Ana Sayfa Ana Sayfa Sağlık sektöründe kozlar paylaşılıyor

Sağlık sektöründe kozlar paylaşılıyor

Dünya nüfusunun yüzde üçü sağlık hizmeti almak için yaşadığı ülkeden bir süre uzak kalmayı tercih ediyor. Kaba bir sayıyla yılda 230 milyon “sağlık turisti;” medikal (tıp) turizmi, termal turizmi (SPA-Wellness), yaşlı bakımı amaçlı uygulama, tedavi veya operasyonlar için seyahat ediyor ve dünyada 450 milyar dolarlık bir sağlık pastası yaratıyorlar. Bu, daha ince bir dilimi tercih etmeyeceğiniz türden pastadan 2017’de Türkiye yaklaşık 750 bin yabancı hasta ile 7 milyar dolarlık ince bir dilimle yetinmek zorunda kalacak. Fakat potansiyeli, özellikle bölgedeki güçlü algısı ve sağlık turizminin tanıtımı için (Sağlık Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca) imzalanan protokol ile rakipleri her geçen gün bu alanda daha şişkin bütçelerle yatırımlara yönelse de, 2016 yılını hatırlanmamak üzere unutturacak hamlelerin gelmesi zor değil. Türkiye’nin özellikle kendi bölgesinde,  İslam ülkeleri arasında adı eskisinden daha fazla ön planda tutuluyor. Bunda Türkiye’nin sağlık turizminde yüksek teknolojisinin, çok iyi eğitimli doktorların, çok iyi seviyelerde hastanelerin ve hizmetin olmasının yanı sıra, siyasi çalkantılardan sıyrılmamızın da etkisi bulunuyor.

2015 EYLÜL’DE GELEN BUHRAN
2015 senesinin Eylül ayına kadar Türkiye’de çok ciddi sayıda yurtdışından gelen hasta varken politik çalkantılar başladı, terör olayları arttı ve yurtdışı hasta sayısı gözle görülür bir düşüş eğirdi. “Türkiye hastaneleri ve başarılı operasyonlarıyla dünyada ilk üçü zorlar. Bunu da iyi anlatabildik ve pazarlayabildik. İki sene önce pik noktadaydık. Bütün devlet hastanelerinde bile 11-12 dilde ücretsiz tercüme hizmetleri başlatılmıştı. Yani iş bu kadar büyüdü” diyen Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Danışmanı ve HY Health & Care’in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğuzhan Süral, terör olaylarının ve darbe girişiminin insanları Türkiye’den korkar hale getirdiğini söyleyerek ekliyor; “Sağlık turizminde gümbür gümbür giderken hedeflerden saptık, o hızlı büyüme maalesef durdu.”

2015 Eylül ayına kadar Türkiye’deki yurtdışı/yabancı hastanın büyük bir hacmini Libya ve Irak kökenli hastalar oluşturuyordu. Libya’daki iç savaş sona erse de iç karışıklıklar devam etti. Türkiye’de hastaneler savaş yaralılarıyla ilgilendiler ve bu rüzgâr iki-üç sene devam ederken sonu 2015 Eylül’dü. Terör olayları artmaya başladı” diyen yaklaşık 22 yıldır sağlık sektöründe görev yapan MLP Care Planlama ve Uluslararası Hasta Grup Koordinatörü Barış Turgutoğlu şöyle devam ediyor:  “2016’nın eylül ayından sonra, yani o karışıklık atlatıldıktan sonra sağlık turizmi tekrar harekete geçti ve bu kez Libya ve Irak ağırlıklı değil (onlarla çalışılırken hep yanımızda kamu vardı); Türkiye’ye yakın birçok komşu ülkeden oldu. 2016 yılı başı itibariyle yeni bir yapılanma ile uluslararası hastada kamu anlaşmaları yerine; ağırlıkla ödemesini kendi cebinden yapan hasta grubuna yöneldik.”

