Ana Sayfa Ana Sayfa TEB; Sağlık, İlaç, Eczacılık Alanında 2020 Yılı Değerlendirmesi

TEB; Sağlık, İlaç, Eczacılık Alanında 2020 Yılı Değerlendirmesi

2020 yılını geride bıraktık. Pandemi, kadın cinayetleri, terör saldırıları, depremler, doğa katliamları derken; zor, endişe seviyesi yüksek bir yıl geçirdik. Pek çok şey öğrendiğimiz bir yıl oldu 2020. En çok da sağlığın ve bilimin; sağlık çalışanlarının ve bilim insanlarının önemini kavradık.

Pandeminin ilk gününden bu yana sağlık çalışanları bu sürecin üstlenicisi oldu. Dünyanın her yerinde kahraman olarak anıldık. Ancak pandeminin seyri ağırlaştıkça sağlık çalışanlarının üzerindeki yük de arttı. Sağlık çalışanları; pandeminin getirdiği zorlukların yanı sıra tükenmişlik hissiyle, giderek artan mesai saatleriyle, sağlıkta şiddetle de başa çıkmak durumunda bırakıldı.

Biz de bu süreçte 43 eczacımızı ve 13 eczane teknisyenimizi kaybettik. Bugüne kadar da 357 sağlık çalışanını COVID-19 pandemisinde kaybettik. Hepsini bir kez daha saygı ve rahmetle anıyor, ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. 

SAĞLIK ÇALIŞANI SAYISI YETERSİZ

2020, en çok sağlığı konuştuğumuz bir yıl oldu. Ancak sağlık alanında kat etmemiz gereken epey bir yol olduğunu da ifade etmek durumundayız.

Sağlığın pek çok parametresini konuştuk geçtiğimiz yıl. 2020’ye dair verileri paylaşmamız gerekirse:

  • Sadece Aralık ayında sağlık birimlerinde 24 şiddet olayı yaşandı. Ki bu yalnızca kamuoyuna yansıyan sayı. Son 6 aylık periyotta ise 117 sağlıkta şiddet olayı vuku bulmuş durumda.
  • En çok satılan ilaç kalemleri mide ilaçları, sinir sistemi ve solunum sistemi rahatsızlıklarında kullanılan ilaçlar oldu. 2019 yılında en çok satılan kalemler ise ağrı kesiciler, gastrointestinal kanal ve metabolizma rahatsızlıklarında kullanılan ilaçlar olmuştu.
  • Kişilerin hekime başvuru oranı 9,5 ‘dan 9,8’e yükselmiştir.
  • Ülkemizde 100.000 kişiye 210 hekim düşmekte iken OECD ortalaması ise 352’dir.
  • 2020 ilk 9 ayda 256 milyon 680 bin reçete eczacılarımız tarafından karşılanmıştır. 2019 yılında bu sayı 293 milyon 238 bin idi.
  • OECD kişi başı ilaç harcaması 585 dolarken, ülkemizde 79 dolar olarak gerçekleşmiştir.
  •  2019 yılında kişi başı toplam sağlık harcaması OECD ülke ortalaması 4,223 dolar iken, Türkiye aynı dönem 1,339 dolar harcama yapmıştır.
  • Kamu cari sağlık harcamalarının GSYİH’ye oranı OECD ülkelerinde yüzde 6.5’ken, Türkiye’de yüzde 3.2.
  • Vatandaş her beş kalemden birini cebinden ödüyor.
  • Her üç kişiden biri obez.
  • Her altı kişiden biri diyabet hastası.
  • Her üç yetişkinden biri tütün kullanıyor.

