Ana Sayfa Ana Sayfa “Ülkemizi daha sağlıklı günlere ulaştıracağımıza inanıyoruz”

“Ülkemizi daha sağlıklı günlere ulaştıracağımıza inanıyoruz”

Süha Taşpolatoğlu, Abdi İbrahim

W- Abdi İbrahim İlaç CEO’su Sn. Dr. Süha Taşpolatoğlu  Türk İlaç Sanayi hakkında söyleşiye devam ediyoruz;  Sn. Süha Bey yaşadığımız yoğun gündem Pandemi olunca ilk olarak Abdi İbrahim olarak ne gibi önlemler ve değişiklikler yaptığınızı almak isteriz.

S.T.- Pandemi tabii tüm dünya için yeni ve sıradışı bir durum, daha önce hiç deneyimlemediğimiz bir kriz. Abdi İbrahim 108 yıllık bir şirket ve bu zamana kadar toplumumuzun karşı karşıya kaldığı pek çok salgında ön cephede mücadele vermiş, toplum sağlığına hizmet etmiş bir kuruluş. Biz COVID-19 salgınının toplumumuzu tehdit etmeye başladığı ilk günden itibaren bu kurumsal hafızanın da yardımıyla büyük bir ciddiyet ama bunun yanı sıra soğukkanlılıkla hareket ettik.

Salgınla mücadele seferberliğinde üretimimize ara vermemeyi, hastalarımızın ihtiyaç duyduğu ilaçları, onlara kesintisiz ulaştırmayı en önemli sorumluluk olarak gördük. Bunu temin edebilmek için çalışanlarımızın sağlığını birinci öncelik olarak kabul etmemiz, onların güvenliği için gerekli tüm tedbirleri hızla almamız gerektiğini biliyorduk. Bu şartları temin ederek tesislerimizde üretimi devam ettirdik. Sağlık Bakanlığımızın aldığı karar neticesinde saha ekiplerimizin hekim ve eczane ziyaretlerini durdurduk. Merkez çalışanlarımızı ise evden çalışma düzenine geçirdik. Evden çalışma sürecinde teknolojik altyapının önceden hazır olması ekip adaptasyonunu hızlandırdı. Liderlerimiz ekipleriyle düzenli iletişim halinde kaldı ve bu süreç yeni çalışma prensipleriyle işlerimizi aksamadan yürütebildik.

Esenyurt Üretim Kompleksimizde ise üretim dışındaki bölümlerde dönüşümlü çalışmayı devreye sokarak aynı anda çalışan sayısını azalttık. Fabrika, Ar-Ge ve kalite bölümü çalışanlarımız için çeşitli uygulamaları devreye aldık. Tüm toplantıların sanal ortamda gerçekleştirilmesini şart koştuk. Maske tedariğini artırdık, dezenfektan kullanımını yaygınlaştırdık, termal kamera uygulamasını hayata geçirdik. Servislerimizde aynı anda seyahat edebilecek kişi sayısına sınır getirdik, yemek sıraları için sosyal mesafe uygulamalarını hayata geçirdik. Tüm bu uygulamaların sonunda üretimimize devam edebildik.

Tüm süreç boyunca dijital ortamlarda ekiplerin dahiliyetini içeren projeler hayata geçirerek çalışanlarımızın motivasyonunun devamlılığını sağlamaya çalıştık. İnsan Kaynakları departmanındaki arkadaşlarımız, tüm bölümlerle duygu durumlarını kontrol etmek ve öne çıkan ihtiyaçları varsa öğrenmek için ekiplerimizle görüşmeler gerçekleştirdi.

Çalışanlarımızla kurduğumuz güven bağı bu dönemde en büyük gücümüz oldu. Böylesine zor bir dönemde birlik ve beraberliğin, karşılıklı güvenin geleceğimizin teminatı olduğunu bir kez daha hissettik.

Her zaman olduğu gibi bu zorlu günlerde de birlik içinde hareket ederek, ülkemizi daha sağlıklı günlere ulaştıracağımıza inanıyoruz. Ülkemizin ve dünyamızın bu salgın sürecini hızla atlatmasını ve sağlıklı günlere hep birlikte ulaşmayı diliyoruz.

W- Pandemi iş yapış şekillerinizi etkiledi mi?
Üretiminizde bir etkilenme var mı?