Sağlık turizmini uluslararası ölçekte yapan ülkeleri tıbbi başarı-fiyat- hasta sayısı üçlemesine göre kendi içinde ayırmak istersek; ABD, İngiltere, Almanya, İsrail, Singapur ve Güney Kore global ölçekte sağlık turizmi yapıyorlar ve fiyatları çok yüksek. Hindistan ve Tayland ise çok büyük hacimde sağlık turizmi yapan ülkeler ve fiyatları çok düşük. “Türkiye İsrail ile beraber fiyat pozisyonlamasını tam bu iki grubun arasına yerleştirdi. Coğrafi olarak da büyük avantajımız var, tüm aktarmalı uçuşlar bu coğrafya üzerinden yapılabiliyor. Bu nedenle yüksek kalite, orta seviye fiyat stratejisini uygulayan bir ülkeyiz. Rekabette bu bizim için iyi bir kaldıraç görevi de görüyor. Avrupa ülkelerinden yarı yarıya daha makul fiyatlarla ama daha yüksek hizmet seviyesinde, aynı tıbbi kalitede hizmeti Türk hastanelerinden alabilirsiniz” diyen Turgutoğlu, Türkiye bölgesinin lideri konumunda, Orta Avrupa dâhil olmak üzere Kuzey Afrika’nın tamamı, Arabistan yarım adası, Hazar Denizi, kuzeyde Karadeniz kıyılarındaki tüm ülkeleri içeri alın,  hatta Türkî Cumhuriyetler’ini de bu ülkelere dâhil edin, Türkiye sağlık turizmi konusunda bölgesinin en iyi ülkesi. Kendi coğrafyasında temel rakibi İsrail” diyor.

Türkiye’nin sağlık turizminde ilk 10 ülke arasında yer aldığını söylemek mümkün. Dünyada da gözde konulardan olan sağlık turizminde Türkiye hızlı parlayan bir ülke olmayı başardı. Acıbadem Sağlık Grubu Uluslararası Hasta Hizmetleri Direktörü İlyas Benveniste “Özel sektöre yapılan yatırımların artması; özellikle sağlık hizmetlerindeki kapasite ve kalitenin yükselmesini sağladı. Sağlık hizmetlerinde JCI (Joint Commission International) gibi uluslararası akreditasyonların yaygınlaşması ve kalitenin standartlaşması ile Türkiye, dünya genelinde bilinirliğini artırdı ve tercih edilen bir ülke konumuna geldi” diyor.

500 BİN OLABİLECEKKEN…
TÜİK verilerine göre 2014 yılında 328 bin 647 yabancı turist Türkiye’ye sağlık ve tıbbi nedenlerle giriş yaptığını belirtti. Sayı 2015’te 260 bin 339’a, 2016 yılında ise 251 bin 809’a düştü. “Yapılan yatırımlar ve sağlık kompleksleri sayesinde her yıl düzenli olarak artması gerekir ve normal seyirde Türkiye’ye yılda 500 binin üzerinde hastanın tedavi amaçlı geliyor olması kaçınılmazdı” diyen Termal ve Sağlık Turizmi Derneği (TERSAD) Başkanı Şule Dayangaç, gelişen teknoloji sayesinde ulaşım olanaklarının artması ve seyahat sürelerinin azalmasının sağlık turizmini giderek büyüttüğüne dikkat çekiyor. Bu sayı saç ve sakal ekimi, diş tedavisi ve küçük çaplı estetik müdahaleler geçirenler de eklendiğinde çok daha üst seviyelere çıkıyor. “TÜİK verilerine göre Türkiye’ye 2017 yılının Ocak – Haziran döneminde sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen ziyaretçi sayısı 218 bin 357 kişi oldu. Türkiye, uygun fiyatlı, yüksek kalite düzeyindeki hizmetlerin yanı sıra, bir turizm destinasyonu olarak da son derece cazip ve avantajlı imkanlar sunuyor” diyen Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, Türkiye’nin Ortadoğu’dan Avrupa ve Balkanlara, Kuzey Afrika’dan Kafkaslara kadar dört saatlik uçuş mesafesindeki 1.5 milyarı aşkın insana hitap edebilecek coğrafi ve stratejik konumu ile önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, “Tatil için Türkiye’yi tercih eden yabancı ziyaretçilerin kişi başı ortalama harcaması 2016 yılında 633 dolar iken, sağlık turizmi kapsamında gelen ziyaretçilerden elde edilen kişi başı ortalama gelir 2 bin 500 dolar seviyesine yaklaşıyor” diyor. Aradaki dört kat artış, sağlık turistlerinin ülke turizminin kalkınmasındaki önemli rolünü gösteriyor.

