşük tansiyon
  • Mide-bağırsak şikayetleri
  • Kas güçsüzlüğü
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Beyin sisi

Aşırı Aktif Bağışıklık Yanıtı ve Sitokin Fırtınası

Diğer koronavirüs tiplerinde olduğu gibi yeni tip koronavirüs de ilk aşamada akciğer hücrelerini işgal ediyor. Virüs, hücreye girdiğinde genetik materyalini hücreye aktarıyor ve kendi kopyasını üretmeye başlıyor. Virüsün RNA’sıyla karşılaşan hücreler, sitokin adı verilen kimyasal haberciler salgılayarak bağışıklık sisteminin alarm düğmesine basıyor.  Sitokinler aracılığıyla durumdan haberdar edilen bağışıklık hücreleri, enfeksiyon bölgesine göç ediyor ve kendi sitokinlerini devreye sokuyor. Böylece akciğerdeki enfekte olmuş hücreler ortadan kaldırılıyor. Ancak bazen bağışıklık sisteminin kontrolü kaybettiği durumlar ortaya çıkıyor. Bağışıklık sistemi, tıpkı güç sarhoşluğu yaşayan yöneticiler gibi sağa sola saldırmaya başlıyor. Bağışıklık sisteminin bu aşırı tepkisi, vücutta sitokin fırtınasına neden oluyor. İnterlökin 6 (IL-6) ve interlökin 1 (IL-1) gibi iltihabı tetikleyici sitokinlerin kan düzeyleri ihtiyaç duyulanın çok ötesine geçiyor. Bağışıklık hücreleri, virüse karşı tüm kozlarını oynamaya çalışırken, kendi ayağına kurşun sıkan asker konumuna düşüyor. Sitokinler, sağlıklı doku ve organlara da saldırmaya başlıyor. Netice de kurunun yanında yaş da yanıyor ve hastalarda akciğer dışı belirtiler de görülüyor. Uzun süreli covid belirtileri de sitokin fırtınasının bir sonucu olarak yorumlanıyor. Bu fırtınanın sebebi henüz bilinmiyor.

Uzamış covid hastalarında mast hücrelerinin faaliyetinde ve kandaki IL-6 düzeylerinde artış meydana gelmiştir. Mast hücreleri, bağışıklık yanıtının sağlanmasında oldukça önemlidir. Beyaz kan hücreleriyle sıkı ilişki içerisindedir. Enfeksiyon durumunda beyaz kan hücreleri, mast hücrelerinin yönlendirmesiyle dokulara gider ve buralarda iltihap oluşumuna neden olur. Kısa vadede iltihap, enfeksiyona karşı koruma kalkanı vazifesi görür, bağışıklık yanıtı için gereklidir. Ancak sitokin fırtınası durumunda vücutta aşırı iltihaplanma meydana geliyor. Koronavirüs enfeksiyonunu hafif belirtilerle ya da hiçbir belirti göstermeden atlatanlarda bile enfeksiyonu takiben 4-6 hafta içinde vücuttaki pek çok sistemde iltihap geliştiği görüldü. İltihap, süreklilik kazandığında vücudun en büyük düşmanı haline geliyor. Şu an bilim insanları sadece virüsle değil, bağışıklık sistemiyle de mücadele ediyor. Covid-19 tedavisi bunun üzerine inşa edilmiş durumda.

Covid-19 Hastalarında Beyin Sisine Dikkat!

Kemoterapi tedavisi gören kişilerin %50’sinden fazlası, tedavi sürecinde veya tedaviyi takiben bilinç bulanıklığı hali yaşarlar. Özellikle de dikkat, problem çözme ve hafıza gibi bilişsel işlevler, tedaviden önemli ölçüde etkilenir. Bu duruma, kemo-beyin adı verilir. Kemoterapi ajanları sadece tümörün olduğu bölgeyi hedef almıyor, vücudun pek çok bölgesinde tatsız sonuçlar doğurabiliyor. Bunlardan biri de beyin. Kemoterapi, prefrontal korteksin işleyişine müdahale ediyor, miyelin kılıf oluşumunda anormalliklere sebep oluyor ve nörojenezi baltalıyor. Dahası ve en önemlisi, sitokinler üzerinde yarattığı etki. Kemoterapi, sitokinlerin düzenlenmesiyle ilgili süreçleri bozarak beyinde iltihap oluşumuna giden yolun fitilini ateşliyor.

