Ana Sayfa Ana Sayfa Şiddet olaylarının rutinleşmesini kabul edemiyoruz

Şiddet olaylarının rutinleşmesini kabul edemiyoruz

W- Söyleşimizin bundan sonraki bölümünde ASM ve AHB, ASE talepleri-sıkıntıları konusundaki görüşlerinizi almak isteriz, öncelikle basına yansıyan “Hekimler rapor yazmaktan hasta bakamıyorlar, 127 çeşit rapor istemi var…” ifadeniz oldu, bu gerçekten yaşanan bir durum mu? Bu vaziyete nasıl gelindi?

A.E.- Ülkemizde, çok çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından yine çok çeşitli nedenlerle, kişilerden “sağlık raporu” adı altında belge istenilebilmektedir. Bu raporlar, çoğu zaman kişinin ‘’sağlıklı’’ olduğunu belirten bir rapor olmakla birlikte, bazı durumlarda da kişinin rahatsızlığını belirleyen raporlar olabilmektedir. Sağlığın evrensel tanımı göz önüne alındığında bir kişinin tam bir sağlıklılık halinin tespiti bu noktada çok zordur. Çok çeşitli testler yanında sosyal durumlarıyla ilgili tespitlerinde ortaya konulması gerekmektedir.

Sağlık raporu konusu özellikle işini doğru yapmak isteyen hekimler açısından günümüzde karmakarışık bir hal almıştır. Günlük pratiğimizde bu çok çeşitli rapor talepleri nedeniyle iş yükümüzün artması yanında, hukuki olarak meslektaşlarımızı zorlayan durumlarda artık yavaş yavaş gündeme gelmeye başlamıştır. Aslında, bu karışıklığın en büyük nedeni sağlık raporu tanımının bu raporları isteyen kesimlerce tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır.

Sağlık raporunun tanımını, kişilerin akıl ve beden sağlıklarının ve sosyal durumunun belirli bir amacın gerçekleştirilmesine uygun olup olmadığının, belirli ölçütler / kriterler doğrultusunda ve bu konuda yetkilendirilmiş hekimler tarafından yapılan muayene sonucunda belgelendirilmesi olarak yapabiliriz. Bu tanımı dikkatlice okuduğumuzda birçok sorun aslında kolaylıkla çözülebilmektedir. Yani, bir kişiden sağlık raporu istenilmiş ise,

1-        İstenilen sağlık raporu ne için ve hangi amaç için istenmiştir? ( Amacı nedir? )

2-        İstenilen sağlık raporu düzenlenirken hangi kriterleri bakılacaktır? ( Hukuki yapı içerisinde istenilen kriterlerin ilgili kurumlar tarafından açıkça belirlenmiş olması gerekmektedir.)

3-        Düzenlenecek sağlık raporunu hangi hekimlerin, hatta hangi kurumların verebileceği açıkça belirtilmiş mi?

Sadece, sağlık raporu tanımından bu üç maddeyi dikkate alarak, istenilen sağlık raporunun usule uygun olup olmadığını anlayabiliriz.

Vatandaşlarımızın sağlık raporu almaları amacıyla, kişiler ve kurumlar tarafından sağlık muayenesine yönlendirilmesinin önüne geçmek için, Sağlık Bakanlığımızın bilgisi ve müdahalesi dâhilinde bu raporlar ile alakalı standartlar bir an önce belirlenmeli ve bu standartlar ilgili tüm kurum, kuruluş ve tüzel kişiliklere iletilmelidir. Kriterlerin belirlenmesi için bu alanında saha çalışanları, ilgili kurumlar ve uzman akademisyenlerin katkıları ile algoritmalar oluşturulmalıdır.  Gerek hekimler gerekse kişiler için tereddütte neden olmayacak, ülke genelinde denetime açık standart bir uygulamayı sağlayacak, güncel tıp ilminin gerektirdiği objektif kıstasları içeren hukuki düzenlemelerin yapılarak, hem kişilerin mağdur olmalarının hem de farklı uygulamalar sebebiyle tıbbi malpraktis hadiselerinin yaşanmasının önüne geçilmelidir.

 

W– Yönetmelik kaynaklı ASM yönetimi sorunları belirtilmekte, ASM yönetiminde yaşanılan sıkıntılar nasıl aşılabilir?