Yine TÜİK’in 2016 yılı verilerine göre; Türkiye’ye sağlık ve tıbbi nedenlerle gelen ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri 904 milyon 160 bin dolar seviyesinde iken, 2015 yılının aynı döneminde elde edilen gelir ise 794 milyon 325 bin dolar seviyesinde oldu.  Ulusoy, “Turistik amaçlı gelip özel hastane ya da sağlık merkezlerinde saç ve sakal ekimi, diş tedavisi ve küçük çaplı estetik müdahaleler geçirenler de eklendiğinde sağlık turizminden elde ettiğimiz gelir 1 milyar doların üzerine çıkıyor.”

Yurtdışı hastalar Türkiye’yi ağırlıklı olarak saç ekimi, diş tedavisi, göz, tüp bebek, kardiyoloji, onkoloji ve beyin ve sinir cerrahisi ve kök hücre tedavileri için tercih ediyorlar. Dayangaç, Türkiye’yi sağlık turizminde en çok tercih eden körfez ülkelerinin yanı sıra İngiltere, Hollanda, Afrika, İsveç ve Güney Amerika ülkeleri ile önemli iş birliklerimiz bulunduğunu söylüyor.

İSRAİL’DEN KARALAMA KAMPANYASI
Orta Doğu ve Körfez ülkelerinin Türkiye’ye yoğun ilgisi bulunuyor. “Arapların, özellikle saç ekimi hizmetini Türkiye’de almayı tercih ettiklerini görüyoruz. Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin en çok tercih ettiği estetik operasyonlar;  saç ekimi, burun estetiği, meme büyütme, yüz ve karın germe ile diş implantları…” diyen Benveniste, Türkiye’nin sadece Orta Doğu ve körfez ülkeleri tarafından tercih edilmediğini azami dört saatlik uçuş mesafesinde olan 57 ülkeden direkt uçuş gerçekleştirilebildiğini de altını çizerek, “Acıbadem Sağlık Grubu olarak biz, özellikle Kuzey ve Orta Afrika, Güney Asya, Avrupa ve Balkanlar, Rusya ve BDT  (Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkelerinden çokça ihtiyaç sahibini ağırlıyor ve kendilerine sağlık hizmeti sunuyoruz”diyor.
Türkiye’nin kendi coğrafyasında temel rakibi İsrail. İsrail’in de Türkiye’nin yükselen rekabetinden rahatsız olduğu görülüyor. “Çalıştığımız ülkelerde Türkiye yerine İsrail rekabetini açıkçası görüyoruz. Özellikle son birkaç ayda İsrail ulusal basın yayınlarında Türkiye’de tedavi görmüş, sağlık hizmetleri almış olan yabancılara yönelik gerçeği yansıtmayan haberlerden de bunu anlayabiliyoruz. İsrail’e akan o coğrafyadaki birçok insan artık Türkiye’ye gelmeye başladı o da önemli bir dezavantaj yaratıyordur. Ama İsrail bizden çok daha önce başlamış ve tıbbi başarısı yüksek hastanelerin ve doktorların olduğu bir ülkedir ve fakat gerek fiyatlandırma gerekse coğrafi açıdan bizim için bir rakiptir” diyen Turgutoğlu, çok sık çalıştıkları pazarların Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı da içine alan MENA Bölgesi, Irak, Balkanlar Gürcistan ve Romanya, Moldova, Ukrayna olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Toplam gelirimiz içerisinde yaklaşık yüzde 10 bazı zamanlarda yüzde 15’ine kadar yükselebilecek kısmı yabancı gelirlerinden oluşur. Zamanında yaşadığımız politik gerginlikle beraber Rusya ile olan ilişkimiz hasta sayısı anlamında düşmüştü. Şu an yükselişte ama bahsettiğim Ukrayna ya da Gürcistan ile kıyaslanamayacak kadar az miktarda”.