Tıpkı kemoterapi gibi yeni tip koronavirüs de bilişsel işlevlerde zayıflamaya yol açıyor. Covid-19’a yakalanan kişilerde enfeksiyonun geçmesinden aylar sonra beyin sisi olarak tanımlanan bir dizi değişiklik görüldü. En basit tabirle beyin sisi, “zihinsel bulanıklık ve mental yorgunluk” olarak nitelendirilebilir. Beyin sisi yaşayan hastalarda kafa karışıklığı ve konsantrasyon güçlüğü gibi yakınmalar en önde geliyor. Kişinin düşünce sistemi yavaşlıyor ya da kişi net düşünememeye başlıyor. Hastalar, konuşurken doğru kelimeyi bulmada yetersiz kalıyor, aynı anda iki ya da daha fazla işi yaparken zorlanıyorlar. Bir şeyleri hatırlamak ve yeni şeyler öğrenmek onlar için sıradanlığını yitiriyor, çaba sarf edilmesi gereken bir işe dönüşüyor. Monash Üniversitesi’nden Klinik Nöropsikoloji Uzmanı Dr. Caroline Gurvich, bu belirtilerden herhangi birinin beyin sisi olarak tanımlanabileceğini söylüyor. Öte yandan beyin sisi, bilişsel sorunların yanı sıra psikolojik belirtiler ve davranış değişiklikleri ile de kendini gösterebilir. Beyin sisi belirtilerinin ne kadar süreceği bilinmiyor. Başlangıçtaki akciğer hasarı, virüsün kısa ve uzun dönemdeki etkilerini yordama konusunda önemli bir parametredir. Hasar ne kadar büyükse merkezi sinir sisteminin o ölçüde etkileneceği varsayılıyor.

Beyin sisi, sadece koronavirüsle ya da kemoterapi ilaçlarıyla ilişkili bir durum değildir. Beslenme, anksiyete, stres, yorgunluk, hormonal değişiklikler gibi pek çok etken beyin sisine yol açabilir. Pandemi sürecini göz önünde bulundurduğumuzda hastalarda beyin sisi görülmesi hiç şaşırtıcı olmasa gerek. Bu dönemde evlerimize hapsolduk ve toplumdan izole yaşamaya başladık. Tabloya bir de sürecin belirsizliği eklenince belki de hiç yaşamadığımız kadar yoğun stres altında kaldık. Karantina sürecinin yarattığı uzun süreli stres, Covid-19 kaynaklı beyin sisinin temel nedeni olarak kabul ediliyor. Uyku eksikliği ve düşük uyku kalitesi de sürecin en büyük tetikleyicilerinden. Ancak yine de virüsün beyni nasıl etkilediği konusu netlik kazanmış değil. Beyin sisi, öznel bir deneyim ve bu deneyimin beyindeki nesnel bilişsel değişikliklerle ilişkili olup olmadığı bilinmiyor. Dr. Gurvich, bizi şu soruyla baş başa bırakıyor: “Kişinin bilişinde gerçek bir değişiklik var mı yoksa yaşananlar sadece berrak düşünememe hissinden mi ibaret?

Beyin Sisine Giden Yolda Neler Oluyor?

Koronavirüs, koku sinirinin izlediği yolu takip ederek beyne ulaşıyor ve hipotalamustaki mikroglia ve mast hücrelerini uyarıyor. Mikroglianın beyindeki mast hücrelerini harekete geçirebilme etkisi vardır. Hipotalamustaki mikroglia ve mast hücrelerinin aşırı faaliyeti sonucunda beyinde iltihap meydana geliyor. Mast hücrelerinin uyarılmasıyla yüksek oranlarda IL-6 salgılanıyor. IL-6, damar geçirgenliğini artırarak kan-beyin bariyerinin işleyişini bozuyor. Böylece pek çok zararlı madde beyne girme fırsatı yakalıyor. Neticede iltihap alevleniyor ve ortaya beyin sisi çıkıyor.

