Ana Sayfa Ana Sayfa Onkolojide artık çağ değişimi başladı

Onkolojide artık çağ değişimi başladı

W- İstanbul İnternational Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği ve Medicana Hastaneler Grubu Onkoloji Koordinatörü İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mutlu Demiray’dan onkoloji özelinde görüşlerini almaya devam ediyoruz;

Onkoloji tedavi yöntemlerinde gelişim tatmin edici mi?
Örneğin 10 yıl öncesine göre şu an daha yüz güldürücü sonuçlar alınan türler var mı?

M.D.- Onkolojide artık çağ değişimi başladı. Organ bazlı tedaviler değil moleküler bazlı tedavilere geçiş yapılıyor. Kanser kanserdir ancak moleküler özellikleri farklıdır. Bu nedenle de kişiye özel tedavi dizaynları öne çıkmaya başladı. Bu yöntemlerin gelişmesi ciddi oranda daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlamakta.

W- Gelişmeler daha çok hangi yönde olmaktadır; kemoterapi , immunoterapi vd.

M.D.- Öncelik şuanda immünoterapilerde ve hedefe yönelik tirozin kiraz inhibitörlerinde. Ancak bir sonraki aşama adaptif immünoterapilerin olacak. Bu nedenle hücre laboratuvarlarının hazır olması gerekli.

W- Kişiye özgü tedavi uygulamalarında ülkemizin durumu nedir?
Bu konuda tamamlamamız gereken yönler-donanım vb var mıdır?

M.D.- Ülkemizde ciddi anlamda alt yapı ve imkan var. Ancak biyoinformatik kısmında ciddi eksiğimiz mevcut. Bu nedenle de bir çok yabancı firma ülkemizde temsilcilikler oluşturdu ve dokularımız yurt dışında çalışılıyor. Bu konuda gerek işbirliği ile gerekse eğitim için insanlarımızın gönderilmesi veya eğitilenlerin geri çağrılmasıyla çalışmalarımızı hızlandırmalıyız. Spot genetik analizler değil yeni jenerasyon dizileme ile tüm ekzonların analizlerinin yapıldığı testlerle tedavilere yön verebilmeliyiz.

Artık onkoloji konseylerine moleküler biyologlar ve genetikçiler de katılmalı hatta değişmezleri olmalı. Kişisel bir tecrübe olarak katıldığım uluslararası moleküler tümör konseylerinde çok şey öğrendim. Bu alan biz klinisyenler için zorlu ancak çok zevkli.

Ben hastanın mutasyon haritasını incelerken büyük zevk alıyorum bulmaca çözmek ve bunu yaparken de bir insanın hayatına dokunabilmek büyük bir haz.

Bir an önce alt yapımızı oluşturmalıyız. Sağlık bilimleri üniversitesi teknokentinde bu alanda ön çalışmalar başladı, inşallah sonuçlanır. Genel müdür Dr.Orhan Çömlek bu konuda ciddi efor sarf etmekte ve sayın bakan yardımcımız Dr. Şuayip Bey ve Rektör hocamız Prof.Dr. Cevdet Erdöl, aynı zamanda bu teknokentin yönetim kurulunda ve ciddi destek sağlamaktadır.

W- Gen haritası uygulamanızdan ve sonuçlarınız dan bilgi alabilir miyiz?

M.D.- Özellikle ileri evre hastalarda geniş genomik profilleme ile hastaların %60 ında tedaviye farklı bir yön verebilir veya çok ciddi başarılar elde edebilirsiniz.

Akciğer kanserlerinde genomik profilleme çok önemli bir yere sahip. Hangi hastaya immünoterapi hangi hastaya hedefe yönelik ilaç kullanabileceğinizi belirleyebiliyorsunuz. Standart genetik inceleme ile hastaların hastaların %5 i ne yardımcı olabilirken genomik haritalama ile mevcut ilaçlarla %15 hastaya daha çok ciddi katkı sağlayabilir, onların önüne oral tirozin kirazlarla tedavi olabilme opsiyonunu koyabilirsiniz.

Benim deneyimlerimde önemli başarılar elde ettim. En azından daha doğru tedavi yapabilmenin huzuru var.

W- Dünyada yeni ve kabel gören fakat ülkemizde henüz uygulanmayan tedavi yöntemi var mıdır?

M.D.- Entegratif Tıp ve Entegratif Onkoloji tüm dünyada bir bilim dalı. Ancak ülkemizde halen akademik düzeyde bu konu çok yetersiz. Aslında ülkemizde neredeyse tüm yöntemler var. Ancak anektodal düzeyde ve akupunktur haricinde neredeyse hiçbirisi akademik düzeyde temsil edilmiyor.

İkinci önemli sorun ise ürünlere ulaşmadaki zorluk. Entegratif tıpta kullanılan bir çok ürün ülkemizde yok. Bu nedenle ülkemizden önemli orandaki hasta özellikle Almanya’ya giderek tedavi olmaya çalışmaktadır. Almanya ve Amerika’da majistral ilaç yasasının uygunluğu ve devlet politikası olması  nedeniyle bu alanda önemli gelişmeler olabilmekte. Ancak ülkemizde Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık dairesi uzun süredir çalışmalar yapmasına rağmen hiç bir gelişme olmamakta. Ancak Sağlık Bakanlığı geleneksel tıbba önemli bir mesai harcamakta ve bir çok hastanesinde bölümler kurulmakta. 
 