SAĞLIK TURİSTİNİN YÜZDE 65’İ SAÇ EKİMİNE GELİYOR
Sağlık turistlerinin çoğu saç ekimi için Türkiye’yi tercih ederken, bu oranın azımsanmayacak kadar yüksek oluşu sokakta ya da AVM’de rastlanan, başlarında çoğu zaman bantlarla görülen turistleri açıklıyor. “Saç ekimi meraktan ziyade, temel bir ihtiyaç haline geldi. Tek yönlü beslenme, dış etkenler, stress ve hormonların etkisi ile saçlarda daha hızlı kayıplar yaşanıyor. Dünyaya göre  makul fiyatlara en kaliteli ekimi yapıyoruz” diyen Esteworld Yönetim Kurulu Başkanı & Medikal Direktörü Dr. Servet Terziler, ünlerinin artık sadece Arap pazarı sınırları içinde olmadığını, Avrupa ve Amerika’dan da çok fazla sayıda hasta aldıklarını söylüyor. “Yeni neslin taleplerinin karşılanması için bu pazar büyüyerek devam edecektir. Umudumuz sektördeki kaliteli oyuncuların artması. Estetik kısmı ile değerlendirecek olursam; gelen 750 bin sağlık turistinin yüzde 65’inin saç ekimi için geldiğini görüyoruz.”

Geçen yıl yaşanan daralma bütçelere de yansıyor. Şişli merkezi bulanan İstanbul Hair Center’ın ortaklarından Mehmet Ali Bulut, “Geçtiğimiz yıllarda bir saç ekim merkezi ayda 350 – 400 hastaya hizmet verirken şu anda bu sayı 75 seviyelerine gerilemiş durumda. Aynı dönemlerde bir aylık geliri 700 bin ila 800 bin TL arasında olan saç ekim merkezleri bugünlerde 200 bin ila 250 bin gelir seviyelerine geriledi” diyor.

Saç ekimi sanıldığı kadar kolay ve riski düşük bir operasyon da değil. Hatta bazen kuaförlerde, merdiven altı kliniklerde yapılabildiğine rastladığımız örneklerin yaşanması, çok iyi olduğumuz bu alandaki başarıya gölge düşürmeye yetebilir. Terziler, “Saç ekimi, Sağlık Bakanlığı’nca denetlenen hastanelerde yapılmak zorunda. Bu yasal bir zorunluluk. Uzman hekimlerce (cildiye doktoru, plastik cerrahi, medikal estetik hekiminin) steril bir ortamda uygulanması gerekiyor. Aksi halde telafisi mümkün olmayan sonuçlar yaşanabiliyor” diyor. Bir saç ekimi operasyonu ortalama altı-sekiz saat sürüyor. Süral ise “Saç ekimini bir doktorun yapması demek günde en fazla iki hastaya bakabilmesi demektir. Doktorun maliyetini düşününce bu iş teknisyenlere daha sonra da işi sonradan öğrenen kişilere kaydı. Saç ekiminin maliyeti normalde 4-6 bin euro fakat turistlere 2 bin liraya da saç ekimi yapılıyor. Bu iyi olduğumuz konuda kendi ayağımıza sıkmak anlamına gelir diyerek” tehlikeye dikkat çekiyor. Saç ekimindeki riskin boyutlarını Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hasan Kerem Alptekin tanımladığında ise işin ciddiyeti tam anlamıyla ortaya çıkıyor, ”İnsan vücuduna yaptığınız her müdahalenin, cilt altına geçen her müdahalenin enfeksiyon riski vardır. Bunun kensinlikle steril ortamlarda steril şartlarda ve bu işi bilen kişilerce yapılması lazım. Bu da bir hekim olmalı. Plastik cerrahlar buna kızıyorlar. Medikal estetik uzmanlığı yapmış tıp hekimlerinin bile yapmasını istemiyorlar veya dermatologların bile yapmasını istemiyorlar” diyor ve şöyle devam ediyor, “Hal böyleyken şimdi güzellik salonlarının yaptığı işler var. Bunun sonucu şu olur; çok ciddi enfeksiyonlar yaşanabilir. Dolguların örneğin özel şartlarda ve özel şekilde uygulanması lazım. Dozlarının ayarlanması önemli. Tabii uygun olmayınca reaksiyon veriyor. Orada lokal bir reaksiyon verdi. Ama örneğin kafa derisinin bağlı olduğu sinir sistemiyle ilgili bölümler var; hatta menenjit ya da beyin zarı iltihabı olabilir”. Bu alanda denetimler hem hasta sağlığı hem de Türkiye’nin sağlık alanındaki imajı için kritik öneme sahip. Süral burada da çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor; teşvikler. “Sağlık turizminde herkese teşvik veriliyor, bu alanlara giren kişiler, hastanın uçak biletinden reklam giderlerine, yurtdışı ofis kiralarına kadar pek çok destekten faydalanıyor” diyor. Ekonomi Bakanlığı’nın sağlık turizmi şirketleri ve sağlık kuruluşlarına verdiği ona yakın destekten birkaçı şöyle; JCI Akreditasyonu, TEMOS Sertifikaları, TÜV belgelerine yönelik giderler yüzde 50 oranında ve en fazla 50 bin dolar tutarında karşılanırken, reklam, tanıtım ve pazarlama desteği kapsamında yüzde 60 oranında ve yıllık en fazla 400 bin dolar tutarında, tercümanlık hizmeti veren en fazla iki personelin aylık brüt ücretleri yüzde 50 oranında karşılanıyor.

