Ana Sayfa Görüşler Bıçak Sırtında Hekimlik

Bıçak Sırtında Hekimlik

Paylaş

BIÇAK SIRTINDA HEKİMLİK

Öncelikli görevi hastalıkları önlemek, hastaları iyileştirmek, insan yaşamı ve sağlığını korumak olan hekimlik mesleğini icra etmek günümüz dünyasında git gide zor bir hal almaktadır. 2011 yılına girdiğimiz şu günlerde Türkiye’de sağlık sektörünün tümünde, yapılan yeni düzenlemeler sağlam bir zemine oturtulamadığından maalesef tedirginlik yaşanmaktadır. Hemen her hafta sağlık mevzuatlarında değişiklikler yapılmakta, yapılan değişikliklere adapte olunmaya çalışılırken bunlara bir yenisi daha eklenmektedir. Sağlık sektörünü ilgilendiren mevcut düzenlemeler hazmedilmeden yapılan yeni düzenlemelerin yarattığı kaos, en çok da mesleklerini büyük bir titizlikle yapmak durumunda olan hekimleri zor durumda bırakmaktadır.

Türkiye’de hekimlik bıçak sırtında yapılmakta, bakmakla yükümlü oldukları hasta sayıları sebebi ile hekimler gerekli prosedürleri tam olarak yerine getirememektedirler.

HEKİMLERİN YASAL SORUMLULUKLARI

Hekimlerin yasal sorumlulukları konu itibarıyla çok geniş olduğundan burada yalnızca ana hatları ile ele alınacaktır. Bir hekimin hukuki sorumluluğunun doğması için öncelikle ortada bir zarar, zarara sebebiyet veren hekimin kusurlu davranışı veya ihmali ve nihayetinde doğan zarar ile hekimin bu davranışı arasında nedensellik bağı olması gerekmektedir. Yani hekimin o davranışı olmasa idi zararın doğmayacak olması aranmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki ortaya çıkan tüm kötü sonuçlardan gayet tabi hekim sorumlu değildir.. Yargıtay; “Hekim yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. “ görüşündedir.

Hekimlerin yasal sorumlulukları cezai, hukuki ve idari sorumluluklar olmak üzere üç başlık ana altında toplanmaktadır. Bu sorumlulukların tümü hekim tarafından yapılan tıbbi bir müdahale sonucu doğabilmektedir. Yasalarımız uyarınca hekimler meslek alanı içinde olan bütün kusurlarından, hafif de olsa sorumludurlar. Yargıtay; “Hasta, mesleki bir iş gören hekimden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir” görüşündedir.

HEKİMLERİN CEZAİ SORUMLULUKLARI

Hekimlerin cezai sorumlulukları, mesleğini uygularken yaptığı eylemler sonucu doğmaktadır. Sorumluluk, Türk Ceza Yasası çerçevesinde belirlenmekte, eyleme verilecek ceza eylemin kasıtlı ya da taksirli işlenmesine göre değişmektedir. Şayet hekim, hastasına zararı bilerek ve isteyerek vermişse, eylemi kasten yaptığı sonucuna ulaşılmaktadır. Kasten yapılan eylem bir yaralama olabileceği gibi organ kaybına ve hatta ölüme sebebiyete dek varabilmektedir. Her ne kadar hekimlerin eylemlerini, zarar verme amacı gütmeden, kasten ve isteyerek yapmayacakları düşünülse de ceza sorumluluğu konusunda bu ihtimalin varlığı da her zaman olmaktadır.

Ancak mahkemeler önünde hekimler aleyhine açılan ceza davalarına bakıldığında hekimlerin genelde tedbirsizlik, dikkatsizlik ve özensizlik sonucu zarar vermekten yargılandıkları görülmektedir. Bu bağlamda hekimler herhangi bir müdahaleyi hiç yapmadıklarından ya da gereği gibi uygulamadıklarından cezai anlamda taksirler zarara yol açmaktan sorumlu tutulmaktadırlar.

Cezai sorumluluk kapsamında verilecek cezada hekimin kusurunun ne olduğu ve kusurunun derecesi önem arz etmektedir. Söz konusu kusur ve hasta üzerinde yol açtığı zarar hafif olabileceği gibi ağır da olabilir ve aynı doğrultuda verilecek ceza arttırılır veya azaltılır. Bu çerçevede zararın niteliğine göre Türk Ceza Kanunu’nun taksirle yaralama veya taksirle öldürmeye ilişkin hükümleri cezai sorumlulukta en sık başvurulan hükümlerdir. Cezai sorumluluk sonucu açılan davalar ceza mahkemelerinde görülmekte ve yargılama ceza usulüne göre yapılmaktadır.

Mahkemelerde açılmış yürüyen birçok dava olmasına rağmen davaların görülme hızının yavaşlığı bu konuda önlem alma gereksinimini de doğurmuş, bu konuda belki de en önemli adımlardan biri olan Yüksek Sağlık Şurasına ceza yargılamasında başvurma zorunluluğu getiren TABABET VE ŞUABATI SANATLARININ TARZI İCRASINA DAİR KANUN’un 75. maddesi Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olan makul süre içerisinde yargılanmayı çoğunlukla mümkün kılmayan Yüksek Sağlık Şurasından rapor alma zorunluluğu artık kalmamıştır.

