Ana Sayfa Ana Sayfa Sağlık 2020 bütçesi mecliste görüşülmeye başlandı

Sağlık 2020 bütçesi mecliste görüşülmeye başlandı

Genel Kurul, TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç başkanlığında toplandı.

Genel Kurulda bakanlıkların yanı sıra Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bütçeleri de görüşüldü.

Meclis Genel Kurulunda görüşülen Sağlık, Çevre ve Şehircilik, İçişleri bakanlıkları ile bağlı kurumların 2020 Yılı Bütçeleri üzerinde İYİ Parti milletvekilleri söz aldı.

İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, 2020 Yılı Bütçesinde, sağlık hizmetleri için ayrılan miktarın yetersiz olduğunu savunarak, “Sağlık Bakanlığına ayrılması hedeflenen bütçenin, personel gideri, SGK devlet primi gideri ve genel kamu gideri olarak planlanan kısmı çıkarıldığında vatandaşa sağlık hizmeti sunumu için merkezi bütçeden kalan tutar çağdaş ülkelerde ayrılan payın çok altında. Sağlık hizmetleri harcamalarında merkezi bütçenin payı en az yüzde 40 ve Sağlık Bakanlığı bütçesi genel bütçenin en az yüzde 10’u olmalı.” diye konuştu.

Şehir hastanelerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Cesur, 427 milyon liraya yapılacak bir hastanenin yapımı için yabancı ortaklı girişime 3 milyar 443 milyon lira ödenmesine, üç yılda kendini amorti edecek bir yatırıma, devletin 25 yıl boyunca kira vermesine müsaade edilmemesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin doktor ölümleriyle anılır hale geldiğini öne süren Cesur, son 6 yılda 80 bine yakın sağlıkta şiddet vakasının yaşandığını aktararak, bu konunun çözümü için yasal düzenlemenin yapılmasını istedi.

Cesur, Türkiye’den yurt dışına çıkan hekim sayısının her geçen gün arttığını dile getirerek, “Bu yıl kasım itibarıyla Türkiye’den yurt dışına giden hekim sayısı 906’ya ulaştı. Hekimler ülkemizden uzaklaşıyor, bunun için bakanlık bir tedbir alıyor mu?” diye sordu.

İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Aslan Kabukçuoğlu, Sağlık Bakanlığının, verilerini, Türkiye içerisinde ne kadar yol aldığıyla kıyasladığını söyleyerek, kıyaslamanın dünyadaki gelişmelerle yapılması gerektiğini belirtti.

Türkiye’de bin kişiye 1,9 hekim düştüğünü, bu oranın OECD ortalamasının yarısı olduğunu ifade eden Kabukçuoğlu, “Ülkemizde 1 hekim 4 bin 765 hasta muayene ederken, OECD ortalaması 2 bin 181’dir. Bizim hekimlerimiz OECD hekimlerinin 2 mislinden daha fazla çalışmaktadır.” diye konuştu.

Sağlık Bakanlığı personeli kadar şiddete maruz kalan hiçbir bakanlık personelinin olmadığını dile getiren Kabukçuoğlu, “Sayın Bakan, onların yanında olunuz. Popülizmden vazgeçmeye gönlünüz el verirse, bir şiddet davasına sembolik olarak katılmanız, personeli çok rahatlatacaktır, kendini bilmezlere caydırıcı olacaktır.” dedi.

Türkiye’ye son yıllarda göç eden yabancıların çocuklarının, ülkenin ve özellikle çocukların sağlığını tehdit eder hale geldiğini öne süren Kabukçuoğlu, göçmen çocuklarının beden ve ruh sağlığı konusunda, Sağlık Bakanlığının gerekli özeni göstermesi gerektiğini vurguladı.

“Ülkemizin ulusal ilaç ve aşı üretimine geçmesinde bir mecburiyet vardır.” diyen Kabukçuoğlu, yıllık 200 milyon doları bulan aşının Türkiye’de üretilmesi durumunda hem çocukların sağlığının korunacağını hem de ülke için yeni bir ihraç kapısı doğacağını anlattı.

