Ana Sayfa Ana Sayfa “Yeni Normal”de Yaşamak ve İletişim Yapmak

“Yeni Normal”de Yaşamak ve İletişim Yapmak

Tuba Okutulmuş

Sosyal yaşantımızı derinden sarsan salgın, hızından biraz kaybetmiş olsa da, günlük yaşamdaki etkilerini tüm hızıyla devam ettirmekte. Bize ulaşan bilgilere bakıldığında konunun ciddiyetinin daha hala toplumun bazı kesimlerince net olarak anlaşılmadığını görmek gerçekten üzücü. Başta Sayın Fahrettin Koca ve Bilim Kurulu, sahadaki hekimlerimiz ve sağlık mesleği mensuplarının gösterdiği insanüstü çaba takdire şayan. Evlerinden çıkmayan, sosyal mesafeye riayet eden, maske takıp kişisel hijyen kurallarına uyan herkesi de bu büyük mücadelenin yılmaz savaşçıları olarak görmek gerekiyor. Ancak konunun daha net anlaşılması ve tüm bireylerde benzer seviyede farkındalık yaratılmasının salgınla mücadelede kilit rol oynadığını unutmayalım. Hep söylediğimiz gibi, yerinde yapılan hedefe yönelik iletişimin mutlaka aksiyona dönüşmesi gerekmekte. Bu konuda geniş kitlelerin Korona virüsü mücadelesine daha etkin katılımını sağlamak için çok daha çarpıcı bir iletişim yapılması ciddi bir ihtiyaç olarak hala masanın üstünde.

Bu aralar sıklıkla “Yeni Normal”le ilgili bir çok şey konuşuluyor. Seyahat kısıtlamalarının kalkması, yeme-içme, gezi ve tatil merkezlerinin yeni koşullarda açılması derken yeni hayatımıza alışmaya çalışıyoruz. Günlük yaşantımızda yer bulan çevrimiçi hizmetler, e-eğitim ve artan e-ticaret trafiği nedeniyle salgının ilk dönemlerinde hayatın bundan sonra çoğunlukla dijital üzerinden ilerleyeceğini düşünmeye başlamıştık. Yüzyüze iletişimin yerini dijital iletişimin ve online platformların alacağını düşünüyorduk. Bugün beyaz yakalı yöneticilerle yaptığımız görüşmelerde herkes aynı noktada fikir birliğinde: Yüzyüze iletişim yapmaktan asla vazgeçemeyeceğiz.

Yeni normalle birlikte yeni alışkanlıklarımız da oluşuyor. Kısıtlanan sosyal hayat, değişen çalışma düzeni ve farklılaşan öncelikler salgın sürecinin yeni alışkanlıklarını da belirliyor.  Daha önce benzeri yaşanmamış bu süreçte bireylerin şok, panik, korku, kaygı, çaresizlik, aşırı sinirlilik gibi yeni bir duruma uyum sağlamanın da aşamaları olan yoğun duygularla tepkiler verdikleri görülüyor. Yeni yaşam koşullarına adapte olmaya çalışmak, başta stres olmak üzere birçok farklı tepkiye neden olabiliyor. Uzmanlar salgın hastalık kaygısını psikolojik bir krize dönüştürmenin, olağan ve iyi yöndeki yaşam akışını da engelleyebileceğini belirtiyorlar.

Değişen rutinin tüketici alışkanlıklarına yansıması ise kaçınılmaz…

Bu arada, Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü uyarıyor: İnsani gelişme 1990 yılından bu yana ilk kez gerilemenin eşiğinde. Dünyada eğitim, sağlık ve yaşam standartlarının bileşkesi olarak ölçülen küresel insani gelişmenin, bu kavramın ortaya atıldığı 1990 yılından bu yana ilk kez bu yıl gerileyebileceği uyarısını yapması pandeminin yol açacağı dönüşümün ciddi sonuçları olacağına da işaret ediyor. UNDP COVID-19 pandemisinin sağlık, eğitim ve gelire aynı anda darbe indirdiğinden, bu trendi değiştirebileceğini öngörmekte.