A.E.- Şu ana kadar açılmış olan yeni AHB / ASM’de çalışan Aile Hekimi arkadaşlarımız kaliteli bir birinci basamak hizmet sunumunu sağlamak için çok ciddi harcamalar yaparak, Bakanlığımızın belirlediği şartlara uygun ASM’ler oluşturmak zorunda kalmıştır. Bina bulunması, tıbbi ve genel donanımının yapılması konusunda ciddi anlamda stres yaşamaktadır ve maddi külfetin altına girerek bu anlamda ciddi kayba uğramaktadırlar.

Bazı illerde yeni açılan AHB/ ASM’ler il Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılmakta, tefrişatı ve donanımı tamamlandıktan sonra aile hekimlerine kiralanmaktadır. Bu durum eşitlik ilkesine aykırıdır. Uygulama konusunda halen bir standarttın sağlanamadığının da bir göstergesidir. Bakanlığımız bu konuda eşitliği sağlamalıdır.

Yeni AHB‘ler açılırken en az iki hekimlik ASM olarak planlanmalı, bina bakanlık tarafından belirlenen birinci basamak sağlık kuruluşları prototipine uygun en iyi fiziki şartlar sağlanarak (A sınıfı ASM standartlarına uygun donanımda) yapılmalıdır.

Yönetmelikte, yeni açılan (sanal) ASM’ler için, ASM giderleri 10 ay boyunca tavan ücretin %100’ü olarak ödenir, denmektedir. Bu süre 18 aya çıkarılmalıdır. Yeni açılan bu birimlerde çalışan Aile Hekiminin aylık hak edişi de en az TSM’de çalışan bir hekimin maaşına denk olmalıdır. Aile sağlığı çalışanları da en az 18 ay boyunca TSM’deki meslektaşları ile aynı maaşı almaları gerekir.

Mevcut durumda ASÇ, İlçe Sağlık tarafından görevlendirildiğinde İlçe Salık’daki maaşlarını almaya devam etmekte ancak hekimle o birim için anlaşmak istemesi durumunda 1000 puan üzerinden maaş almaya başlamakta ve maaşı çok düşük seviyelere indiği için anlaşma yapmak istememektedir. Bu durum ASÇ bulma sıkıntısı yaratmaktadır.

Yeni birimler planlanırken bölge nüfusu yanında nüfus dağılımı göz önüne alınmamaktadır. Oysaki aile hekimlerinin kendilerine kayıtlı nüfusunun ortalama olarak %10 kadarı bölge dışı kişilerden oluşmaktadır. Bu durumda, yeni açılan birimin hekimi diğer hekimlerden bazen de aynı ASM’deki hekim arkadaşından nüfus transfer etmeye çalışmakta, bu da çalışma barışını ve iç barışı bozmaktadır. Planlamalar kesinlikle nüfus dağılımı ve AH’lere kayıtlı bölge dışı nüfusu da göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Yeni birimler açılırken hekimler mevcut diğer ASM’de çalışan hekimlerden nüfus transfer etmekte, mevcut ASM’deki hekimlerin nüfusları ve dolayısıyla ücretleri de azalmaktadır. Bakanlık yetkililerimiz çeşitli zamanlarda nüfuslardaki bu azalmanın, hak edişlerimizin azalmaması için ücret düzenlemesinin yapılacağını, hak kaybına uğramayacağımızı ifade etmişlerdir. Ancak bugün yaşanan durum da tüm hekimler hak kaybına uğramaktadır. Türkiye’de aile hekimlerine kayıtlı nüfus ortalaması her geçen gün düşmekte, sisteme yeni gireceklerin olacağı da düşünüldüğünde bu düşüşlerin her geçen gün artacağı öngörülmektedir. Reel olarak ciddi anlamda maaş düşüşleri yaşanmaktadır. Aynı durumda ASÇ’ler de hak kaybına uğramakta ve maaşları İlçe Sağlık’daki meslektaşlarının maaşlarının altına düşmesi nedeniyle İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne dönmektedirler.

Aile hekimleri ASÇ olmadan koruyucu sağlık hizmeti vermek zorunda kalmaktadır. Bu da hizmetin kalitesine ve hizmeti alanların memnuniyetine direk olarak etki etmektedir.