WELLENSS’TAKİ FIRSATLARA GÖZÜ KAPAMAMAK
Sağlık turizminde wellness alanında var olan yatırımların daha verimli kullanılabilmesini sağlamak turizmin yıldızının parladığı üç yıl öncesine dönüşü hızlandırabilir. Sağlık turizmi denince sadece hastanelerde yapılan sağlık göz önüne geliyor fakat Türkiye’deki otellerde wellness adı altında 12 ay açık oteller bulunuyor. Dünya da insanları hasta olduktan sonra değil, hastalığa yakalanamadan önce koruyucu uygulamalarla buluşturma peşinde.  “Bizim buradaki sorunumuz, Sağlık Bakanlığı ile çalışamıyoruz, Turizm Bakanlığı’na bağlıyız” diyen Sianji Well-Being Resort’ü bünyesinde bulunduran Sianji Group Yönetim Kurulu Başkanı Recai Çakır, sağlık turizmini geliştirmek için olayı iki bacağa ayırmak gerektiğine işaret ederek; “Ameliyatla hastanelerde yapılması gereken katarat, bypass safra kesesi ameliyatı gibi operasyonlar dışında; zayıflama ile beraber estetik bölümü, gençleşme; anti-aging dediğimiz ameliyatsız yapılan akupunktur tedavileri, hacamat, sülük tedavisi ve insanların doğal beslenme ve orucu bilinçli olarak detoksla yapmaları gibi önemli bir branş var ve bu branşın herhangi bir karşılığı yok” diyor.  Bu alanda Sağlık Bakanlığı kontrolünün veya bir-iki doktorla çalışabilmeleri için izin vermeleri gerektiğine değiniyor. Çakır, “Mesela fizik tedavi, akupunktur koyamıyoruz izne tabii. Bünyenizde doktor bulundurmanız gerekiyor. Bu otellerin wellnes ile ilgili bölümlerinde kliniksel ortam hazırlanmış durumda sadece izinleri yok” diyor. Bu olabilirse Avrupalı, özellikle 65 yaş üzeri insanlar, turizmde ölü sezon denen 1 Ekim- 31 Mart arasında ağırlanabilecek. Sianji Well-Being Resort’ta estetik faaliyet yok ama ortak çalıştıkları doktorlar gelen müşterilerin talebi durumunda hastanelere yönlendiriliyor. “İzinler verilse çok rahat biçimde, saç ekimi, botoks, dolgu gibi ameliyatsız güzellik bölümleri devreye sokulabilir. Otellerin içinde klinik açmak çok daha mantıklı çünkü hastanelerin içinde zaten otel hizmeti veriliyor ve yetmiyor. Büyük hastanelerin yanında çok ciddi miktarda otel türedi. Bahsettiğim izinler alınırsa turizmdeki sağlık turizminin ağırlığı iki- üç misline çıkabilir” diyor.