S.T.- Şirketimizde yerleşik etkin tedarik zinciri yönetimimiz sayesinde bu dönemde toplum sağlığı için vazgeçilmez olan birçok ürünümüzün ham maddesini tedarik etmeyi başardık. İlaca erişimde sıkıntı yaşanmaması adına çeşitli önlemleri devreye sokarak üretimimize kesintisiz devam ettik. Yine kronik hastalıklar gibi mutlaka pazarda olması gereken her türlü ürünün üretimi için tüm ihtiyaçları karşılayabildik.

Tüm dünyayla birlikte bizim de ilk kez karşı karşıya kaldığımız bu süreç pek çok öğretiyi de beraberinde getirdi. Bu aşamada, salgın sonrası dönem için de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Sürecin uzaması ya da tekrarlamasıyla ilgili tüm riskleri değerlendiriyor, süreçlerimizi gözden geçiriyoruz. Bu çerçevede ülkelerde devam eden sokağa çıkma yasakları, ham madde tedariğinde yaşanan gecikmelerle ilgili tedarik kaynaklarımızı Avrupa, Hindistan, Çin dışında küresel anlamda genişletme kararı aldık, yardımcı malzemelerde ise yerel tedariği artırmaya yönelik çalışmalarımızı hızlandırdık.

Bununla birlikte minimum stok seviyelerinin tekrar gözden geçirilmesi, kritik ürünlerde tek kaynaktan yapılan alımların kaynaklarının artırılması, sigorta kapsamlarının salgın hastalıkları da kapsayacak şekilde genişletilmesi de gelecek dönemde gündemimizdeki konular olacak.

W- Yakın dönem güzel haberleriniz yansıdı, Covid-19 Pandemisi için ülkemize verdiğiniz desteği ve yapacaklarınızı alabilir miyiz?

S.T.- Dünyada koronavirüs salgını yayılmaya başladıktan sonra bilim insanları, araştırma merkezleri virüsle mücadele için çözüm arayışlarını hızlandırdı. Bu çalışmaları biz de Abdi İbrahim olarak çok yakından takip ettik. Bu çevrelerle temaslarımızı sıklaştırdık ve kendi cephemizde yapabileceklerimize odaklandık. Sıtma ilacının çeşitli antibiyotiklerle birlikte tedavide olumlu sonuç verdiğine ilişkin dünyanın çeşitli yerlerinden bilimsel araştırmalar ve öneriler gelmeye başladı. Nitekim Klorokin fosfat etken maddeli sıtma tedavisinde kullanılan bir ürün bizim ülkemizde de Sağlık Bakanlığımızın COVID-19’un tedavi protokolünde birincil tedavi olarak yer alan ilaçlardan birisi oldu. Bunun üzerine biz de hızlıca aksiyon alarak halihazırda portföyümüzde bulunan bu ilaç için ham madde tedarik sürecine girdik. Tüm dünyanın aynı anda yüksek miktarlarda talep ettiği klorokin hammaddesini, kuvvetli tedarik ağımız ve ilişkilerimize ek olarak Dışişleri Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımızın sahada bize verdiği büyük destek sayesinde Hindistan ve Çin’den hızlıca tedarik ederek ülkemize getirdik. Hindistan’dan 134 kg ve Çin’den de 50 kg hammadde tedariki sağladık. Süreçte fiyat artışları ve gecikmeler gibi ciddi sorunlarla karşılaşsak da stoklarımızın yeterli olması ve uzun vadeli kurduğumuz tedarikçi ilişkilerimiz sayesinde bu sorunların üstesinden geldik.

Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 tedavi protokollerinde yer alan ilacımızın ilk parti üretimini yaparak Nisan ayı başında 700.000 tablet olarak Sağlık Bakanlığımıza ilettik. Mayıs ayının başında ise yine Hindistan’dan gelen 200 kg hammadde ile 900.000 tablet daha ürettik ve Bakanlığımıza teslimini gerçekleştirdik. Yıl sonuna kadar yapacağımız tüm üretimi de yine Bakanlığımıza bağışlayacağız.