İyi şeyler de oluyor elbette. Bunları da paylaşmak isteriz:

  • Doğumda beklenen yaşam süresi 2002’de 72.5’ten 2018’de 78.6’ya çıktı.
  • Anne ve bebek ölüm hızları azaldı. 2002 yılında 31,5; 2019 yılında 6,7 şeklinde kaydedildi.
  • 2011 yılından 2019 yılına antibiyotik bulunan reçetelerde %32’lik bir düşüş sağlandı. Eczacılar da bunda rol aldı.
  • 2020 yılı ilk 8 ay verilerine göre kutu bazında imal ilaç oranımız %87.3’e ulaşmıştır. Güncellenen son verilere göre de firmalarımızın toplam kapasite kullanım oranı ortalama % 26 oranında artmıştır. Bu yerli ilaç üretimi açısından sevindirici bir gelişmedir.

 ECZACILAR PANDEMİ İLE MÜCADELEDE ÖN SAFLARDA!

Pandemide, eczacılar olarak halka en yakın sağlık danışmanı olduğumuzun altını bir kez daha çizdik. Birinci basamak sağlık çalışanları olan eczacılarımız, ülkemizin her yerinde kesintisiz hizmet vererek canla başla pandemi mücadelesine destek verdi, vermeye de devam ediyor.

Pandeminin ilk gününden bu yana sağlık ve ilaç danışmanlığı vermeye devam ediyoruz. Kronik hastalık raporu olan hastalarımızın reçetelerini karşılıyoruz, böylelikle hastalarımız aile sağlık merkezlerine, hastanelere gitmek durumunda kalmadan ilaçlarına sorunsuz bir şekilde erişmiş oluyor. Yükü gittikçe ağırlaşan sağlık sistemimizin yükünü bu şekilde hafifletmiş olduk.

Bunun yanı sıra, bildiğiniz üzere, pandeminin başlarında çok önemli bir kamu görevi üstlenerek Türkiye’nin her yerinde eczanelerimiz aracılığıyla 1 ay gibi bir sürede, 250 milyon civarında ücretsiz maske dağıtımı yaptık. Şimdi de devletin temin ettiği grip aşılarını eczanelerimizden ücretsiz bir şekilde vatandaşlarımıza ulaştırıyoruz. 

AŞI CANDIR!

COVID-19 hayatımıza girdiği andan itibaren adeta tüm dünya, bir laboratuvardan gelecek aşı müjdesine odaklandı. Güvenli, etkili, yaygın aşılama pandemiyi kontrol altına almak adına en büyük umudumuz. Nitekim yakın zaman önce farklı şirketlerden aşı müjdeleri gelmeye başladı. Dünyada pek çok ülkede aşılama çalışmaları başladı. Ülkemizde de ilk parti aşılar, sağlık çalışanlarından başlayarak uygulanmaya başladı. Bunun yanı sıra farklı ülkelerle görüşmelerin sürdüğü, yerli aşıda çalışmaların devam ettiği biliniyor.

Bilim insanları, ülkemizde en az 55-60 milyon civarında kişinin aşılanması ile salgının kontrol altına alınabileceğini öngörüyor. Toplum bağışıklığına giden yolu kısaltmak adına stratejik önlemlerin bir an evvel alınması hayati derecede önem arz etmektedir.

Bunun için:

– COVID-19 aşısında tek bir ilaç şirketine bağlı kalınmamalı, aşı temini noktasında farklı alternatifler mutlaka değerlendirilmelidir.

– Aşı uygulamalarında kimse geride bırakılmamalı, avantajsız grupları da kapsayacak şekilde politikalar geliştirilmelidir.

– Aşı karşıtlığının ya da kararsızlığının toplum sağlığına verdiği zararlar gözetilerek aşı karşıtlığı ile de mücadele edilmelidir.

– Aşı ile ilgili tüm süreçlerde şeffaf ve somut veriler kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

– Aşılamada sağlık çalışanları birbirinden ayrılmamalı, tüm sağlık çalışanları aşılanmalıdır.

– Ve elbette her şeyden önemlisi: Aşı olabildiğince yaygın ve ücretsiz şekilde uygulanarak salgının önüne geçilmelidir. 

