Ana Sayfa Ana Sayfa Potansiyel bir beyin tümör anti-kanser ajan hedefimiz mevcut

Potansiyel bir beyin tümör anti-kanser ajan hedefimiz mevcut

W- Gebze Teknik Üniversitesi’nden Prof.Dr.Işıl Kurnaz’dan “biyoteknoloji” özelinde görüşlerini almak istiyoruz. Değerli Hocam kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
I.K.- Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Lisans Bölümü‘nden mezun olduktan sonra İngiltere’de University of London’da Biyokimya alanında Doktoramı yaptım. Bunu takiben Boğaziçi Üniversitesinde 2 seneye yakın kısa bir Öğretim Görevliliği tecrübem oldu, ve sonrasında Manchester Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalarımı tamamlayarak 2003 başında Yeditepe Üniversitesi’nde Genetik ve Biyomühendislik Bölümü ve laboratuvarlarının kurulmasında aktif görev aldım.  Yine burada Moleküler Nörobiyoloji Laboratuvarımı kurdum, onlarca lisansüstü öğrenci yetiştirdim, projeler yürüttüm ve makaleler çıkardım. 2014 yılından beri de laboratuvarım ile Gebze Teknik Üniversitesinde çalışmalarımı sürdürmekteyim.  Temel Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Biyoteknoloji Enstiüsü kurucu müdürlüğü görevlerini sürdürmekteyim.

W-Moleküler Nörobiyoloji Laboratuvarı‘nızda yaptığınız çalışmaların başarısı basına da yansıdı, Burada elde ettiğiniz umut veren sonuçlarınızı paylaşır mısınız?

I.K.-Biz aslında temel bilim araştırmaları yapmaktayız ve özellikle bir protein ailesinin gen regülasyonundaki rollerini sinir sistemi açısından anlamaya, açıklamaya çalışıyoruz.  Bu ailenin çalıştığımız iki proteininden bir tanesi daha ziyade hücrelerin çoğalması ve beyin tümörlerinin kanser kök hücre bölünmesini teşvik ettiğini bulduk, dolayısıyla potansiyel bir beyin tümör anti-kanser ajan hedefimiz mevcut.  Aynı proteinin hücrelerde az olması veya işlevsiz olması durumunda ise sinir hücreleri hayatta kalamayıp ölüyorlar, dolayısıyla pek çok nörodejeneratif hastalık açısından da ilginç bir protein.
Diğer protein ise sinir hücrelerinde akson uzama ve nöronların kendi aralarında seçici devre oluşturmalarından sorumlu; biz bu görevini hangi genleri regüle ederek yaptığını bulduk.  Halen öğrencilerim ile birlikte bu ikinci proteinimizi hedefe yönelik nörorejenerasyon için kullanabilir miyiz bunu incelemekteyiz.
W- Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklarda ve omurilik yaralanmalarında kaybedilen ya da hasar gören sinir hücrelerinin yenilenmesine yönelik çalışmalarınızda müjdeler var mı?
 

I.K.- Kısmen; henüz çalışmalar yayınlanmadığı için çok detay veremeyeceğim ancak yukarıda da bahsettiğim gibi hangi genlerin hangi devrelerin oluşmasında kritik olduğunu anlamaya bir adım daha yaklaştık.  Dolayısıyla nörorejenerasyona yönelik olarak yeni oluşan sinir hücrelerinin istenilen hedefe yönelik akson uzatmasını sağlayabileceğimizi düşünüyoruz.  Bu da bahsettiğiniz tedaviler açısından oldukça umut verici bir gelişme.

W- Bize, beynimize nasıl bakacağımıza yönelik ip uçları verebilir misiniz?

I.K.- 12-18 Mart haftası tüm dünyada Beyin Farkındalığı Haftası olarak kutlandı ve istanbul-Kocaeli bölgesindeki projenin yürütücüsü olarak ben ve ekip arkadaşlarım köy köy okul okul dolaşıp küçük kardeşlerimize tam da bu sorduğunuz sorular doğrultusunda beynimizi anlatmaya gayret ediyoruz.  Onlara da bahsettiğimiz üzere, beynimizin sağlıklı gıdaya, spora, uykuya ihtiyacı var.  Aynı spor yapınca kaslarımızın gelişmesi gibi, beynimiz de kullandıkça gelişmekte – dolayısıyla tek yönlü değil çok yönlü “beslenmesi” gerek... kitap okumak, satranç oynamak, bulmaca çözmek, resim yapmak, müzik dinlemek ruhun ve beynin “gıdası”….