“AVRUPALILAR BİZE GELMİYORSA BİZ ONLARA GİDERİZ”
PwC tarafından bu yıl yayınlanan araştırmaya göre, medikal turizm, orta ve doğu Avrupa’da artıyor; yıllık olarak yüzde 12-15 oranında büyüyor. Örneğin Polonya’daki medikal turizmin gelişimi diğer orta Avrupa ülkelerine de yansıyor. Çek Cumhuriyeti, Macaristan bu ülkelerden. Hastalar batıdan ve doğudan özellikle orta Avrupa’ya yöneliyorlar. “Türkiye’nin sağlık turizminde hızlı büyüme trendi biraz yavaşlayınca bu sefer farklı bir yönteme döndük. Madem sağlık turizmi yapamıyoruz dedik ve tersine bir sağlık turizmi başladı. Hekimler dışarı çıkmaya başladı. Bir anda başka ülkeler de bu işe uyandı. Macaristan gibi, Bulgaristan gibi AB üyesi ülkeler sağlığa ciddi yatırımlar yapamaya başladılar” diyen Oğuzhan Süral şöyle devam ediyor, “AB ülkesi olunca hastalar bir nebze rahat ediyor. Böyle olunca da Türk yatırımcılar da dışarı gitmeye başladılar.” Ayrıca AB’nin kendi içinde hangi ülkede olursa olsun sağlık hizmeti alabileceğini ve bu iki ülkede sosyal sigortalar kurumları arasında bir fark olmadığı anlamına gelen anlaşmalar bulunuyor. Türkiye AB üyesi olmadığı için AB vatandaşının Türkiye’deki harcaması doğrudan karşılanmıyor.

Başka bir coğrafyada, başka bir ülkede bir sağlık kuruluşunun yatırımına girmek belli bir olgunlaşma gerektiriyor. MLP Care’in de grup olarak varlığını yakın, komşu ülkelere taşımak gibi bir niyetimiz var ama ilk bir-iki sene içerisinde doğrudan yatırımlar yerine afiliasyon denen projelerle harekete geçiyorlar. “Tesislerin inşaatı tamamlanıyor. Yerel bir şirketle stratejik bir işbirliğimiz oluyor. Sağlık sektöründe bir aktör olan oradaki partner zaten tesisini oluşturuyor. Biz bazı branşları kendi ismimizle veya onlarla ortak konumlandırdığımız bir marka ismi ile afiliasyon adını verdiğimiz çerçevede; uygulamak, denetlemek, kısmen orada da takip edebileceğimiz hizmetleri o ülkelerdeki hastaların ayağına götürerek ilk etapta tanınırlığımızı pekiştirmek istiyoruz” diyen Barış Turgutoğlu ekliyor, “Markanın daha da pekiştirilmesi, algımızın kuvvetlendirilmesi için önümüzdeki iki sene boyunca afiliasyon çalışmalarıyla yer alacağız. Direkt yatırımlar bundan sonraki dönemde planladığımız şeyler”. Turgutoğlu hangi ülkelerde olacakları ile ilgili ise bir ipucu vermekten kaçınırken Avrupa’da hizmet vermenin çok kolay olmadığı inancını taşıdığını söylüyor. “Ortadoğu, Kuzey Afrika, komşu ülkelerimizin oluşturduğu coğrafyadaki Türkiye algısı ile Sırbistan’dan başlayarak batısına ve kuzeyine gittiğinizdeki algısı arasında 180 derece fark var. Türklerin yoğunlukla yaşadığı Avrupa ülkelerinde ise durum daha farklı” diyen Turgutoğlu, hem Liv Hospital hem de Medical Park hastanelerinde estetik işlemler konusunda Avrupalı hastaların sayısı ve oranında; diğer tedavilerle kıyaslandığında çok yüksek seviyeler olduğunu da belirtiyor.

