Ana Sayfa Sosyal Tıp Dünya Çevre Gününe Covid-19 Pandemisiyle Bakış

Dünya Çevre Gününe Covid-19 Pandemisiyle Bakış

Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram

“ÇOCUKLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN İYİ MİRAS: YAŞANILABİLİR BİR DÜNYA” 

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nın önerisiyle 1972 yılından itibaren bugün dünyanın çevre sorunlarına dikkat çeken bir gün olarak tanımlandığını belirten Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, “Türk Toraks Derneği olarak, insan sağlığını ve evrende yaşam şansı bulabildiğimiz tek yer olan dünyamızın geleceğinin tehdit altında olduğu ve Covid-19 Pandemisi ile hastalandığımız ve kayıplarımız olduğu bir dönemde Dünya Çevre Günü’nü önemsiyoruz.” dedi.

Bayram, geçirdiğimiz son altı aylık süreci ve önceki pandemileri hatırlattığı açıklamasına şöyle devam etti:

“Aralık 2019’da Çin’in Hubei eyaleti Wuhan’da bilinmeyen pnömoni vakaları ortaya çıkışı, 7 Ocak 2020 ‘de etken tanımlandı ve insanlık yeni bir virüs ile tanıştı:  SARS-CoV-2. 13 Ocak 2020 ilk kaybedilen Vaka Tayland’da duyuruldu ve 11 Mart 2020:  DSÖ Covid -19 Pandemisi ilan edildi. Aynı gün Türkiye’de ilk Covid -19 vakası ve 17 Mart 2020 Türkiye’de de ilk kaybedilen olgu Sağlık Bakanlığı Tarafından açıklandı. Bu sürece bakıldığında Dünya ve Türkiye altı aydır Covid-19 pandemisi ile boğuşmaktadır. Aslında bu corona virüsün ilk salgını değil.  Şubat 2003’te Çin Halk Cumhuriyetinde, akut solunumsal sendroma yol açmış Corona virüs (SARS-Cov) salgını dünya çapında yayılmış, 8 ay sürmüş ve 8098 doğrulanmış vaka ve 774 ölümle sonuçlanmıştı. Bu salgından yaklaşık 10 yıl sonra 2013’de Middle East Respiratory Syndrome Coronavirus (MERS-Cov) olarak adlandırılan ve yüksek patojeniteye sahip yeni bir corona virüs salgını Suudi Arabistan’da ortaya çıkmıştır. Bu salgın da 27 ülkede, 2206 doğrulanmış vaka ve 803 ölüme neden olarak sonuçlanmıştır. Bu salgının üzerinden henüz 6 yıl geçmişti ki, Dünya yine-yeni bir coronavirus olan Covid-19 pandemisi ile karşılaştı.”

“BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN”

“Elbette ki bu salgınlar ve pandemi zoonotik hastalıklara başka bir bakış açısını birlikte getirmelidir.” diyen Bayram, “Dünyada ve Türkiye ‘de uygulanan üretim ilişkileri, neoliberal politikalar, yerküre kaynaklarını sorumsuzca sonuna kadar tüketerek ekosistem üzerinde geri dönülmesi çok zor bedeller yaşatmaktadır. Artan nüfus ile birlikte endüstriyel tarım, endüstriyel hayvancılık nedeniyle toprağın insan odaklı kullanımı, diğer türlerin yer değiştirmesine, yok olmasına neden olmaktadır. Başka bir dünya mümkündür” dedi.