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI İLE OYNANMASIN

Sağlık çalışanları, pandeminin ilk günlerinden bu yana COVID-19 ile karşı karşıya kalan riskli gruptadır. Sağlık çalışanlarının toplumun diğer kesimlerine göre 4-5 kat, hatta ülkemizde olduğu gibi bazı ülkelerde de 10 kattan daha fazla COVID’e yakalanma riski taşıdıkları saptanmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve birçok uluslararası örgüt, COVID-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesi yönünde açıklama yapmıştır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da henüz salgınının başlangıcında bu yönde değerlendirmeler yapılmış; sağlık çalışanlarının korunmasına yönelik önlemlerin alınması için ülkelere uyarılarda bulunulmuştur. İtalya, Almanya, Belçika, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ve Malezya dâhil 130’a yakın ülke tarafından COVID-19 sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde ise meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için illiyet bağı aranmaktadır. Illiyet bağının kurulması imkansızdır, sağlık çalışanının bunu ispata yükümlü olması kabul edilemez bir uygulamadır. Bundan vazgeçilmeli ve ilgili yasanın tüm sağlık çalışanlarını kapsaması sağlanmalıdır.

TIBBİ BİTKİSEL ÜRÜNLER ECZANEDEN, ECZACI DANIŞMANLIĞINDA ALINMALIDIR

COVID-19’un hayatımıza girmesiyle birlikte herkes kendisini daha fazla koruma çabası gösteriyor. Bu durum da takviye edici gıdalara ve bitkisel ürünlere olan eğilimi artırmış durumda. Bu anlaşılır bir durum, ancak merdiven altı üretimi, bu alanı fırsata çevirmek isteyen kişileri de beraberinde getirdi. Biz Türk Eczacıları Birliği olarak halk sağlığı ile oynayanlara karşı her zaman net bir tavır sergiledik ve karşılarında durduk.

İlaçlar ve ilaç kategorisinde değerlendirilmesi gereken ürünler; üretim, saklama koşulları, dağıtım, imha gibi sağlık profesyonellerinin gözetiminde olmalıdır. Bu ürünlerin yeri eczaneler; bu ürünlerle ilgili söz söyleyebilecek kişiler yalnız ve yalnızca hekimler ve eczacılardır. Sağlığa ilişkin ürünlerde eczacıyı ve hekimleri dışlayan tavırları kabul etmediğimizi ifade ediyoruz.

Birkaç örnekle durumun öneminin anlaşılmasına katkı sunmak isteriz:

– Isırgan otu antikanserojen etkili iki flavonoid (antioksidan) içermesine rağmen, kanser hastalarında kemoterapi ilaçlarıyla beraber kullanılması doğru değildir, çünkü bu ilaçların etkilerini azaltır.

– Hipertansiyonu olan bir kişi, ses kısıklığına ya da öksürüğe iyi geldiği için sürekli ve günde 2,5 gramın üzerinde meyan kökü çayı ya da balı tüketmemelidir. Çünkü meyan kökü sodyum-potasyum dengesini bozarak yüksek tansiyona neden olmaktadır.

– Kabızlığa karşı sinameki çayı günde bir fincandan fazla tüketilmemelidir. Karın ağrısı ya da sancısı hatta bağırsak kanamalarına neden olabilmektedir.

– Halk arasında doğanın antidepresanı diye bilinen sarı kantaron yağının depresyona karşı rahatlatıcı, sakinleştirici etkilerinden dolayı kullanılması sırasında bazı ilaçlarla etkileşiminin olacağı unutulmamalıdır. Kalp hastası veya yeni organ nakli olmuş ve ilaç kullanan bir hasta da sarı kantaron, bu ilaçları metabolize eden enzimlerin miktarlarını artırarak vücuttan çabuk atılmalarına neden olur. Bundan dolayı sürekli olarak vücutta belirli bir seviyede bulunması gereken bu ilaçların etkinliği ortadan kalkabilir ve nakledilen organın reddi veya kalp krizi riskinin ortaya çıktığı görülebilir.