Bunun yanı sıra COVID-19 tedavisinde Klorokin dışında antibiyotik ve antiviral ilaçlar da kullanılıyor. Bunlardan biri de Sağlık Bakanlığı’nın Çin’den ithal ettiği Favipiravir isimli ilaç. Bu etken madde, Japonya’da ilk kez Influenza (grip) tedavisinde denendi. İlacın aktif farmasötik bileşeni olan Favipiravir, virüslerin yayılmasını önleyen bir etki mekanizmasına sahip. İlaç potansiyel olarak yeni koronavirüs üzerinde influenza virüsü (grip virüsü) ile aynı tipte (tek sarmallı RNA virüsü) sınıflandırıldığı için antiviral bir etkiye sahip olabileceği düşünülüyor.

Ülkemizde uygulanan tedavi kılavuzunda da ağır pnömonili hastalarda kullanımının uygun olduğu belirtildi. Bizzat Sağlık Bakanı tarafından diğer ülkelerde ileri evre/yoğun bakım hastalarında kullanılan bu ilacın yeni tip koronavirüse karşı etkinliği henüz kanıtlanamadı, çalışmalar devam ediyor ancak dünyada ve ülkemizde bugüne kadar elde edilen klinik pratik deneyim bu ilacın kullanıldığı hastalarda başarılı tedavi sonuçlarının elde edildiğini gösteriyor. Abdi İbrahim olarak bu konuda da Bakanlığımızla iletişime geçtik. İlacın ruhsatını talep ettik. Bu ürünün ham maddesini de tedarik edip üretimini gerçekleştirerek bağışlayabileceğimizi ilettik.

Diğer yandan bu mücadeleye desteğimizi sürdürmek adına sağlık çalışanlarımız için siperli maske, hastalarımız için ise başta solunum cihazı olmak üzere tedavi süreçlerinde ihtiyaç duydukları sarf malzemelerini 3D yazıcılar ile üreten ve gönüllü bir kolektif üretim hareketi olan “3 Boyutlu Destek” girişimine fabrikamızdaki 3D yazıcılar ile destek veriyoruz.

W- “Yerelleşme” kapsamında uluslararası firmalara ciddi destekler verip önemli yatırımlar yaptınız, geldiğimiz noktada mevcutları paylaşırken gelecekte bu çalışmalarınız devam edecek midir?

S.T.- Bu salgın, yerli ilaç konusunun önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Abdi İbrahim olarak, yerelleşme konusunun hem ülkemiz hem de endüstrimiz için kıymetinin farkındayız; bu yönde atılan tüm adımları ilk günden bu yana yürekten destekliyoruz. Öte yandan şirket olarak, her zaman faaliyet alanımızı genişletmek, ekonomimize ve global arenada Türkiye algısına olumlu katkı sağlamak için çalışıyoruz. Yatırımlarımızı ülkemizin gücüne, potansiyeline ve geleceğine inanarak yapıyoruz.

İlaç Sektöründe İthalden İmale Geçiş Uygulaması’nın” hem sektörümüz hem ülkemiz adına büyük önem taşıdığının bilincindeyiz. Uygulamanın başından itibaren ulusal ve çok uluslu pek çok ilaç firması sürece katkı sağlayacak her türlü yatırım ve hazırlığı yaptı. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığımız tarafından bugüne kadar her aşaması büyük bir hassasiyetle yürütülen yerelleşme politikasının aynı kararlılıkla sürdürülmesini bekliyoruz.

Ülkemizin ilaç sektöründe önemli bir oyuncu haline gelmesinde, molekül bulma çalışmaları da büyük rol üstleniyor. Abdi İbrahim olarak gündemimizde bu konu en öncelikli sırada yer alıyor.

Yeni bir molekül keşfi ile bu alanda da öncü olmak istiyoruz. Bunun için yurtdışındaki üniversitelerle çalışmalar yürütüyor, start-up şirketler ile işbirlikleri kuruyoruz. Bu yöndeki çabalarımız olumlu sonuçlanırsa hem sektörümüz hem de ülkemiz için büyük bir başarı olacak.Yerelleşme alanında öncü yatırımlarımıza ve dünyanın önde gelen şirketleriyle burada üretim yapmak üzere işbirliklerimize, dün olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz.

W- Biyoteknoloji’nin önemi Pandemi ile daha da arttı, Mayıs 2018 tarihinde açılışını yaptığınız ülkemiz için stratejik öneme sahip AbdiBio hakkında bilgi alabilir miyiz?