“HAVA KİRLİLİĞİ VE İKLİM KRİZİ BÜYÜK SORUN”

Hava kirliliği ve iklim krizinin uzun süredir çözmek zorunda olduğumuz sorun olarak önümüzde durduğunu belirten Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Öğr. Gör. Dr. Nilüfer Aykaç, şunları söyledi: 

“Bu pandemi Dünyada hava kirliliği ve iklim değişikliğini başka bir bakış açısı ile ele almamız gerektiğini göstermiştir. Dünyada her 10 kişiden 9’u kirli hava solumaktadır. Bu sağlıksız havanın solunmasının solunum hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, akciğer kanseri gibi hastalıklara yol açtığı, özelikle çocuklar, yaşlılar, yoksullar ve hastaların daha çok etkilendiği bilinmektedir. Hava kirliliğinin en önemli kaynakları, ısınma, trafik ve sanayi faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan zararlı toz ve gazlardır. Hava kirliliği, solunum yollarına hasar vererek solunum sistemimizin savunmasını bozmakta, virüslerin akciğere ve vücudumuza geçerek hastalık yapmasını kolaylaştırmaktadır. COVID-19 salgınında hava kirliliğinin viral enfeksiyonlara bağlı ölümleri arttırarak pandemilerin yarattığı yıkıma katkı sunacağı görülmektedir. Çalışmalar göstermiştir ki hava kirliliğinin yüksek olduğu bölgelerde yaşayanlarda daha sık solunum yolu enfeksiyonları gelişmektedir. Özellikle aerodinamik çapı 2,5 ve 10 mm’den daha küçük partiküller, kükürt dioksit (SO2), azot dioksit (NO2), karbon monoksit (CO) ve ozon (O3) gibi kirleticiler solunum yollarını olumsuz biçimde etkileyerek virüs enfeksiyonlarına karşı olan duyarlılığı ve hastalığın şiddetini arttırmaktadır. Çin’de yapılan bir çalışmada PM2.5, PM10, NO2 ve O3 düzeylerindeki artışın COVID-19 hastalığı gelişme riskini 1,76 – 6,94 kat arttırdığı saptanmıştır. ABD’de yapılan başka bir araştırmada ise PM2.5’de her 1 mikrogram/metreküp artışı ile COVID-19’a bağlı ölümlerin %15 oranında arttığı tespit edilmiştir.”

“TEK NEDEN TRAFİK DEĞİL”

Hava kirliğinin bir başka etkisi de iklim krizine yol açması olduğuna dikkat çeken Aykaç, “ Pandemi sürecinde dünya genelinde uygulanan toplumsal hareketliğin azlığı trafikten kaynaklanan hava kirliliğinde bir miktar azalmaya neden olmuştur. Ancak hava kirliliğinin tek nedeni trafik değildir. Bu özellikle evsel ısınma, fosil yakıt kullanımı, sanayinin kısıtlı da olsa devamı hava kirliliğiyle mücadele için daha köklü değişiklikler yapılması gerektiğini bize göstermiştir. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinin Nisan 2020 tarihinde yayınladığı raporda sokağa çıkma yasağının uygulandığı bazı günlerde bile günlük PM2.5 ve NO2 değerlerinin sınır değerleri aştığı gösterilmiştir. Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin trafik ve bir kısım sanayiden kaynaklı hava kirleticilerin azalmasını sağladığı ancak hava kalitesindeki iyileşmenin ‘geçici ve yanıltıcı’ olduğunu rapor etmişlerdir. Dolayısıyla pandemi sürecinde bile vakaların %60’ının görüldüğü ve toplumsal hareketliğin sokağa çıkma yasaklarıyla azaltıldığı İstanbul’da havanın temizlendiğini söylemek gerçekten uzak bir yaklaşım olacaktır.” diye belirtti.

“ZOONOTİK KAYNAKLI ENFEKSİYONLAR ARTIYOR”