 

İLAÇ FİYAT KARARNAMESİ GÜNCELLENMELİDİR

Eczanelerimiz yıllardır ekonomik sıkıntılar içerisinde ve pandemi ile birlikte eczanelerimizde yaşanan ekonomik daralmalar iyice katlanılamaz hale gelmiş durumda. İlacın ve eczanenin bulunabilir olması için ekonomik tedbirin şart olduğu bir noktadayız. Kesintisiz, sürdürülebilir bir sağlık hizmeti verebilmemiz adına taleplerimizi yeniden tekrarlamak isteriz:

– İlaç Fiyat Kararnamesi acilen güncellenmelidir.

– Eczanelerimizde verilen hizmetin kalitesinin artırılması adına ikinci ve yardımcı eczacıların istihdamı önemli. Bu noktada personel istihdamı noktasında devlet desteği de aynı derecede önemli.

– Eczane dışına çıkarılan ürünler, eczanelere geri dönmeli ve ilacın uzmanı olan eczacıların danışmanlığında halka sunulmalıdır.

– Pek çok Avrupa ülkelerinde olduğu gibi tansiyon, şeker ölçümü, sigara bıraktırma gibi eczane temelli ekstra hizmetler ve bu hizmetler doğrultusunda sunulan danışmanlık hizmetleri için eczacıya sabit bir ücret ödenmelidir. 

İLAÇ YOKLUĞU İLE MÜCADELEDE ÜZERİMİZE DÜŞENİ HEP BERABER YAPALIM

Bir diğer önemli konu ise tüm dünyanın yaşadığı ilaç kıtlığı sorunudur. Pandemiyle beraber tedarik zinciri, hammade noktasında yaşanan sorunlar, personel yetersizliğinden kaynaklı olarak ilaç kıtlığı sorunları yaşamaktadır. Ülkemiz de bu durumdan etkilenmektedir. Ülkemizde tüm sorunların yanı sıra Avro kurunun, güncel kurun çok altında olmasından kaynaklı olarak piyasada bulunamayan ilaç sayısı artmaktadır. Döviz kurunda yaşanan dalgalanmalarla birlikte reel kur ile makas bir hayli açılmış durumdadır ve ilaç piyasasında sıkıntılar baş gösterme eğilimine girmiştir. Geçtiğimiz yıllarda deneyimlediğimiz üzere, Sağlık Bakanlığı ve ilaç firmaları ilaç kurunda anlaşana dek pek çok kalem ilaçta yokluk yaşanmaktadır. İçinde bulunduğumuz pandemi koşulları göz önüne alındığında bir ilaçta dahi yokluk yaşanması beraberinde büyük sağlık sorunlarını getirecektir.

Türk Eczacıları Birliği olarak konuya ilişkin çözüm önerilerimiz şu şekildedir:

– Birçok ilacın piyasada bulunamamasının sebebi uygulanmakta olan yanlış ilaç fiyat politikasıdır. Bu sorunun çözülebilmesi için, ekonominin gerçeklerine uygun, akılcı, reel fiyatlandırma yapılmalı ve ilaçta Avro kuru güncel hale getirilmelidir.

– Yaşanan sıkıntının ana sebeplerinden birisi kur ayarlamasının yılda bir kez yapılıyor olmasıdır. Bu sebeple ilaçta fiyatlandırmanın yılda bir defa Avro kuruna bağlı olarak belirlenmesi uygulamasından vazgeçilerek 4-6 ay aralıklarla, yani yılda 2 ya da 3 kez kur düzenlemesi yapılmalıdır.

KAMU ECZACILARININ DESTEKLENMEYE İHTİYACI VAR

Kamu kurumlarında ve hastanelerde çalışan eczacılarımızın fiziki çalışma şartları, maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi konuları, Birliğimizin öncelikli konularından. Ek gösterge oranlarının eczacıları da kapsayacak şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz. Bunun yanı sıra kamuda çalışan meslektaşlarımız açısından kurumlar arası maaş farklarının giderilmesi ve sözleşmeli olarak çalışan eczacılarımızın bir an evvel kadroya alınması çözüm bekleyen sorunlarımız arasında yer alıyor. Kamudaki eczacı istihdamının yeterli olmadığının da göz önüne alınarak, kamuda ve hastanelerde her yıl kadro açılması gerektiğini savunuyoruz. Bir diğer talebimiz ise kamuda ve özel sektörde yardımcı eczacılığı destekleyecek doğrultuda düzenlemeler bir an evvel hayata geçirilmelidir. 