Hatta mevcut durumun toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinde olumsuz etkileri dahi olabileceği, kadınların ekonomik olarak daha az kazanma ve tasarruf etme, iş güvencesizliğinin daha yüksek oluşu gibi konularla mücadele etmek durumunda kalabileceğinden duyulan endişe dile getiriliyor. Umuyoruz ki, bu alanda gereken tüm adımlar atılsın ve kadınların iş hayatında yer almasına yönelik bugüne kadar elde edilen kazanımlar pandemi sürecinde sekteye uğratılmasın.

Diğer taraftan yapılan araştırmalarda “Yeni Biz Bilinci”nin oluştuğunu, “BEN yerine BİZ” düşüncesinin yeniden yükselişe geçtiğini görüyoruz. Araştırma sonuçlarından elde edilen verilere göre çevreye saygı, yardımseverlik ve toplumsal huzur değerleri bu dönemde artış gösterirken; insanların statü ve mülk edinme isteğinde azalma meydana geliyor.  Sürecin ilk zamanlarında tartışılan ve eleştirilen stoklama davranışının yerini ise yardımlaşmanın aldığını söylemek mümkün.

Şu an birçok firma için en öncelikli konuların başında pandemi sırasında kazanılan tüketici alışkanlıklarından hangilerinin geçici, hangilerinin kalıcı olduğunu saptamak. Doğru tahminlerde bulunan firmalar, doğru yatırımlarla rekabette bir adım önde olacaklar.

Global danışmanlık firmalarının hazırladığı raporları incelediğimizde gelecek öngörülerinde çok da içaçıcı bir manzara göremiyoruz. Örneğin McKinsey tarafından hazırlanan bir raporda üç konu öne çıkıyor: Dijital iyileşme, güvenli ve temassız tüketici deneyimi, tüketici görüşü takibi. Rapordan çıkan sonuç şu: Dönüşen ihtiyaçlara ne kadar hızlı yanıt verebiliyorsanız o kadar güçlü olacağınız bir dönemdeyiz. Diğer taraftan Dun&BradStreet’in araştırmasına göre, Fortune 1000’de yer alan 938 dev şirketin de içinde bulunduğu en az 5 milyon kurumsal yapı salgının yarattığı ekonomik bunalımdan olumsuz etkileneceği kaydediliyor.

Sözkonusu raporda küresel büyüme beklentilerinin aşağı çekilmesine rağmen, salgının kontrol altına alınması noktasında ilaç sektörüne önemli sorumluluk düştüğü belirtiliyor. Büyüklü küçüklü önemli sayıda aktör sektör kaynaklarını COVID-19 ile mücadeleye ayırmış durumda. Bir an evvel aşının ya da tedavinin bulunması ve süratle uygulanmaya başlanması küresel sağlık açısından büyük önem taşıyor. Ve bunun bir sonucu olarak ilaç şirketlerinin hisselerinin göreceli olarak değer kazandığını da vurgulamak gerekiyor.

Bu kadar belirsizlik, beraberinde hızlı ve yoğun bir değişim yönetiminin yapılması ihtiyacını getiriyor. Kurumsal şirketlerin bu süreçte iletişim anlamında da kendilerini dönüştürmeleri çok kritik. Böylesine bir belirsizlik döneminde çalışan motivasyonunun sağlanması, hızlı ve atak kararlar alarak aksiyona süratle geçilebilmesi, artan rekabetçi ortamda sizi bir adım önde tutması için özellikle kriz iletişimi, değişim yönetimi iletişimi ve iç iletişim alanlarında donanım ve yetkinlikleri artırmak ve bu alanlara yatırım yapmak önceliklendirilmeli.

Değişimin kaçınılmaz olduğu bu dönemde iletişim her zamankinden daha da değerli. Mevcut belirsizliği yönetirken ekiplere düzenli bilgi akışını sağlamak bile başlı  başına önemli bir olay. İletişimini düzgün ve anlamlı bir tutarlılıkla yürüten şirketlerin mevcut koşullara çok daha rahat uyum sağladığını gözlemliyoruz. Sadece iç paydaşlarla değil, şirket dışındaki paydaşlarla da iletişimin sürdürlebilmesi, bunun için de özellikle dijital kanalların, medya ve ağırlıklı olarak sosyal medyanın kullanılması adeta olmazsa olmazımız haline geldi.