W- Son yılların yoğun gündem maddesi “biyoteknoloji”. Biyoteknolojinin girmediği saha yok gibi, bizler bunu nasıl görmeliyiz? Sağlık-ilaç sektörü için biyoteknolojinin anlamı nedir-lerdir?

I.K.-Aslında biyoteknoloji oldukça uzun bir geçmişe sahip, 1970’lerde bizim günümüzde kullandığımız pek çok enzim ve araç geliştirildi; Genentech firması da bildiğiniz üzere 1976’da kuruldu.  Yani nereden baksanız 40 yıllık bir geçmişe sahip.  Ne yazık ki Türkiye’de son yıllarda büyük bir ilgi ve merak var, oysa çok daha erken davranmış olabilseydik şu an oldukça ileri bir seviyede olabilirdik biyoteknoloji sahasında!

Biyoteknoloji, rekombinant DNA teknolojisi veya gen mühendisliği teknikleri kullanılarak bazı ürünlerin biyolojik konak organizmalarda üretilmesi diye özetlenebilir kabaca.  Yani hücre fabrikaları.  Özellikle rekombinant peptid ve proteinler, monoklonal antikorlar vb bu açıdan son yıllarda ülkemizde popüler.Ancak gördüğüm kadarıyla her şeyde olduğu gibi burada da emeklemeden koşmaya çalışıyoruzve yine her zaman yaptığımız gibi insana değil cihaza yatırım yapmayı tercih ediyoruz. 

Oysa biyoteknoloji, işinde uzman elemanlar olmadan sürdürülebilecek bir sektör değil.  Hele teknolojik inovasyon, uzmansız yapılamaz.  Ne yazık ki bu noktada biraz yanlış yol izlendiğini düşünüyorum.  Yurt dışında özellikle sağlık sektöründe biyoteknoloji firmaları genelde mikrobiyoloji, biyoteknoloji, biyokimya, biyomühendis vb uzmanlar tarafından kurulur ve sürdürülür.  Bizde ne yazık ki böyle başlanmadı.

W-Türkiyenin Biyoteknoloji  alanında  bulunduğu  yer neresidir? Bu durum  tatmin edici midir?

I.K.- Yukarıda belirttiğim gibi dünyanın 40 yıldır yapmakta olduğu şeyleri biz daha çok yeni yeni “keşfettik”.  Moleküler Biyoloji veya Biyoteknoloji bölümlerinde öğrencilerimize daha 2. sınıftan öğrettiğimiz çoğu şeyi sektör yeni yeni öğrenmeye çalışıyor ki ben bunun ülkede yetişmiş insan gücünün yanlış ve verimsiz kullanımı olduğunu düşünüyorum.  O nedenle de oldukça yavaş ilerliyoruz.  Oysa bizim kıt kaynaklarımızı (özellikle insan gücü) çok daha efektif kullanarak bir yere varabileceğimiz aşikar.  Henüz o aşamada değiliz ne yazık ki.

W-Ülkemizin  biyoteknoloji alanındaki yetişmiş  eleman açığı  için görüşleriniz nelerdir?

I.K.- Bence yetişmiş insan gücümüz var, ancak nereye bakmamız gerektiğini bilmiyoruz, ve herkes kendi kabuğuna çekilmiş herşeyi kendi halletmeye çalışıyor.  Oysa biyoteknoloji ve özellikle sanayiye yönelik biyoteknolojik üretim tam bir ekip işi.  Birlikte çalışmayı başarabilirsek ve kaynaklarımızı efektif kullanabilirsek bu kadar büyük cihaz ve altyapı yatırımları yapmadan da başarılar elde edebileceğimizi düşünüyorum.

