Ana Sayfa Ana Sayfa İyi liderler merakla soru sorar

İyi liderler merakla soru sorar

Mine Kobal

Sorularınızı siz sormazsanız, başkalarının yanıtlarını yaşarsınız

Başlıkta liderlik olunca iddialı cümlelerle başlayabiliyorum. Liderlik, en iyi insanları seçmekten ve en iyi kararları vermekten daha fazlası olmayı hakeden bir kavram. Liderliğin insanları, ekibi ve işi büyütmek için alan yaratmak ile ilgisi var. Lider sağlıklı bir ortam sağladığında hikaye devam edebiliyor. Sağlıklı ortama başarısızlık veya daha gerçek bir ifadeyle olumlu/ olumsuz her türlü öğrenme deneyimimiz dahil, böylece kaygılar (hayata fırlatıldıysak kaygılarımız da pakete dahil) meraka dönüşebiliyor. Bunun için de iyi bir deneyim süreci tasarımı ve ardında meraklı sorulara ihtiyacımız var.

Sade ve güçlü bir soru yepyeni bir bakış açısını masaya getirebilir, size hiç düşünmediğiniz bir yolculuk için ilham verebilir, beklemediğiniz kadar sizi şaşırtabilir. Hatta etkisi görüşme sonrasında da devam eder, yanıt bulmak için birkaç gün, birkaç hafta çalışırsınız. Yeni sorularınız da hediyeniz olur. O ana kadar iddia ettiğiniz cümleleri terk edebilirsiniz ancak bundan da hiç şikayetçi olmazsınız. Bir soruyla sizin, takımın, kurumun dünyasını değişebilir. Çünkü sorular sihirleriyle birlikte gelirler.

Peki, meraklı bir soruyu nasıl tanımlayabiliriz?

Madde 1: Açık uçludur, ancak “Neden?” diye başlamaz.

Açık uçlu olduğunu hepimiz ezberledik. Bizi altta yatan nedenlere, inançlarımıza ve varsayımlarımıza götürsün de istiyoruz, ancak “Nasıl?”, “Ne?” veya “Hangi?” gibi sorular bu amaca daha çok hizmet eder. Geçmişe yönelik “neden” sorularını ise savunmayı davet edeceği için hiç önermiyoruz.

Nasıl yapabiliriz?

Hangi bilgiye sahip olduğumuzda daha odaklı ilerleyebiliriz?

Neler sana yardımcı olur?

Bu konuda yeni neler öğrendin?

Şu anda tam olarak nasıl hissediyorsun?

Daha başka neler olabilir?

Bu soruların hepsi güçlü ve meraklı sorular.

Lütfen ezberlenmiş eğitim kokan soruları kullanmayın. İkinci bir şansın olsaydı diye başlayan soruların pek bir yararı yok…

Madde 2: İçinde çocuk merakı olsun.

Eğer çocuk ifadesi çok romantik ve pembe geliyorsa, sizin için Sokrates’in mayotik yönetimi de diyebiliriz. Günün sonunda iki tanım da aynı yere varıyor. Yine ezberlenmiş huni tekniğini de yeri gelmişken öldürelim. Hep anlatılanları hatırlayın önce açık uçlu sonra kapalı uçlu sorularla karşınızdaki kişiyi tam da hedeflediğiniz yere getirin, sonra özellik- fayda fikir, ürün, hizmet her neyse masadaki onu satın. Burada bağıran bir gizli ajanda var. Getirmek istediğiniz bir yer var, diğer kişinin dünyasından bağımsız. Sokrates hiçbir şey bilmiyormuş gibi sorun der, yeni fikirler doğurtmak için sorun der. Bir ürün hizmet satmak için değil, diğer kişinin dünyasını, ruh halini anlamak, keşfetmek ve öğrenmek için sorun der.

Madde 3: Yanıtını bildiğiniz soruları sormayın.

Sormuş olmak için soru sorulduğunda tüm görüşmeye ve ötesinde ilişkiye o kadar zarar veriliyor ki. Bir nefes alıp bu soruya nasıl bir yanıt alabilirim diye düşünmek, biraz “balkondan bakmak” yeterli olacaktır. Sonrasında sorup sormamaya, en doğru ifade şekline, tonuna hatta zamanına karar verirsiniz.

Madde 4: Ne soracağınızı düşünüyorsanız, olmamıştır.

Merakla soru sormak tüm odağınız karşınızdaki kişi ve oradaki ortam olduğunda çalışıyor. Bir soru listesini takip ederek, sıradaki sorunun kelimelerini toparlamaya çalışıyorsanız, karşınızdaki kişiyi, işin duygu tarafını kaçıyorsunuz. Sezgileri yok sayıyorsunuz. En nefis soruyu da sorsanız dahi ruhu eksik olacağından mekanik algılanacaktır.