W- ASM giderleri ve bunların karşılanması için kamunun verdiği cari gider ödemesi , ASM’nin sağlıklı işleyişi için yeterli midir? Özellikle yeni açılan ve binası henüz olmayan ASM’ler için düşündüğünüz bir finansman modeli var mıdır? Ek olarak iller arasında da giderler-özellikle kira bazlı farklılıklar var bu durum düzeltilebilir mi?

A.E.- Sağlık Bakanlığının cari gider ödeneğinde azaltma yapılması yönündeki planlaması hepimizi ciddi olarak endişelendirmektedir. Sürdürülebilir kaliteli biz hizmet sunumu için cari ödenekler bilakis artırılmalıdır. Tüm Türkiye’de 2010 Aralık / 2011 Ocak Ayı yönetmelikteki katsayılar değişikliği nedeni ile 18.500 aile hekiminin reel kayıp yaşadığını, sadece 1.000 aile hekimin reel artış yaşadığını ve bu kaybın yaklaşık %6 olduğunu da bakanlık yetkililerimiz kabul etmektedirler. 2010 yılından bu zamana kadar reel kayıplarımız totalde %36 civarındadır.

Aile hekimliği ve ASM giderlerinin büyük bir kısmını oluşturan enerji, çalıştırılan işçi, kira, stopaj, demirbaş, sarf malzemesi vb giderler de cari ödenekteki artış oranının çok üzerinde maliyet artışları olmuştur. 

Şöyle ki;  2011-2017 Ocak ayları arasında; ASM’ de çalıştırılan personel giderleri  %122,88 artarken cari gider ödemeleri %62,52 artmıştır. Son 3 yılda elektrik birim fiyatındaki artış oranı % 95 olarak tespit edilmiştir. Yine aynı dönem de benzin fiyatlarındaki artış %100 ‘e yaklaşmıştır. Sarf malzemi, temizlik malzemesinde ki artışlar her yıl bize ödenen enflasyon rakamlarının çok üzerinde artış göstermektedir. Bunun yanında birinci basamak sağlık merkezlerinin kalitesin de artırılması elzemdir. Bu çerçeve de cari giderlerin harcanması ile ilgili sadece fiziki kriterler değil aynı zamanda bu kriterlerin yanına tıbbi kriterler ve memnuniyet anketleri gibi soyut kriterlerinde getirilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir.

W- I. Basamak hizmetlerde “sağlıkta şiddet”, “mobbing” ve “malpraktis” konularındaki tabloyu özetle alabilir miyiz?

A.E.-Biz Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu olarak sağlıkta şiddetin olduğu her yerde dik duruşumuzu sergilemekten ödün vermedik, vermeyeceğiz.  Her gün artarak devam eden şiddet olaylarının rutinleşmesini kabul edemiyoruz.

Mevzuatları uygulayarak kamu görevini yapmaya çalışan, halkın sağlığını korumak için emek veren sağlık personellerine hem sözel hem de fiili saldırıların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Can güvenliğimiz olmadan görevimizi yapmakta artık çok zorlanıyoruz. Sağlık çalışanları, evden çıkıp işe giderken: ”Acaba bugün sorun yaşamadan eve dönebilecek miyim ? ” diye kaygıyla görev başına giden meslek mensupları haline dönmeye başladı. Bu çok acı bir durumdur. Sağlık vermek için çaba gösteren bir mesleğin mensupları olarak kendi sağlığımızdan şüphe ederek çalışır hale gelmemiz çok dramatiktir. Vicdanımız ve sorumluluklarımız arasında görevimizi yapmaya çalışırken uğradığımız bu şiddet bizi çok yıpratmakta ve görev bilincimize zarar vermektedir. Gayet insani bir isteğimiz var. Görevimizi huzur içerisinde, layıkıyla yerine getirebilmek istiyoruz.