Kabukçuoğlu, “Hastanelerde kullanılan tıbbi cihazlarda mümkün mertebe standardizasyon ve marka birliği sağlanmalıdır. Bu olmazsa hastanelerimiz, tıbbi alet edevat hurdalığından kurtulamayacaktır. Bunun en iyi çözümü kendi ihtiyacımızı ulusal kaynak ve imkânlarla çözmektir.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, AK Parti hükümetlerinin çevre ve şehircilik konusunda sınıfta kaldığını savunarak, tapu ve kadastro hizmetlerinde de etkin ve acil reformlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Şehirlerin, birçok kültür ve medeniyetin kodlarını bünyesinde barındırdığına işaret eden Ergun, “Günümüzde bütün şehirlerimiz kimliksiz ve kişiliksiz hale getirildi, adeta birer beton yığınına dönüştürüldü, hangi kültürün, hangi medeniyetin kimliğini taşıdıkları belirsiz hale geldi.” değerlendirmesinde bulundu.

Türk-İslam medeniyetinin şehir anlayışındaki rotasını kavrayabilmek için özellikle Semerkant, Buhara, Kaşgar ve Turfan gibi şehirlere bakılmasını öneren Ergun, bu şehirlerin yalnızca basit birer mimari oluşum yahut rastgele inşa edilmiş yerleşim yerleri olmadığını, aksine Türk-İslam medeniyetinin ve kültürünün tüm dünyaya sergilendiği tarihi birer beşik konumunda olduğunu dile getirdi.

Ergun, Kaşgar ve Turfan’ın Doğu Türkistan’da olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:

“Doğu Türkistan bizim için sıradan bir coğrafya değildir. Bugün Doğu Türkistan’da yaşanan Çin zulmü yalnızca soydaşlarımızın boynunda bir zincir ve bağrımızda açılmış bir yara değildir, aynı zamanda bir zulüm, doğrudan tarihe damga vurmuş Türk-İslam medeniyetini ve şehircilik anlayışını yansıtan değerlere yönelik bir saldırıdır. Bu zulüm karşısında iktidarın sessizliğini anlamakta zorlanıyoruz. Bu sessizliğin sebebi ekonomik olarak Çin’in 3,5 milyar dolarına mahkûmiyet midir, yoksa siyaseten 3,5 Maocuya mahkûmiyet midir?”

Türkiye’de tarihsel şehirciliğin korunamadığı gibi modern şehircilik anlayışının da takip edilemediğini ileri süren Ergun, Avrupa ülkelerinde dijital çözümler şehircilik politikalarının esasını ihtiva ederken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, tarihi yapıların restorasyonunu dahi çağın gereklerine uygun gerçekleştiremediğini savundu.

Kanal İstanbul’un, iktidarın, İstanbul’un tarihi dokusuyla bağdaşmayacak projelerinden birini oluşturduğunu iddia eden Ergun, proje planlanırken kentin doğal yaşam kaynaklarının tehlikeye atılıp atılmayacağı, tanker trafiğinin yaratacağı tehlike, tarım ve orman arazileri nezdinde oluşacak olumsuz sonuçlar, deprem riskini artırıp artırmayacağının enine boyuna incelenmediğini öne sürdü.

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, İçişleri Bakanlığının, çalışma ve sorumluluk alanı açısından en büyük bakanlıkların başında geldiğini, bakanlığın, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, güvenlik korucularıyla birlikte 442 bin 183 kişilik silahlı güce sahip olduğunu ifade etti.