S.T.- Türkiye’nin en modern ve en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisi AbdiBio’yu 2018 yılında İstanbul Esenyurt kompleksimizde 100 milyon dolar yatırımla hayata geçirdik. AbdiBio’da hücre bankasından başlayarak nihai ürüne kadar olan tüm üretim süreçlerini yürüteceğiz. Son teknoloji ile donatılmış bu tesisimizde kanser, diyabet, romatizma, merkezi sinir sistemi, göz ve kan hastalıkları tedavisinde kullanılacak ürünleri üreteceğiz.

İleri teknolojiye sahip bu tesisimizde kronik tedavi alanlarında hem kendi ürünlerimizi üretmeyi hem de diğer firmalar için üretim yapmayı hedefliyoruz. Üç global ilaç şirketi ile yaptığımız üretim hizmeti işbirliği ile ülkemizin ithalatına en fazla bütçe ayırdığı ilaçlardan bazılarının Türkiye’de üretilmesi, ileriki safhalarda da yurtdışına ihracatı söz konusu olacak.

Abdi İbrahim olarak amacımız güçlü biyoteknoloji portföyümüzü lokal olarak üreterek hastalara ulaştırmak. Bu doğrultuda 5 farklı global firmayla yaptığımız anlaşmalar sonucu, halihazırda ruhsat almış ve pazara çıkmış olan bir biyobenzer ürünümüz dışında; dermatoloji, gastroenteroloji, oftalmoloji, onkoloji, romatoloji ve immünoloji alanlarında ruhsat almayı beklediğimiz 7 adet biyobenzer ürünümüz bulunuyor.

AbdiBio’dan en kısa zamanda Kuzey Afrika, BDT ülkeleri ve Balkan ülkelerine ihracat yapmayı planlıyoruz. Daha orta vadede ise Avrupa Birliği Ülkeleri’ne gerek kendi geliştirdiğimiz biyolojik ürünleri gerekse üretim hizmeti vereceğimiz firmaların ürünlerini ihraç etmeyi planlıyoruz. Uzun vadede ise Kuzey Amerika’yı hedefliyoruz.

Bu yatırımla üretim ile ithalatın azalmasında ve ihracatın artmasında rol oynayarak, ekonomimizin en önemli gündemi olan cari açığın düşürülmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz. AbdiBio ile birlikte güçlü ve geniş bir biyoteknolojik ürün portföyünü de sektörümüze kazandıracağız.

AbdiBio ile bir yandan dünyadaki en iyi teknolojileri bünyemizde topluyor, diğer yandan da yurtdışından gelen uzmanlar aracılığıyla yepyeni bir alanda çok önemli bir know-how merkezi ile yerel bilgi birikimi oluşturuyoruz. Biyoteknolojik ilaç üretimi ülkemiz için yeni bir alan. Yeterli deneyime sahip yetişmiş insan gücü bulunmadığı için AbdiBio için yola çıkarken hedeflerimizden biri de Türkiye’ye, biyoteknolojik ilaçların üretiminde, Ar-Ge’sinde ve kalite süreçlerinde çalışabilecek insan gücü yetiştirmekti. Şu anda güçlü bir biyoteknoloji ekibimiz var. Ekibimizi giderek daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.

W- Biyoteknolojide ülkemizdeki genel durum nedir? Farklı yapılması gerekenler var mıdır? Bu konuda kamudan beklentileriniz nelerdir?

S.T.- Biyoteknoloji, ilaç endüstrisinde dengeleri değiştiren çok önemli bir büyüme alanı. Bu doğrultuda biz de büyüme stratejilerimizi değişimin etkilerini öngörerek şekillendiriyoruz. Biyoteknoloji öncelikli gündem konularımız arasında ilk sıralarda yer alıyor.

2019 kapanış rakamlarına göre dünya ilaç pazarı büyüklüğü 1,2 trilyon dolar. Biyoteknolojik ilaçların dünyada ilaç pazarındaki payı %30 ve parasal değeri 360 milyar dolar seviyesinde. Türkiye ilaç sektörünün büyüklüğü ise 43,8 milyar TL. Bu miktarın yarısı ithal ilaç, yarısı da yerel imalat. Ülkemize 2019 yılında ithal edilen 21,9 milyar TL’lik ilacın %22,8’inin biyoteknolojik ilaç olduğu görülüyor. Bu payın parasal değeri yaklaşık 5 milyar TL.