Üzülerek belirtmek istiyorum ki istatistikler sağlık çalışanlarının diğer meslek gruplarına göre 16 kat fazla şiddete uğradığını gösteriyor. Sağlık sektöründe çalışanların %80’i görev süreleri boyunca sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Bu sayılara bir yenisi eklenmeden, etkin ve caydırıcı bir sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmasını talep ediyoruz. Vatandaşlarla sağlık personelini karşı karşıya getiren uygulamalara son verilmesini bekliyoruz. Bizim yan yana telaffuz ederken bile zorlandığımız bu iki sözcük ne yazık ki ülkemiz de hemen hemen her gün birlikte anılır hale gelmiş bulunmaktadır. Maalesef her saat başı bir sağlık çalışanı şiddete maruz kalmaktadır. Biz burada bu cümleleri sarf ederken belki de memleketin bir köşesinde görevi başındaki sağlık çalışanları şiddetle baş etmeye çabalıyordur.

Buradan yetkililere de seslenmek istiyorum. Artık bu çığlığa kayıtsız kalmayın. Bu kanayan yaramıza bir an önce müdahale edilmezse telafisi imkânsız sonuçlar kaçınılmaz hal alacaktır.

Her geçen gün bir sağlık çalışanı daha mesleğinden ve hayatından uzaklaşıyor. Sayılara bir yenisi eklenmeden acilen etkin ve caydırıcı bir sağlıkta şiddet yasası çıkarılarak haklarımızın ve daha da önemlisi can güvenliğimizin korunmasını istiyoruz. Görevimizi tedirgin olmadan huzur içerisinde yapabilmemiz için, halkımıza daha kaliteli bir hizmet sunabilmemiz için şiddetin önüne geçilmesi gerekmektedir. Toplumun her noktasında şiddet olaylarının son bulmasını temenni ediyoruz.

W- “Aşı Reddi” yaygın bir durum mu? Bu temel halk sağlığı konusuna bakışınız nasıldır?

A.E.-  Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu bir karar sonrası, bazı hocalarımızın bilimsel veriye dayanmadan yaptıkları popülist açıklamalar ve bazı aileler çocuklara yapılması zorunlu olan aşıları ve grip aşısı gibi önleyici aşıları “Kanada’da grip aşısı yerine D vitamini veriliyor, İngiltere’de artık grip aşısı önerilmiyor, aşıların içinde alüminyum var” gibi nedenlerle çocuklarına ve kendilerine yaptırmak istemiyor. Bu nedenlerle halen ülkemizde yaklaşık 10 bin aile çocuklarına aşı yaptırmayı reddediyor.

Oysa;  Bağışıklama hizmetlerinin çocuklara yönelik en önemli toplum sağlığı müdahaleleri arasında yer almaktadır. 21. yüzyıla girerken aşı uygulamaları sayesinde yılda 5 milyon 977 bin 855 ölümün önlendiği, bunun yanı sıra 750 bin çocuğun sakatlıklardan korunduğu hesaplanmıştır.

Türkiye’de 2001’de 30 bin 509 olan kızamık vakasının etkin aşılama sonrası 2016 yılı itibarıyla sadece 9 olduğu, difteri vakasının da 2011’de görülen bir vaka ve ölüm haricinde 2004’ten bu yana görülmediği bildirilmiştir. “Etkin ve kapsayıcılığı yüksek aşılama çalışmalarımız sayesinde aşı ile önlenebilir hastalıklardan hepatit A ve B, boğmaca, invaziv bakteriyel hastalıklardan pnömokok ve Hib menenjiti, sepsis ve bakteriyemi; suçiçeği, kabakulak ve kızamıkçık vaka görülme sıklıkları da oldukça azalmıştır.

Tüm bu sonuçlara ve aşılamayla elde edilen başarılara rağmen hiçbir bilimsel dayanağı olmadan sorumsuzca yapılan açıklamalar, aşılama konusunda vatandaşlarımızda az da olsa tereddüde yol açmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalara göre aşılar son derece güvenilir biyolojik ürünlerdir. Üretim ve dağıtım aşamalarında çok sıkı kontrolden geçmektedir. Ülkemizde kullanılan aşılar, uluslararası referans laboratuvarlarında test edilmiş aşılardır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen ve onaylanan ‘İyi Üretim Prosedürleri’ kurallarına uygun olarak üretilmektedir.”

W- Aile hekimlerine yönelik hastalar tarafından yapılan bir puanlama var mı? Varsa benzeri uygulama II. ve III. Basamak sağlık hizmetlerinde de var mıdır? Skorlamanın  olumlu-olumsuz geri bildirimi olmakta mıdır?

devam edecek….