YENİ ECZACILIK FAKÜLTELERİ AÇILMASIN, GİZLİ İŞSİZLİK ARTIYOR

Türk Eczacıları Birliği olarak mesleğimizi ve mesleğimizin geleceğini savunmakla yükümlüyüz. Bu doğrultuda her fırsatta tekrarladığımız bir gerçek var: 2000 yılında 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 51’i bulmuş durumdadır. İhtiyaç olmadığı halde açılan eczacılık fakülteleri ülkemize, mesleğimize zarar verecek; eczacılarımızın istihdam ve işsizlik sorunlarıyla yüzleşmesine neden olacaktır.

Sağlıkla ilgili bir mesleğin akademik eğitiminde yaşanacak niteliksizleşme, halk sağlığının alacağı bir yara anlamına gelmektedir. Bu unutulmamalıdır. Bu doğrultuda; eczacılık fakültelerinin kontenjanları düşürülmeli, YÖK tarafından 100 bin olarak belirlenen eczacılık fakülteleri başarı sırası 60 bine çekilmelidir.     

COVID-19, sınıf ve sınır tanımadı, ülkelere ve kıtalara hızla yayıldı. Ve büyük çapta toplumsal sorunu, acıyı, ekonomik hasarı beraberinde getirdi. Pandemi hızla yayıldı. Yeni tip koronavirüs esasında AIDS, SARS, EBOLA, kuş gribi ve domuz gribi gibi son yıllarda ortaya çıkan bir dizi hastalığı da anımsatıyor. Tüm bu saydığımız hastalıkların ortak özelliği de hayvan kaynaklı olması İnsanların faaliyetleri doğaya telafisi zor hasarlara sebep oluyor, doğal ekosistemler tahrip ediliyor. Yaban hayvanları kontrolsüzce, yasadışı şekillerde katlediliyor ve satılıyor. İnsanlık, kaynakları hızla, düşünmeden kullanıyor. Bugün yaşadığımız pandemi, bize insan ve doğa arasındaki ilişkinin ne denli hastalıklı olduğunu gösteriyor. Ve gelecekte kendimizi ne denli koruyabileceğimiz de bu ilişkiyi ne derece düzelteceğimizle yakından ilgili. Tüm insanlık olarak geçmişten bir an evvel ders almalıyız.

Virüsün sınır ve sınıf tanımadığını ifade ettik az evvel. Ancak ne yazık ki sağlık sistemlerine, ilaca, aşıya erişimde sınırlar çok katı bir şekilde varlığını koruyor. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü Başkanı, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Feci bir ahlaki çöküşün eşiğindeyiz” dedi ve zengin ülkelere milyonlarca, bir yoksul ülkeye 25 doz aşı verildiğini ifade etti. Bu çok acı ancak herkesin üzerine düşünmesi gereken bir durum.

Yeni yıl dileriz güzel yarınları beraberinde getirir. Dileriz kadın cinayetlerini, hayvanlara yapılan işkenceleri, doğanın talanını konuşmadığımız bir yıl olur. 2020 yılı bize en önemli şeyin sağlık olduğunu ve sağlık çalışanlarının ne denli önemli olduğunu gösterdi. Bu zorlu pandeminin daha ne kadar süreceğini maalesef bilmiyoruz. Dileriz 2021 yılı ilaç, sağlık, eczacılık alanındaki sorunların çözüme kavuşturulduğu, sağlıkta şiddetin son bulduğu, sağlık çalışanlarının sesinin duyulduğu ve taleplerinin yerine getirildiği bir yıl olur.

Hepinize umuttan yana bir yıl ve sağlık diliyorum.