Acıbadem Sağlık Grubu büyüme stratejilerinde sağlık turizmini çok önemli bir yere koyuyor. Beş  ülkede 22 hastane ve 20 tıp merkezi ile hizmet veren sağlık grubu, ilk yurtdışı yatırımını, 2012 yılında Makedonya Üsküp’te bulunan Acıbadem Sistina Hastanesi’ni satın alarak yaptı. Türkiye ile birlikte, Makedonya, Kuzey Irak, Bulgaristan ve Hollanda olmak üzere 5 ülkede varlık gösteriyor. Son dönemdeki uluslararası yatırımlarımızı şöyle sıralayabiliriz; 125 milyon euro’luk yatırımla Bulgaristan’ın sağlık sektöründe öncü oyuncularından Tokuda Grup ve City Clinic Grup’u bünyemize kattık ve bölgede dört hastane ve beş tıp merkezini markamız altına aldık. Bu yatırımla Bulgaristan’ın en büyük özel sağlık sunucusu olduk; kalp cerrahisinin ve kanser tedavilerinin yarısını biz gerçekleştiriyoruz. 2017 yılında Makedonya’da, Acıbadem Sistina Hastanesi’ne bağlı, Makedonya’nın en büyük ikinci şehri Bitola’da bir ayaktan tedavi merkezini Şubat ayında ve 2017 Mayıs ayında Amsterdam’da 5 bin metrekarelik büyük bir tıp merkezini hizmete açtık” diyen İlyas Benveniste, Acıbadem Sağlık Grubu’nun yurtdışındaki hastaneleri ve yabancı hastalardan elde ettiği gelirin, toplam cironun yüzde 25’ini oluşturduğunu ve bu oranı en az yüzde 50’ye çıkarmayı hedeflediklerini söylüyor. “Acıbadem olarak şimdiye kadar hep gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösterdik. Şimdi Hollanda Amsterdam’da açtığımız klinikle gelişmiş ülkelere de yatırım yapmaya başladık” Bulgaristan’daki yatırım ise; Orta ve Doğu Avrupa ile Balkanlar’da, gelişmekte olan pazarlara odaklanma stratejisinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