HEKİMLERİN HUKUKİ SORUMLULUKLARI

Hekimlerin hukuki sorumlulukları konusunda ise yapılan tıbbi müdahalenin niteliği önem taşımakta, örneğin estetik operasyon ve müdahalelerde uygulanan hükümlerde değişiklik yaratmaktadır. Estetik operasyon ve müdahaleler Borçlar Kanunu’nun eser sözleşmesi ile ilgili hükümlerine göre değerlendirilmekte iken bunun dışında kalan operasyon ve müdahaleler aynı kanunun vekâlet sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmektedir. Hekim hasta ile arasındaki sözleşme gereği, hastanın tedavi edilmesini yani maddi bir fiil yapılmasını üstlenmektedir. Hekim ile hasta arasında bulunan sözleşme ilişkisine Yargıtay kararlarında da değinilmekte, konu ile ilgili olarak Yargıtay 4 Hukuk Dairesi vermiş olduğu bir kararında “hekim tıp biliminin verilerini yanlış ya da eksik uygulamışsa, mesleğine gerektirdiği özel görevlere gereği ve yeteri kadar uymamışsa mesleki kusuru var demektir ki, bu eylem ve davranışı da hukuka aykırılık nedeniyle sorumluluğunu gerektirecektir. Hekim ile hasta arasında sözleşme ilişkisi bulunması ve tıbbi müdahaleye hastanın rıza göstermesi ya da ıstırar hali asla durumu etkilemeyecektir” demektedir.

Estetik operasyon ve müdahale dışında, operasyon öncesinde, sırasında ve sonrasında gerekli özeni göstermeyen hekim Borçlar Kanunu’nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmaktadır.

Hukuki sorumluluğu olduğu kanaatine varılan bir hekim tazminat ödeme borcu altına girmekte, söz konusu tazminatı hastaya ve yakınlarına hem maddi hem de manevi tazminat olarak ödemek durumunda bırakılmaktadır.

Şayet hekim yaptığı müdahale sonucu, hastasında ihmal ya da kusurlu davranışı ile bir zarara sebep olmuşsa, bunu tazminle yükümlüdür. Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki ise bu sorumluluğun hukuki temelini oluşturmaktadır. Hekim ile hasta arasındaki vekalet ilişkisinde hekim üstüne düşeni gereği gibi ifa etmediği takdirde de bundan sorumlu tutulacaktır. Hekimlerin verdikleri zararların hastanın maddiyatında yarattığı eksilme ve kayıp maddi tazminat ile ilişkilendirilirken hekimin hastasına verdiği manevi üzüntü keder manevi tazminat sorumluluğuna yol açmaktadır. Manevi tazminatın miktarı her somut olaya göre farklı değerlendirilmektedir. Tıbbi bir müdahale sebebiyle, zarar gören bir hastanın hayat zevkinde ve sevincinde bir azalma olması durumunda manevi bir zarar söz konusu olmaktadır. Manevi tazminatın amacı şahsın uğramış oluğu zararı, acı ve üzüntüleri dindirecek veya hiç olmaz ise azaltacak bir tatmin sağlamaktır. Tazminat miktarına etki edebilecek birçok etken vardır.

Borçlar kanunun 321. maddesine göre hekim hafif kusurundan sorumlu tutulmaktadır. Ve yine Borçlar kanunun 390.maddesine göre hekimin özenli davranmakla yükümlü kılınmıştır. Hukuki sorumluluk konusunda önem arz eden husus ise bunun özel sağlık kurum ve kuruluşunda ya da kamuya ait kurum ve kuruluşta ya da serbest çalışmasına göre değişmeyeceğidir. Hekimlik mesleğini nerede icra ederse etsin bu sorumluluğu taşımaktadır. Gayet tabi hekim dikkat ve özen göstermesine rağmen kendisinin yetkisi dışında hastada istenmeyen bir husus doğmuşsa ve hekimin zarar doğuran eylemine hasta neden olmuşsa hekime karşı maddi ya da manevi tazminat davası açılamayacaktır.