Hem dünyadaki hem de ülkemizdeki trendler dikkate alındığında, ülkemizin ilaçta global rekabette öne çıkması için biyoteknolojinin çok önemli bir fark alanı olabileceğine inanıyoruz. Bu noktada ülkemiz için tamamen ithalata dayalı bir biyoteknolojik ilaç tedarik modeli sürdürülebilir görünmüyor. Biyoteknolojik ilaçların Türkiye’de üretilmesi ile ithalatımız azalacak bunun yanı sıra ihracatımıza da olumlu yönde etki edecek ve cari açık üzerinde çift yönlü olumlu etki yaratacağını düşünüyoruz.

Türk ilaç endüstrisi, biyoteknolojiye bugüne kadar önemli yatırımlar yaptı. Fakat firmalarımız, biyobenzer ilaçların hastalarımızın kullanımına sunulmasında hala mevzuat ve bürokrasi engeline takılıyor, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nden (AB) mevzuat uygulamaları üzerinden ruhsat almaya çalışılıyor. Ancak biyoteknolojide yol alabilmemiz için, bilimsellikten vazgeçmeden bu alanda kendini kanıtlamış Güney Kore, Hindistan ve Arjantin örneklerindeki gibi kendi ülkemize özgü bir mevzuat hazırlamamız gerekiyor. Yeni mevzuatın, yerli biyobenzer ilaç üreticilerini henüz 100 metre koşmadan maraton koşmaya zorlayan ABD ve Avrupa Birliği’nden uyarlanan mevzuatın yerine geçmesiyle birlikte biyobenzer ruhsatlandırma sürecinde bir ivme yakalayacağımıza ve kısa süre içinde hem bölgenin hem de dünyanın biyobenzer üretim üslerinden birisi olabileceğimize inanıyoruz.

W- Devam eden yatırımlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Yakın dönemde ilave yatırımlarınız olacak mıdır?

S.T.- Abdi İbrahim olarak odağımızdaki öncelikli konu daima büyüme ve yatırım. Ülkemizin içinden geçtiği sıkıntılı sürece rağmen gündemimizde yurt içinde ve yurt dışında büyüme, bunun yanı sıra yatırımlarımıza aynı hızla devam etmek yer alıyor. Ülkemizin geleceği için kendimizi sorumlu hissediyoruz ve yatırım yapmaktan vazgeçmiyoruz.

Esenyurt’taki Üretim Kompleksimize bugüne kadar 3 milyar TL’lik yatırım yaptık. Devam eden yatırımlarımızla birlikte bu rakam 2021 yılı itibariyle 4 milyar TL’yi bulacak. 2020 yılı, son dönemde yaptığımız yatırımların meyvelerini topladığımız aynı zamanda devam eden yatırımlarımızda mesafe kat edeceğimiz bir yıl olacak. 2020 yılında 375 milyon TL’lik yatırım tutarına sahip Steril Oftalmoloji & Steril İnhalasyon Üretim Tesisimiz’de göz ve solunum ürünlerinin üretimini yapmaya başlayacağız.

Ayrıca 900 milyon TL’lik yatırım tutarına sahip, 2021’de faaliyete geçireceğimiz Türkiye’nin en büyük Steril Enjektabl ve Onkoloji Üretim Tesisi için de planlanan yatırımlarımıza devam edeceğiz.

W- Cironuzun yaklaşık yüzde 5’ini Ar-Ge faaliyetlerine ayırmaktasınız. Bu Türkiye genelinde oldukça yüksek bir oran. Konunun önemini sizden alabilir miyiz?

S.T.- Abdi İbrahim olarak bu süreçte üniversite-sanayi işbirliğine yaptığımız yatırımların, Ar-Ge çalışmalarımızın, üretimde ve operasyonel süreçlerde teknoloji odaklı donanım ve altyapımızın gücünü görmekten mutlu olduk. Bu alanlara yatırım yapma kararlılığımız, isteğimiz daha da arttı.