TÜRKİYE’NİN SAĞLIK TURİZMİNDE DAHA HIZLI KOŞMASI İÇİN…
Odaklanmak gerektiren pek çok faktör sıralayacağız. Sağlık turistlerini çekmek için doğru iletişim, doğru anlatım şekli son derece önemli. “Hollanda çok gelişmiş bir ülke örneğin ama diz protezi ameliyatı için üç-dört ay beklemeniz gerekiyor. Türkiye’ye gelirlerse ertesi gün en üst kalitede ameliyat olma şansı var ve iyileşme sürelerimiz de çok daha hızlı. Bir günde Avrupa’nın en iyi havayolları, THY ile İstanbul’a geliyorsun, seni kapıdan lüks bir araba alıyor ve Avrupa’da zor karşılaşabileceğin kalitede bir hastaneye gidiyorsun. Bizim, hastanın uçtuğu uçaktan yattığı hastaneye, ameliyata giren hekime kadar “en iyi” olduğumuzu anlatmamız lazım” diyen Süral, bunu sistematik olarak anlatabilir ve bu işi çantacılara komisyonculara bırakmazsak hızlı büyümeye kaldığımız yerden devam edebiliriz diyor. Süral özellikle eğitimin önemine dikkat çekiyor, “Sağlık yönetimi işi geleceğin en önemli işlerinden biri ve önemi hala kavranamadı. Örneğin hemşirelikte korkunç açık var. Bahçeşehir Üniversitesi sağlık yönetimi yüksek lisans bölümüne yılda 20 öğrenci alıyoruz. Lisansta ise 80 öğrenci var. Sağlıkta eğitimli insan gücüne ihtiyaç var ve bu ihtiyaç artacak. Biz de harekete geçtik”.
Sağlık turizminde hızlanma için siyasi iradenin bu işi kabullenmesi ve ilgili ülkelerin muadil bakanlıklarıyla temas kurması da üzerinde anlaşılan önerilerden.  “Sağlık turistleri günlük minimum 100-150 dolar-euro harcıyorlar.  Bu insanlar bizim için önemli bir turizm kaynağı. Gerek sivil toplum örgütleri gerekse Turizm ve Sağlık Bakanlığı’nın  ortak çalışması ile çok ciddi yol alınabilecek bir envanter var elimizde. Oteller hazır, üçüncü yaş grubu dediğimiz yaşlı insanları burada ağırlayabiliriz” diyen Çakır yaşanan terör saldırılarıyla doğan korkunun önüne geçmek için de ilginç bir çözüm öneriyor; “Terör saldırılandan hayatını kaybedenlerin sayısı yılda ortalama birkaç yüze ulaşıyor. Sağlık turistleri kişi başına 300-500 bin dolara devlet güvencesinde terörle ilgili herhangi bir hareket olursa sigortalanarak devlet garantisine alınabilir. Buna da ciddi bir PR ile duyuralım” diyor. Çakır ayrıca OHAL’in kaldırılması gerektiğine ve insanların OHAL olan ülkelere seyahat etmek istemediklerine değiniyor.
Türkiye sağlık turizminde iyi bir bölgesel oyuncu olsa da gidecek çok yolu, küresel bir oyuncu olmak için eğilmesi gereken çok konu var.  Bunlar arasında en önemlisi yabancı hastanın Türkiye’ye gelirken güven halinde gelmesini sağlamak. “ABD’de patient advocacy (hasta savunuculuğu) diye bir terim var. Hasta avukatlığı müessesi gibi… Bu hastanelerin ya da devletin temsilcilerinden oluşmaz. Bir oluşumdur, devlet buna ön ayak olur. Bu kuruluş hakemlik görevi yapar ve güven verir. Buna benzeyen formüllerle, kuruluşlarla, yapılarla, bizim civarımızdaki ülkelerden gelebilecek olan hastalara bu güveni verebiliyor olmamız çok kritik ve çok şeyi değiştirir” diyen Turgutoğlu, birden fazla dili konuşabilen sağlık profesyoneli sayısının çok hızlı bir şekilde arttırılmasını sağlamanın da önemli olduğuna değiniyor, “Sağlık turizminde, eğer o coğrafyadan gelen hastanın ana dilini konuşan personeliniz varsa oradaki hasta akışınız kat be kat fazladır. Özellikle hemşirelerde, dil bilen hemşire çok şeyi değiştiriyor.” Üçüncü bir öneriye de değinen Turgutoğlu; “THY Türkiye hakkında çok bilgisi olmayan ve Türkiye algısı kuvvetli olmayan pek çok yere de uçuyor. Türkiye’deki sağlık imkânlarını o bölgenin dilinde anlatan TV yapımlarıyla ve hatta reklamlarla bu konunun tanıtımını yapmak için bir bütçe ayrılması büyük katkı sağlar.”

Türkiye’ye, geçirdiği talihsiz olaylara rağmen gelerek sağlık hizmeti alan turistler iyi referansı oldu. Dayangaç,“Yakaladığımız bu ivme gelecek dönemde domino etkisi şeklinde büyüyecek. Dolayısıyla son iki yılda sağlık turizminden elde ettiğimiz yaklaşık 12 milyar dolarlık gelir 2023 hedefi doğrultusunda 20 milyar dolar seviyesini bulacak” diyor.

Yurt dışı tanıtım faaliyetlerinde alınması gereken çok yol var, yükselmek için birlikte hareket etmek gerekiyor. “Sağlık turizminde asıl önemli olan konu, sağlık alanındaki bilinirliğimiz, itibarımız ve elbette hastalara sunulan hizmet çeşitliliği artırmak” diyen Benveniste, sağlık turizminin tatil turizminde de olduğu gibi pek çok etkene bağımlı bir sektör olduğunu hatırlatarak, “Hasta geldikten sonra özel ulaşım, tercüme hizmetleri, hastane içerisinde tedavisi süresince kendisini rahat ve güvende hissetmesini sağlayacak operasyon desteğinin verilmesi çok önemli” diyor.