Bir an önce YÖK tarafından düzenlemelerin yapılıp akademik düzeyde integratif tıbbın yapılanması sağlanmalıdır. Günümüzde postür ve masa çalışmalarına bağlı rahatsızlıkların neredeyse tamamı entegratif fizik tedavi yöntemleriyle iyileşebilmektedir. Hem ekonomik hemde sağlık açısından çok önemli bir noktadır. Bırakın kanseri sadece bu bile tıp fakültesi temel eğitimine eklenmesi için önemli bir sebebidir. Cihan hocam önderliğinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon grubu önemli yol almıştır. Ancak diğer branşlar oldukça geridedir. Onkolojiye gelince, Tıbbi Onkoloji Derneğinde Entegratif Onkoloji Çalışma grubu kuruldu fakat kısa sürede kapatıldı. Onkoloji olarak bu noktadayız.

W- Kanser tedavisinde tecrübenize göre ; tedavi başarısının ne kadarı -hekime&merkeze, -hastanın motivasyonuna, -tedavi ürünlerine bağlıdır?

M.D.- Bunu söylemek oldukça zor. Ancak multidisipliner yaklaşımların olmadığı merkezlerin daha hataya açık olduğu da bir gerçek. Tabi ki tecrübe de çok önemli. Hastanın tedavi motivasyonu ve enerjisi çok önemli. Tedaviye katılımı ve hekim ile ilişkisi çok önemli.

Hekim hastasıyla gerekirse bilimsel düzeyde konuları tartışmalı her konuda onu bilgilendirmeli ve yola beraberce çıkmalı ve devam etmelidirler. Bu yol oldukça zorlu ve engellerle dolu. Önemli noktalardan biri si de hekimin kritik noktalarda hastasına 2. Görüş önermesidir diye düşünüyorum. Hastanın kendi hayatı hakkında farklı görüşleri de duymaya ihtiyacı var. Hastayı bilgilendirdikten sonra kararı hastanın vermesinin en doğru yol olduğunu düşünüyorum. Çünkü kanser tedavisinde kimsenin cebinde sihirli bir değnek yok.

W- Endüstriyel tarım ve gıdalar mecburen dünya nüfusunu beslemek için vazgeçilmez görülmekte, bu konuya bakışınız ve hastalarınıza özel diyet uygulamalarınız olmakta mıdır?

M.D.– Kanser tedavisinde ne yersen ye diye bir yöntem yok. Mutlaka diyete önem vermek gerekiyor. Benim temelde önem verdiğim nokta karbonhidrattan ciddi düzeyde kısıtlanmış hatta ketojenik düzeyde kısıtlanmış bir diyet ve doğal beslenmedir. Kanser hastasının diyetinde standart bir yaklaşım yoktur. Hastanın durumuna beslenme olanaklarına o andaki tedavi yan etkilerine göre yaklaşımlarınız değişebilmektedir. Yani diyet de dinamik bir süreçtir. Baş boyun kanserli hastanın radyoterapisi esnasındaki beslenmesiyle meme kanserli hastanın önleyici kemoterapisi esnasındaki kemoterapisi farklıdır. Bilinmesi gereken bir gerçekte, kanserin şekerle teşhis edildiğidir. PET/CT çekerken şekere flört bağlayarak kanser metabolizması hakkında fikir ediniyorsak kanserin beslenmesinde de bu bilgiden yararlanmalıyız. Kanserli hastalar oruç benzeri beslendiklerinde (sıvı alınarak) yan etkilerin azaldığını bilmekteyiz. Karbonhidrat kısıtlanmasıyla hem kemoterapi hemde radyoterapinin yan etkileri azalmakta hatta tedavi başarısını da etkileyebileceği yönünde çalışmalar vardır. Doğal beslenmeyi ve karbonhidrat miktarının günde 100 gr altında tutulmaya çalışılmasını öneriyorum.

W- Son olarak, onkoloji hastasına multi disipliner yaklaşım konusunda tedavi merkezlerimizin nasıl bir organizasyon içinde olması hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?

M.D.- Ülkemiz bu konuda çok şanslı, Onkolojik tedavilerin yapıldığı neredeyse tüm hastanelerde multidisipliner onkoloji konseyleri kurulmakta ve tedavi kararları bu şekilde alınmakta. Artık bizim iyi düzeyde genetikçiler ve moleküler onkologlar yetiştirmemiz ve de bunların da bu ekibe katılmaları gerekmektedir. Ben şahsen düzenli olarak uluslar arası moleküler tümör konseyine katılıyorum, ancak bir çok meslektaşımın bu şansı olamıyor. Biz Medicana Hastaneler grubu olarak moleküler tümör konseyini planladık ve önümüzdeki aydan itibaren başlıyoruz.

W- Sevgili Hocam değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.