Jandarmanın değerlerinin başında, her orduda olduğu gibi sancağın geldiğine değinen Özdağ, şunları ifade etti:

“Jandarma, kurumsal kültürü içinde Türk ordusunun ayrılmaz bir parçası ve askeri statülü kolluk kuvvetidir. 21 Ocak 2017’de Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği değiştirildi ve ‘Jandarma Genel Komutanlığı, merkez ve taşra teşkilatlarındaki mevcut sancaklar Jandarma Müzesinde muhafaza edilir.’ diye yazıldı. Jandarma alaylarının sancaklarının toplanarak müzeye kaldırılma girişimi, savaşan bir güç olan Jandarmanın ruhuna yapılan saldırıdır. Jandarmaya, uğruna şehit ve gazi olduğu sancak, derhal geri verilmelidir.”

Cizre’deki hendek ve çukur eylemleri sırasında çenesinden yaralanan Jandarma Üsteğmen Ahmet Ölmez’in durumunu da aktaran Özdağ, Ölmez’in Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavisinin sürdüğünü hatırlattı. Özdağ, “Olayın üzerinden iki sene geçmiş, Ahmet’in hala ameliyatları yapılmamış, diz, diş ve yüz estetiği hala yapılmamış. Muayeneye gittiğinde altı ay sonrasına gün vermişler, üstelik muayene için de para istemişler.” şeklinde konuştu.

Önleciyi güçlerin caydırıcı, bunun için de görünür olması gerektiğini aktaran Özdağ, “Emniyet Genel Müdürlüğü, önleyici kolluk hizmetlerini gerçekleştirmede sayıca yetersiz kalıyor. Bugün polisin yetki alanı içinde olan bazı bölgeler Jandarmaya devredilirse önleyici kolluk hizmetleri güçlenecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

Suriyeliler için harcanana paranın, açıklandığı gibi 40 milyar dolar değil, 58 milyar dolar olduğu iddiasında bulunan Özdağ, “Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyoruz. Nasıl 1999 depremi 2001 krizini tetiklediyse bugün de yaşanan krizi, bu paranın harcanması tetiklemiş durumda. Ne ekonomik olarak ne de milli güvenliğimiz açısından artık durum taşınabilir değil. Burada kalış süresi uzadıkça geri dönüş daha zor ve yüksek bedelli olacak.” görüşünü dile getirdi.

İYİ Parti Mersin Milletvekili Behiç Çelik, polisin, ağır ve yıpratıcı çalışma koşullarının doğal sonucu olarak psikolojik sorunlarla baş başa kaldığını, teşkilat içerisinde bu konuda bir hayli mesafe alındığını memnuniyetle öğrendiğini söyledi.

Çelik, ancak polis intiharlarının devam etmesinin izaha muhtaç bir konu olduğunu, bu insani meseleye bilimsel yöntemlerle bir çözüm üretmek gerektiğini ifade etti.

“Suriyeliler meselesi, bir milli güvenlik meselesidir ve mutlaka ülkelerine gönderilecektir.” diyen Çelik, Suriyelilerin yarattığı istikrarsızlığın yurdun dört bir tarafını kara bulut gibi kapladığını savundu.

TBMM Genel Kurulunda görüşülen Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bağlı kurumların 2020 yılı bütçeleri üzerinde MHP Grubu adına konuşmalar yapıldı.

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan, gelecekle ilgili bir şeyler yapılmak isteniyorsa sağlığın korunması gerektiğini söyledi.

Sağlık Bakanlığının esas işinin sağlığı korumak, geliştirmek ve hastalık riskini azaltmak olduğunu belirten Aycan, çünkü hastanelerin hastalıkları tedavi eden yerler olduğunu dile getirdi.

Sağlık turizmi ile ilgilenmediğini, ekilen saçların, kaldırılan burunların, yapılan estetik ameliyatların kendisi için bir anlam ifade etmediğini vurgulayan Aycan, “Beni halkın sağlığını ne kadar koruduğumuz, hastalık riskini, hastalık yükünü ne kadar azalttığımız ilgilendiriyor.” diye konuştu.