Yalnız bir de öz eleştiri – herkes kendi kabuğuna çekildi dedim: biz temel bilim çalışanlar da işe sanayici gözlüğüyle bakabilmeyi, bu alandaki mevzuatları takip etmeyi bilmiyoruz veya umursamıyoruz.  bunu da kırmak lazım.

W- Sanayi  -Üniversite işbirlikleri  istenilen iklimi yakaladı mı? Alınan sonuçlar-ürünler var mıdır ve sizce neler yapılması gerekir?

I.K.- Güzel bir takım gelişmeler var; devletin bu konudaki teşvikleri inanılmaz; müthiş de bir teknogirişim ortamı var, bu ortamda öğrencilerimizin de girişimci ruhla bu üniversite-sanayi işbirliğinin kıvılcımları olduğuna inanıyorum.  Ancak yine de istenilen yerde değil.  Ne yazık ki her iki yönde de müthiş bir direnç var, birbirine güvenmeme var.  Sanayici tarafında da akademisyen tarafında da bir kullanılıyorum hissi var gördüğüm kadarıyla.  Bazı kötü örnekler de birlikte proje geliştirilmesini yavaşlatıyor.

Halbuki bu tür işbirliklerinin win-win olması lazım.  Akademisyenler ne yazık ki sanayicinin iş hayatındaki hızına yetişemeyebiliyorlar, bazı deadline’ların ne kadar kritik olabildiğini fark edemeyebiliyorlar; sanayici de akademisyeni kamu yararına çalışan fikir fabrikası görüş “ben alacağımı aldım” deyip bazı projeleri daha başlamadan bitirebiliyor.  Bunlar güveni sarsan ve işbirliği atmosferini kirleten durumlar. Yine de bu durumun zaman içinde kendi içinde bir denge haline kavuşarak gerçekten samimi olarak bir iş çıkartmak isteyen akademisyenler ve sanayicilerin birbirini bulacağına inanıyorum.

W-TÜBİTAK ve kamunun önemli  teşvikleri hem akademik kurumlara hem de sanayiye yönelik olarak mevcut, size göre yeterli midir, beklentiniz neler değerlendirmenizi alabilir miyiz?

I.K.- Bence fazlasıyla mevcut ve yeterli.  Olanı düzgün ve efektif kullanabilsek, amacına uygun şekilde faydalanabilsek bu aşamada için yeterli.  Ancak benim beklentim bu projelere girenlerin samimi olarak bir şeyler üretmeyi istemeleri ve  bu doğrultuda ellerinden geleni yapmaları.

W-Yurt dışı çalışmalarınız hakkında  bilgi paylaşır mısınız? Yurt dışından bakınca seviyemiz nasıl gözükmektedir?

I.K.- Ulusal ve uluslararası pek çok proje yürüttüm veya içinde bulundum; yurtdışında doktora ve postdok tecrübelerim var, hala yurt dışında çalışmakta olan da pek çok arkadaşım var.  Tabii ki seviye aynı değil, zira bütçesel olarak baktığınızda örneğin bir global ilaç şirketinin yıllık Ar-Ge bütçesi, tüm Türkiye’nin Ar-Ge bütçesine denk.  Bu çalışmalar da oldukça para isteyen, yatırımın çok uzun sürede kazanca dönüşebildiği uzun vadeli çalışmalar.

Öte yandan önümüzde her türlü ekonomik ambargoya rağmen biyoteknolojide büyük başarılara imza atmış bir Küba örneği de var.  Bence mali boyut çok ama çok önemli, ancak birlikte güvenerek çalışma ve işbirliği ruhunu yakalayabilmemiz ve düzgün iş yapmaya çalışan ekipleri oluşturabilmemiz çok daha önemli.  Bu insanlar burada, aynı işi yurt dışında yapabiliyorlar, öyleyse burada da yaparlar.

W- Biyoteknolojinin gelişimini düşününce, gelecek için sağlık ve ilaç sektörüne yönelik tavsiyeleriniz neler olur?