Ar-Ge çalışmalarımızda yenilikçi ilaç projeleri ile katma değeri yüksek ürünleri hedefliyoruz. Yeni tedavileri Türk tıbbının hizmetine sunmaya yönelik çalışmaların yanı sıra uluslararası arenada ülkemizi ilaç Ar-Ge’si alanında da etkin bir şekilde temsil etmeyi görev addediyoruz.

Global rakiplerimize göre hem oransal hem de reel olarak aynı miktarda Ar-Ge’ye kaynak ayıramıyoruz. Ciromuzun yüzde 5’ini Ar-Ge harcamalarına yönlendiriyoruz. Türkiye’deki ilaç şirketleri arasında Ar-Ge’ye en çok kaynak ayıran firmayız; tüm şirketler arasında ilk 25 şirket arasında yer alıyoruz.

Ar-Ge’ye verdiğimiz önemin karşılığında, güzel sonuçlar almaktan mutluyuz. Örneğin Ege Üniversitesi ile birlikte diyabetik ayak yaralarının iyileşmesinde kullanılmak üzere geliştirilen yerli bir buluş olan yara örtüsü ürünümüzün Türkiye dahil 40’ı aşkın ülkede patentini aldık. Ürünü 2020 yılında Türkiye’de ve dünyada pazara sunmayı planlıyoruz. Bu ürün, Abdi İbrahim olarak Ar-Ge’ye, sanayi-üniversite işbirliğine ne kadar önem verdiğimizi net bir şekilde gösteren bir proje. Ayrıca, ABD’de Colorado ve Illinois üniversiteleri ile bağlantı içinde olan Ocugen adlı bir start-up şirkete yatırım yaptık. Uzmanlık alanı oftalmoloji olan Ocugen ile 2 kimyasal, 2 biyolojik olmak üzere 4 ürün üzerinde çalışmaya başladık. Kuru göz, tavuk karası, sarı nokta hastalığı ve gen tedavisi alanında kullanılacak bu ürünler için çalışmalarımız devam ediyor. Ürünlerin ikisi için de FDA tarafından ön onay alındı. Bu ürünleri Türkiye’de üreterek tüm dünyaya ihraç edeceğiz.

Ülkemizin bayrağını en yükseklerde dalgalandırma hedefimize ancak yüksek katma değerli Ar-Ge ürünleri ve inovatif projeler ile ulaşabileceğimiz inancıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Abdi İbrahim olarak bu doğrultuda Ar-Ge aktivitelerimize yoğunlaşmaya ilerleyen dönemlerde de devam edeceğiz.

W- Abdi İbrahim Global Pharm olarak Kazakistan’da ciddi yatırımınız var ve Genel Müdürünüzün Covid-19 sebebi ile vefatını üzüntüyle öğrendik, başınız sağ olsun. Yurt dışı yatırımlarınız bu dönemde hız kesmeden devam edecek mi?

S.T.- Maalesef, sevgili arkadaşımız Ziyatkhan Gassanov’u bu süreçte kaybettik. Abdi İbrahim Global Pharm şirketimizin kuruluş aşamasında çok büyük emekleri olan Gassanov, Abdi İbrahim ailesi için çok değerli bir isimdi. Bu talihsiz kayıp bizler için son derece üzücü. Kendisinin şirketimize ve bizlere kattıklarını daima minnet ve saygıyla hatırlayarak, geride bıraktığı başarılı çalışmaları devam ettireceğiz.

Salgın sürecinde yaşanan zorluklara rağmen, Abdi İbrahim olarak, cesaret, tutku ve sorumluluk duygularımızla bulunduğumuz her ülkede işimizi, yatırımlarımızı istikrarla sürdürüyoruz. Çalışanlarımızın sağlığını güçlü tedbirlerle koruyor, iş modellerimizi yeni şartlara adapte ediyoruz. Planlanan tesis yatırımlarımız da kesintiye uğramadan devam edecek.

Sorularınız için çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, yaşadığımız zorlu günlerde Ramazan Bayramı’nın ülkemize hayırlar getirmesi ümidiyle, herkese aileleriyle birlikte sağlıklı ve mutlu bir bayram diliyorum.

W- Dr. Süha Bey değerli görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Size ve Abdi İbrahim İlac’a sonsuz başarılar dileriz, yolunuz her daim açık olsun.