Mikroglia ve mast hücreleri arasındaki ilişki bununla sınırlı değildir. Mast hücrelerinin yüzeyinde kortikotropin salıcı hormon (CRH) için reseptörler vardır. Mikroglia, CRH reseptörlerinin ekspresyonundan sorumludur. CRH ve CRH reseptörleri, Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal (HPA) aksının bir parçasıdır.  HPA aksı, uzun süren psikolojik stresle başa çıkmaya yardımcı olur. Covid-19 hastalarının stres düzeylerinde artış meydana gelmiştir. Böylece hipotalamustan daha fazla CRH salgılanır. Hastalarda meydana gelen duygudurum değişiklikleri, bu etkilenimin bir sonucudur. Stres, mast hücrelerini CRH reseptörleri üzerinden uyararak iltihabı tetikleyici rol oynar. Stresle artan CRH’nin de beyindeki kan damarlarının geçirgenliğini artırdığı ve iltihabı daha ciddi boyutlara taşıdığı düşünülüyor.

Beyin sisiyle ilgili bir diğer görüşe göre virüs, hücrenin enerji metabolizmasını bozacak yönde etki gösteriyor. Böylece hücreler, oksijene erişemiyor ve oksijeni kullanamıyor. Ayrıntılarını merak edenler için süreç aynen şöyle işliyor: Virüs, kendi genetik materyalini hücrenin mitokondrisine aktarıyor. Virüs-mitokondri etkileşimi sonrası hücre mitokondrisinin genetik kodları kırılıyor ve virüs tarafından ele geçiriliyor. Bir anlamda mitokondri saf dışı bırakılmış oluyor. Böylece hücrede yeterince oksijen ve enerji üretimi gerçekleşemiyor. Hücreler oksijenden yararlanamadığı için kişinin bağışıklık sistemi zayıflıyor, virüsün hayatta kalma ve çoğalma şansı artıyor. Sonuçta virüs beyin dokusuna da yayılarak sinir hücrelerini oksijensiz bırakıyor. Beyindeki viral yükün artması, daha fazla sinir hücresinin oksijensiz kalması anlamına geliyor. Beyin, oksijensizlikle başa çıkmada başarılı bir organ değildir. Çünkü bilişsel işlevlerin gerçekleşmesi için beyne yeterli miktarda ve sürekli olarak oksijen akışının sağlanması gerekir. Oksijen yoksunluğuyla birlikte kişilerde bilişsel kayıplar, anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik sorunlar izleniyor. Ayrıca bu süreç, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar için hazırlayıcı veya hızlandırıcı etki yapabilir. Oksijensizlik, aynı zamanda vücutta iltihap gelişimine de katkıda bulunabilir.

Beyin Sisiyle Baş Etme Tüyoları

İlaçtan veya Covid-19 gibi tıbbî durumlardan kaynaklanan beyin sisiniz varsa lütfen doktorunuza başvurun. Covid-19 kaynaklı beyin sisi tedavisinde amaç, bağışıklık sistemini baskılamak ve mast hücrelerinin faaliyetini azaltmak olacaktır. Böylece beyindeki iltihabın önüne geçilecektir. Eğer ortada beyin sisini tetikleyen başka etkenler varsa bunların üstesinden gelmeyi denemelisiniz. Bu anlamda yaşam tarzınıza bir göz atın. İyi uyuduğunuzdan, iyi beslendiğinizden ve yeterli düzeyde egzersiz yaptığınızdan emin olun. Aynı zamanda stresi azaltacak stratejilerden yararlanın. Bilişsel işlevlerdeki performansınızı artırmak için öncelikle dikkat dağınıklığınızı azaltmanın yollarını aramalısınız. Bunun için aynı anda iki ya da daha fazla iş yapmaya çalışmayın, sadece tek bir şeye odaklanın. Örneğin; çalışırken telefonunuzu kapatabilir, mail ve sosyal medya bildirimlerinizi sessize alabilirsiniz. Eğer sizi zorlayan, bunaltan büyük çaplı görevleriniz varsa bunları küçük parçalara bölerek yapmayı deneyin. Kontrol listeleri hazırlamanız işinizi kolaylaştıracaktır. Ve unutmayın ki, söz konusu beyin sisi olduğunda asla yalnız değilsiniz!

Kaynaklar

1. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33487628/

2. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33847020/

3.https://www.abc.net.au/news/health/2020-10-07/what-is-brain-fog-and-what-causes-it/12734948

www.sinirbilim.org/beyin-sisi/