I.K.-Bizim ne yazık ki şöyle bir ikilemimiz var:  bir taraftan 40 yıl öncesinin teknolojisini yakalamaya çalışıyoruz son 4-5 yıldır, diğer taraftan da sağlık ve biyoteknoloji çok hızlı ilerliyor, yapay zeka, sanal gerçeklik, genom dizilemeler, crispr/cas genom editleme teknolojileri gibi yeni teknolojilerle kaynaşıyor.  Maalesef her iki tarafı da takip etmemiz lazım.  Bunun için de eğitim sistemimizi fazla sınav odaklı olmaktan ve stabil müfredatlardan çıkarıp, okuyan, okuduğunu sorgulayan, yaratıcı düşünebilen nesiller yetiştirebilmemiz lazım.  Treni kaçırmak üzereyiz.

W- Gençlerle sık sık bir araya geliyorsunuz onların bilime ve sahanıza ilgileri nasıl? Kuluçka merkezleri ve start-up lara yön verme-mentörlük çalışmalarınızda var mı?

I.K.-
Biyoteknoloji Enstitüsü olarak zaten Türkiye’de olmayan bir konsept ile öğrencilerin müfredatına “Zorunlu Biyogirişimcilik” dersi koyduk, bu dönem de bu kapsamda Teknoloji Transferi ve Ticarileştirme dersini vermekteyim.  Gebze Teknik Üniversitesi’nin hem Araştırma Üniversitesi olması hem de sanayi ile iç içe konumu itibariyle bu yaklaşım için en doğru adres olduğunu düşünüyorum. Nanoteknoloji Enstitümüzün de benzer şekilde Proje Yönetimi gibi dersleri mevcut; lisans düzeyinde de tüm bölümlerimizde okuyan öğrencilere Girişimcilik derslerimiz var.  Teknoloji Transfer Ofisimizin kapısı üniversite içi veya dışı herkese her zaman açık.  Startup veya teknogirişim mentorluğu konusunda yoğun teşvikleri söz konusu.
Ancak ben yine biraz karamsar da tablo çizeyim – ne yazık ki tek tük iyi örnekler olmasına rağmen gençlerimizin çoğu geçmiş oldukları sınava odaklı sistemde proje ve bilimsel araştırma konusunda çok farklı ve bence yanlış izlenimler ve beklentiler ile gelmekteler.  En ufak başarısızlık da demoralize oluyorlar, bilimin emek-yoğun bir disiplin olduğunu fark edemiyorlar.  Proje yarışmalarında çok güzel projeler yapan arkadaşlarımız var, ancak bazıları da sadece CV’de görünsün amacı ile hazırcılık yapabiliyor ve bir üniversitede yüksek lisans projesi yapan bir öğrencinin yaptıklarını kopyalamanın bilim olduğunu düşünebiliyorlar.  Bence bu son derece tehlikeli, çünkü neyi neden yaptığını, amacının ne olduğunu bilmeden bir deney yapılmaz.  O konuya ve o metoda da hakim olunmaz.  Şayet biz uluslararası düzeyde bilim yapmak ve teknoloji üretmek, biyoteknoloji şirketleri kurmak istiyorsak, konusuna hakim insanlar yetiştirmeliyiz.  Ağaç yaşken eğilir.

W- Gelecek çalışmalarınız hakkında sakıncası yoksa bilgi alabilir miyiz ve hedeflerinizi paylaşır mısınız?

I.K.-İdari görevim itibariyle Biyoteknoloji Enstitüsü öğrenccilerimizin sanayi ile entegre çalışmalara imza atmaları, ve enstitümüzden ülke ekonomisine katkısı olan girişimler çıkartabilmeyi hedefliyorum.  Buna yönelik sunmuş olduğumuz bir Kalkınma Bakanlığı Altyapı Projesi ve hazırlamakta olduğumuz bir Doğu Marmara Kalkınma Ajansı projesi var.  Kendi laboratuvarım açısından ise, bilimsel anlamda elde ettiğimiz birikimi artık patente ve uygulamaya dönüştürme vaktinin geldiğini düşünüyorum ve öğrencilerimle buna yönelik çalışmalar yapıyoruz.

W- Değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür eder, başarılarınızın daim olmasını dileriz