HEKİMLERİN İDARİ SORUMLULUKLARI

Hekimlerin idari sorumluluklarında; kamu görevlisi statüsünde çalışan hekim disiplin soruşturmasına maruz kalabilmekte ve bu sorumluluk uyarma, kınama, meslekten men cezası gibi idari yaptırımların uygulanmasına yol açabilmektedir. Bunun yanında Türk Tabipler Birliği üyesi olan bir hekim, Hekimlik Meslek Etiği kurallarına aykırı hareket ettiklerinde 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası’na göre tabip odaları yönetim kurulları tarafından onur kurullarına sevk edilmektedirler.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler için sağlık hizmetleri dolayısıyla işledikleri suçlardan dolayı 4483 Sayılı Yasa’nın 3. Maddesi gereğince soruşturma izni verilmesi gerekmektedir. Soruşturma izni verecek olan makamlar hekimlerin görev yaptıkları yerlere göre değişmektedir. Örneğin köy ve ilçe kamu sağlık kurum ve kuruluşunda çalışan hekimler hakkında kaymakam soruşturrna izni verirken, illerde çalışan hekimler için valilik izin vermektedir. Yetkili makam ön inceleme başlatmakta, hekim ya da sağlık personelinin ifadesini almakta ve gerekli belge ve bilgileri toplamaktadır. Ön incelemeyi bitiren görevli kendi görüşünü de belirterek hazırladığı raporu soruşturmaya izin vermeye yetkili makama sunmakta ve ilgili makam bu rapor doğrultusunda izin verip vermeyeceği konusunda karar vermektedir. Soruşturmaya izin verilmesi halinde hekimin buna itiraz hakkı olmakla birlikte itiraz süresi tebliğ tarihinden itibaren on gün olmaktadır.

Bu çerçevede bir ihmal veya kusur, bir zarar doğmasına sebep olmuş ise hekimin hem cezai, hem hukuki hem de idari sorumluluğu gündeme gelebilecektir.

SORUMLULUKTAN KURTULMAK İÇİN ÖNERİLER

Yukarıda ana hatları ile değinilmiş olan sorumluluklar altına girmemek için öncelikle bir takım önlemlerin alınması gereği kaçınılmazdır. Bir hekim her ne kadar mesleğini gerekli özen ve ihtimamla icra etmiş olduğunu düşünüyor olsa da ilerde bir uyuşmazlıkla karşılaşabileceği ihtimalini her zaman göz önünde bulundurmalıdır. Hekim her eylem ve işlemini ileride ispatlama şansı olabilecek şekilde yapmalı, yaptığı her işlem ve eylemi makul sebeplere dayandırdığını gösterebilmelidir.

Sorumluluktan kurtulma yolları içinde tıbbi kayıtların tutulmasının şekli büyük önem taşımaktadır. Tıbbi kayıtlarını tam ve eksiksiz olarak tutan bir hekim ileride karşılaştığı davada ihmal veya kusuru olmadığını, hangi işlemi ne sebeple yaptığını bu kayıtları delil olarak kullanarak ispatlayabilecektir. Yargıtay 2007 yılında, hekim her ne kadar kusurlu değilse de; “Ameliyat yönünde rıza alınmasına rağmen hastanın, ameliyatın yapılması esnasında ve sonrasında meydana gelecek komplikasyonlara ilişkin bilgilendirilmediği, buna ilişkin aydınlatılmış bilgi rızası (onamı) bulunmadığı” gerekçesiyle hekimin tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar ile hastasına gerekli bilgilendirmelerde bulunmuş olsa dahi sadece bunu kayıt altına almadığı için hakkında dava açılmış bir hekim 125.000 TL tazminata mahkûm edilmiştir.

Bugün Sağlık Hukuku konulu tüm uyuşmazlıklarda kanunların yanı sıra Yargıtay içtihatları da incelenmekte, içtihatlar bu konuda en büyük yol göstericiler olmaktadır.

Sorumluluk konusunda bir diğer önemli husus da sigorta konusudur. Tıbbi Kötü Uygulamalara karşı Mesleki Sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu 30.07.2010 tarihi itibari ile başlamış, devlet de yaşanacak uyuşmazlık sayısının artacağını göz önüne alarak tabiri caiz ise aslında kendini sigortalattırmıştır. Sigorta, bir hekimin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmayacak olsa da hekimi tazminat ödeme yükünden kurtaracaktır. Bugün hemen tüm hekimler sigortalarını yaptırmış bulunmakta, yaptırmayan hekimler ise 5.000-TL idari para cezası ödeme yaptırımı ile karşı karşıya bırakılmıştır. Zorunlu sigorta genel şartları tüm hekimler için ortak olmakla birlikle branş dallarının risklerine göre prim miktarları farklılıklar arz etmektedir. Sigorta vasıtası ile tam bir güven içinde meslek icra etmek için mutlaka branş bazlı ihtiyari ek poliçelerle, zorunlu sigorta desteklenmelidir.

Sorumlulukların bertarafı için yapılması gereken birçok şey var iken iş yükü sebebi ile bunların biliniyor olmasına rağmen yapılamaması ise bir başka acı gerçektir. Sonuç olarak bıçak sırtında yapılan, her an bir dava ile yüzleşme oranı gitgide artan günümüz koşullarında her hekimin müdahale öncesinde bir kez daha düşünmesi ve müdahalelerini ileride açılması muhtemel bir davada bunu nasıl ispatlayabilirim düşüncesi ile yapması alınması gerekli en öncelikli tedbirdir. Sorumluluktan kurtulma yolları her somut olaya göre farklılık arz etse de öncelikli olarak tıbbi kayıtların tutulmasının şekli ve sigortanın varlığı doğabilecek sorumluluklardan kurtulmanın başlıca yollarındandır.

Dr. Av. Mert VAN – Av. Çağla ATILGAN