Yine belirsizliğin hakim olduğu dönemlerde güçlü lider iletişiminin de çalışanları rahatlattığı, şirketin dalgalı denizlerde emin ellerde ve rotasında ilerlediği hissini verdiği de bir başka gerçek. Bu dönemde yapılan iletişimi 3’e ayırmak mümkün:

  1. Bilgilendirme amaçlı iletişim
    1. Pandemi sürecinde şirket uygulamaları hakkında
    2. Koronavirüsü ve korunma yolları hakkında
  2. Çalışan odaklı iletişim
    1. Şirket uygulamaları ve değişen takvimler hakkında
    2. Evden yapılabilecek çalışmaların takibi
    3. Sosyalleşme
    4. Kişisel gelişim odaklı
  3. Pazarlama/Tüketici odaklı iletişim
    1. Değişen tüketici trendlerinin ve ihtiyaçların belirlenmesi
    2. Hızla revize edilmesi ve/veya yeniden oluşturulması gereken kampanyaların/projelerin tasarlanması ve hayata geçirilmesi
    3. Paydaşlara yönelik dijital tanıtım kanallarının oluşturulması ve yönetilmesi
    4. Gündeme ve gündemin oluşturduğu duygulara hitap eden içeriklerin hazırlanması ve mevcut içeriklerin dönüştürülmesi

Tüm bu iletişimin ağırlıklı olarak dijital kanallar üzerinden ve paydaşlara göre yapılıyor olması önümüzdeki süreçte daha karma bir iletişim ve tanıtım modelinin benimseneceğinin göstergesi. Özellikle sağlık alanında yüzyüze iletişimin önemi büyük. Her ne kadar doktor ziyaretlerine gelen kısıtlamalar kaldırılsa da, önümüzdeki süreçte dijital iletişimin gücünden de faydalanacağımız ve sosyal medya platformlarını daha etkin kullanacağımız yeni bir sistemin hayata geçirilmesi kaçınılmaz.

Biraz dijital, biraz yüzyüze iletişimin artık yeni normalimiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirz. Basına yönelik çalışmalarda yüzyüze gerçekleştirilen basın toplantılarının yanısıra dijital toplantıların da kendine yer bulmaya başlaması, bu alanda dönüşümü sağlama anlamında pozitif bir gelişme. Dünya, medya iletişiminde uzun zamandır webexler üzerinden basın toplantılarını yapmaya başlamıştı. Ülkemizde de salgın sürecinde bu tür yenilikçi platformların medya iletişiminde yer buluyor olması sevindirici.

“Yeni Normal”i hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz ve edineceğimiz tecrübelerle bu dönemde iletişimi de yeniden şekillendiriyor olacağız. Değişmeyecek olan tek şey,  iletişimin yeni normalde de hayatımızdaki yerini koruyacağı…

Hepinize sağlık ve esenlik dolu günler diliyorum..

TUBA OKUTULMUŞ 

Sağlık iletişimi alanında hizmet sunan Piyar İletişim’in Ajans Başkanıdır. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü mezunu olan Okutulmuş, ağırlıklı ilaç sektörü olmak üzere, uzun yıllar farklı sektörlerde üst düzey yönetici olarak görev yapmıştır. 1994 yılında YASED Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nde başladığı kariyerinde sağlık alanındaki uzmanlığını AIFD- Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, Novartis, Amgen, Mustafa Nevzat (Gensenta) gibi firmalarda edindiği tecrübelerle zenginleştirmiştir.  Sağlık alanının yanı sıra Petrol Ofisi, MPR, Altınbaş Holding’de üst düzey yönetici olarak görev yapan Tuba Okutulmuş kurumsal iletişim stratejilerinin oluşturulması, itibar yönetimi, lider iletişimi, pazarlama odaklı iletişim, sosyal medya ve dijital platformlar, değişim yönetimi ve kurumsal sosyal sorumluluk alanlarında ödüllü birçok projeyi hayata geçirmiştir.

İletişim için: tuba.okutulmus@piyar.net

Web sitesi: www.piyar.net