Birinci basamak hasta bakımında yetersizliklerin bulunduğunu vurgulayan Aycan, hastaların hala hastanelere gittiğini, bu durumun sevk sisteminin çalışmadığını gösterdiğini ileri sürerek, bunun toplumsal anlamda sağlık sistemi açısından bir sorun olduğuna işaret etti.

Özellikle acil servis kapılarındaki yığılmaları çözüme kavuşturmak gerektiğini belirten Aycan, şunları kaydetti:

“Birinci basamakta, özellikle mesai saatleri dışında hasta bakımında sorun yaşadığımız için yoğunluk acillerde olmaktadır. Sağlık hizmetlerinde en yıpratıcı, en fazla sorun çıkan yerler de acil servislerdir. Acil servislerin yükünü azaltacak müdahaleleri yapmamız lazım. Ayrıca 112 Acil Servisi de konuşmak gerekir. Acil vakayı 10 dakikadan önce hastaneye ulaştırmak lazım ama kırsal kesimde, köy bölgesinde ambulans çağrıldığında ambulansın gelmesi ve bu hastayı acile götürmek de bazen saatleri bulabiliyor. O zaman da yapılacak müdahale gecikmiş oluyor. Burada da önerimiz 112 istasyonlarının sayısını artırmaktır. Daha fazla 112 istasyonu açıp daha etkin bir şekilde, daha kısa sürede hastaya ulaşmayı sağlamamız gerekir.”

Daha fazla sağlık personeli istihdamının gerektiğini anlatan Aycan, “620 bin sağlık personeli atama bekliyor, yeterli gücümüz var, bunların istihdamını artırmamız lazım. Bunların bir kısmı sözleşmeli çalışıyorlar, sözleşmeyi kaldırıp hepsini kadroya geçirmek gerekiyor.” açıklamasında bulundu.

MHP Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan, Türkiye’nin hala gelişmiş ülkelerin gerisinde bulunduğunu söyledi.

Sağlık hizmetlerinde iyi eğitim almış birçok branş mezununun iş bulamadığını, iyi bir sağlık hizmeti için istihdamın artırılmasının şart olduğunu ifade eden Taşdoğan, “Hastanelerimizde şiddet vakaları artık gündemden çıkarılmalıdır. Şiddetin, oluşmadan önce tedbirlerinin alınması, sağlık çalışanlarının güven ortamında çalışmalarının sağlanması hayati önem arz etmektedir. Önerimiz; Sağlık Bakanlığı bünyesinde ‘Sağlıkta Şiddeti Önleme Daire Başkanlığı’ kurulmalıdır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerinin önlenebilmesi için her türlü hukuki, idari ve sosyal tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanması zorunludur.” dedi.

Taşdoğan, ayrıca sağlık hizmetlerinin standardının ve kalitesinin yükseltilmesi için istihdamın artırılması, artan hasta memnuniyetlerine karşı sağlık çalışanlarının memnuniyetlerinin de yükseltilmesi için çalışmalar yapılmasınının önemli olduğuna değindi.

MHP İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz da sağlık hizmetinin tüm bireylerin hakkı olduğunu ve en ücra köşelere kadar ulaşmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

Sağlıkta yakalanan başarının o devletin kendi insanına verdiği en büyük değer olacağının altını çizen Arkaz, sosyal devlet olmanın gereğinin de bu olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin önemli bir coğrafik bölgede yer aldığını, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen büyük işlerin başarıyla sonuçlandırıldığını kaydeden Arkaz, “Sağlık alanında hükümetimize, devletimize ve turizm yetkililerine büyük görevler düşmektedir. Yurt içinde ve yurt dışında ivedi bir şekilde uçak seferlerinin artırılması lazım. 2023 yılında yurdumuzda 2 milyon yabancı hastayı görmemiz gerekiyor. Çünkü bu hastalara tedavi için Türkiye’ye niye geldiklerini sorduğumuzda ‘daha doğru teşhis’, ‘daha çabuk tedavi’ ve ‘iyi hizmet’ aldıklarını söylüyorlar.” ifadesini kullandı.