Madde 5: En sade haliyle sorun.

Etrafından dolanmadan, açıkça ancak kırıcı da olmadan ve en az kelime ile sorulan sorular çalışıyor. Daha az iletişim kazası olduğu için de hikaye aksiyona dönüşebiliyor. Dünya toz bulutuna döndükçe, karşınızdaki insanın da sizi takip etmesi odaklanması pek mümkün olmuyor. Dikkat süremiz 8 saniye olduğuna göre sade sorulardan başka bir şansımız yok. (Japon balıklarının 9 saniye olduğunu iddia ediyor araştırmacılar, benim de korkum bizim dikkat süremizin azalmasıyla, balıkların arayı açması)

Beş maddenin devamında söylenecek söz ise pratik, pratik, pratik…

Lidere kim soru soracak?

Kendinin lideri veya bir takımın, kurumun lideri merakını sorularına yansıtır. Buraya kadar hemfikirsek, liderler de kendilerine meraklı sorular sorulmasını ister. Çevresindeki herkes ona ne kadar harika düşündüğünü söylüyorsa, masadaki en yaratıcı fikirler hep liderden geliyorsa ciddi bir sorun ile karşı karşıyayız. Çünkü birileri fikrini söylemiyor/ söyleyemiyor. Ve ne kadar müthiş, şahane, eşsiz ve harika olursa olsun bir kişinin yanıtlarından daha büyük meselelerimiz var. O yüzden de farklı disiplinlere, farklı görüşlere ve meraklı tartışmaların olduğu ortama ihtiyacımız var.

Eğer lideriniz sadece nefis sorular soruyorsa, ancak kendisine pek soru sorulmasından hoşlanmıyorsa veya her soruya kanıta dayalı haklı bir gerekçesi varsa, ikinci veya üçüncü soruya gelmek bir türlü kısmet olamıyorsa; merakın yaşaması pek de mümkün olmayacaktır. Soru sorabildiğim insanlardan gelen sorulara açık olabilirim çünkü. Hiyerarşiden bağımsız soru sorma, harekete geçme ve merakla yeni bir şeyleri deneme hikayeleri karşılıklılık ilkesiyle çalışıyor.

İyi bir lider meraklı soru sorar ve kendisine de meraklı sorular sorulması için alan yaratır. Ofisinden dışarı çıkar, ekibi, müşterisini ve müşterisinin müşterisini merak eder. Diğerlerinin de merak etmesini teşvik eder, herkes daha iyi soru sormaya ve dinlemeye başlar. Sonrasında üç elma düşer ve şanslı da (!) olduğu için yeni bir rüyayı gerçekleştirir.

Her şeyi başlatan meraklı sorularımız bol olsun🎈

Mine Kobal

Tam olarak nasıl bir iş yapmak istediğimi hiç bir zaman bilemedim, bankacı oldum para sattım, bir dönem insan kaynakları yöneticisi oldum işe alım yaptım ve bir dolu işten çıkarılma kararını paylaştım, sonra üniversitede öğretim görevlisi oldum, ilaç sektörünü de denedim. Sanırım en çok kendime yakıştırdığım danışmanlık şapkam oldu, ünvanlardan uzak olması bana iyi geldi. Bir de merakımı büyütmesi, farklı sektörler, farklı renkler ve farklı hikayeleri sevdim. Hem hepsinin çok içindeyim, hem de danışman olarak o mesafemi bir şekilde korudum. Bir de sahnede olmak var, salondaki en güvenli ve en eğlenceli yer kesinlikle, spotların altında olmak benim için hep rahat oldu.
İş hayatı da bana beni büyütecek insanlarla tanışma fırsatı verdi hep. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum.
Kendimi tanıtırken bir şekilde İstanbul Erkekli’yim demeyi seviyorum. Alman disiplini okulumdan güzel bir hediye, bir de eleştirisel bakma becerimi ortaokul lise yıllarına borçlu olduğumu düşünüyorum.
İyi bir öğrenciyim, tüm bütçemi kitaplara, defter ve kalemlere harcayabilirim. Okuyarak, gezerek, dinleyerek yeni bir şeyler öğrenmekten, öncekileri de unutabilme lüksünden çok mutlu olabilirim. Neyim yok sorusunun yanıtı da köklerim olurdu. Kurumlara ait olmayı sevemedim, kurumlarda aile olmayı da sevemedim. Ama hep çok çalışkan oldum, kestirme yollar hiç bana göre olmadı.
Tarihten kiminle tanışıp, bir kadeh bir şeyler içmek istersin derseniz yanıtım Carl G. Jung olur, ki ilk kitabım “Jung Koçluk Yapsaydı”.
Son notum da iflah olmayan merakım olsun 🎈
iletişim
minekobal@icloud.com