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Haluk Çalışır ise, “Dünyanın çeşitli bölgelerinde hava kirliliğinde görülen geçici azalmanın iklim krizi üzerine olumlu herhangi bir etkisinin olmadığı görülmektedir. Uygarlık tarihi boyunca iklim değişikliğine yol açan atmosferdeki CO2 150 yıl öncesine kadar 270 – 285 ppm (milyonda bir partikül) arasındayken, sanayi devrimi sonrası hızla artış göstermiş, 1985 yılında 350 ppm iken, 2012 yılında 400ppm’i geçmiştir, 2020 Haziran ayında bu değer 417.7 ppm’dir. Küresel iklim krizine neden olan CO2 gibi sera gazlarının atmosferdeki oranlarının bu süreçte de yükselmeye devam etmesi, iklim değişikliği ile mücadelenin çok daha uzun vadeli ve geniş kapsamlı tedbirlerle sürdürülmesi gerektiğini somut olarak göstermektedir. Antroposen çağıyla birlikte artan nüfusun, biyoçeşitlilik kaybının, endüstriyel hayvancılık ve tarım amaçlı ormansızlaşmanın ve yabanıl hayatın insan tarafından istilasının üçüncü bin yılda zoonotik kaynaklı enfeksiyonları arttırdığı görülmektedir. Öte yandan vahşi hayvan pazarları, av turizm altında nesli tükenen hayvanların avlanması, genetiği değiştirilmiş ürünler, sanayi atıklarıyla kirletilen su kaynakları, plastik çöplüğüne dönüşen okyanuslar havuzlara hapsedilmiş yunuslar, seyirlik uğruna hayvanat bahçelerine kapatılmış canlılar doğa karşısında insanın kendisini merkeze koyduğu yaklaşımlardır.” dedi

“UFAK BİR VİRÜS HAYATIMIZ İÇİN BÜYÜK TEHDİT OLUŞTURDU”

“Dünyanın doğal yaşam dengesini bozduğumuz zaman ufacık bir virüsün hayat için nasıl bir tehdit oluşturabileceğini yüzbinlerce kayıpla gösterdi.” diyen Çalışır, “İklim krizi kendisini artık sadece iklimsel anomaliler ile değil, zoonotik kaynaklı pandemiler ile de göstermektedir. Hiç kuşkusuz SARS-CoV-2 sadece ölümlere yol açmakla kalmadı, ekonomik, siyasi ve sosyolojik etkileriyle de küresel çapta pek çok taşı yerinden oynattı. Buradan en büyük olumsuz payı kırılgan gruplar, yoksullar almaktadır.” dedi. 

“HAYAT NEFESLE BAŞLAR, AMA BİZ NEFES ALAMIYORUZ!” 

Türk Toraks Derneği’nin, ekolojik felaketlerin yaygınlaşıp sıradanlaştığı ve dünyanın geleceğini tehdit ettiği bu dünyada, insanı ve insansız doğayı birbirinden ayrı ele almanın ya da birisini diğerinin içinde eritip yok etmenin doğru bir bakış açısı olmadığını düşündüğünü söyleyen Çalışır, sözlerine şöyle devam etti:

“Çünkü insan doğanın bir parçasıdır ve insan ile doğayı birbirinden koparmak mümkün değildir. Türk Toraks Derneği, doğanın sahibinin tek başına insan olmadığını, aksine insanın doğanın bir parçası olduğunu bilmektedir. Bu bakış açısı nedeniyle insanın içinde yaşadığı çevrenin sağlığını ve uyumunu bozacak her türlü girişimin insan ve diğer canlıların sağlığını doğrudan etkilediğini görmektedir. Gezegenimizin dört bir yanında doğadan yana yeni bir dünya düzeni arayışlarının olmasını, fosil yakıtların yerini yenilenebilir enerjilerin almasını istiyoruz. Tüketim odaklı olmayan ve ekosisteme saygılı bir yaşam örmenin en temel yapıtaşı olduğunu biliyor ve bu konuda üzerimize düşecek her türlü katkıyı vereceğimizi taahhüt ediyoruz. COVID-19’dan çıkarabileceğimiz tek kazanım bakış açımızı, değerlerimizi ve nihayetinde zihniyetimizi değiştirmek olmalı. Yeni bir dünya için, başka türlü bir dünya için, geleceğimiz için değişelim, değiştirelim. Çocuklarımıza bırakacağımız en iyi miras: Yaşanılabilir Bir Dünya’dır. Hayat Nefesle Başlar, ama biz nefes alamıyoruz. Yaşanabilir ve nefes alınabilir bir dünya bakış açısıyla; Yeni pandemilere, aşırı hava olaylarına, olağan dışı sıcaklık artışlarına dur deme ve ekosisteme saygılı bir hayatı örme zamanı.”