Ana Sayfa Güncel Blog Aile Hekimliği ve Sürecin Muhatapları

Aile Hekimliği ve Sürecin Muhatapları

Aile Hekimliği’ne geçişte ve mevcut uygulamada yaşanan sıkıntılar neler ?

 

Sağlık alanında son yıllarda gerçekleştirilen, hem uygulama alanı hem de maddi olarak en büyük proje olması sebebi ile, sıkıntı olmaması düşünülemez. Burada önemli olan nokta, sıkıntıların kısa sürede aşılabilir olmasıdır.

Konuyu muhataplarının penceresinden bakarak tek tek irdeleyelim.

Hasta açısından:

Hekimlere verilen TÜİK adrese dayalı nüfus bilgileri güncel değil. Bunun için, özellikle son 2 yılda yer değiştiren hastaların bir dilekçe ile, kendilerine en yakın ASM’ye kayıtlarını aldırmaları yeterli olacaktır.  Bu sistemde şu an, en mutlu kesim hastalar oluyor.

Devlet açısından:

Bu projenin bir maliyeti olduğu da kesin. Örneğin; hekimlerin maaşı yaklaşık 2.000TL.’den 4.500TL.‘ye kadar arttı ve ayrıca her birine cari harcamalar için aylık 2.700TL. ücret verilmektedir. Devletin karı ise; bu merkezlere yapılan, yer kirası, elektrik, su, ısınma, hizmetli, sarf malzemesi yanında demirbaş malzemeler olan; medikal cihaz, tadilat, büro malzemesi ve tefrişat vs. harcamalardan kurtulması oldu. Acaba devlet bu durumda öncesine göre karlı duruma mı geçti?

Devlet en büyük sıkıntıyı, nüfusu kontrol etmekte zorlandığı sahil bölgeleri ve İstanbul’da yaşadı. Planlama yapmak ve sistemi oturtmak, sanırım bir miktar daha zaman alacak.

Tüm Türkiye Ocak ayı itibari ile Aile Hekimi ile dolunca, bundan sonraki Tıp Fakültesi mezunları ne olacak? Boşalan yerlere ve özellikle boş kalan TSM’ye yerleştirilecekler. Fakat asıl sorulması gereken, 3.500 kişilik hedef nüfusun, yeni mezunlar ile nasıl bir plan dahilinde aşağı çekileceği ve bunun altyapısının nasıl olacağıdır?  Bu konuda devlet yine geriden gidecek ve sonra birden ‘’Bu şekle dönüşüyoruz haydi…’’ diyecek.

Devletin bir başka kaybı ise, il ve ilçe Sağlık Grup Başkanlıkları’nda yetişmiş hekim ve yöneticilerini, Aile Hekimliğine kaptırması oldu. Bunun önüne geçmek için, yöneticileri kapsayan gerekli maaş düzenlemesini yapmış olmalıydı. Bu durum -hekimler sistemden memnun mu?- sorusunu gereksiz kılıyor gibi.J

Göze çarpan ufak ve bir o kadar da ilginç bir detay ise; dahili birimlerde hizmet yapmamış, cerrahi branşa veya temel dahili bilimlere ait bir hekimin ya da yaş sınırlaması olmadığı için emekliliğini çoktan geçmiş hekimlerin bu sistemde yer almasıdır. Bakanlığın, -Kimler Aile Hekimi olamaz?- kısıtını düzgün oluşturmamasından kaynaklanan hatasıdır ki bunun sonuçlarını ilerleyen günlerde malpraktis davaları gelişirse görebiliriz. Temennimiz olmamasıdır.

Her ASM’de standart liste tahlillerin henüz yapılamaması.

Sevk zincirinin çalışmaması ve bunun yasal zemininin oluşturulmaması.

Hekimler açısından:

En ciddi sorun hukukidir. Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde aile hekimlerinin, kendilerine bağlı nüfusun sağlığı ile ilgili mesuliyet alanlarını belirleyen ifadeler, fazlası ile geniş, hukuki sorumluluklar yükleyecek tarzda yazılmış bulunmaktadır. Bunun neticesinde, ilgili nüfusta görülen kronik hastalıklardan, özellikle de hayati neticelere gebe kanser olgularından, hukuken aile hekimlerini mesul gösteren davalar mahkemelerce kabul edilmeye başlanmıştır. Örneğin, İzmir’de metastatik meme teşhis edilen bir hasta, aile hekimini dava edebilmiştir ve bu tür örnekler hızla artmaktadır.

Hekimlerin en önemli kayıpları özlük hakları açısından oldu.  Aile Hekimliği Sistemi’ne geçmiş olanlar 657 sayılı kanun bakımından, aylıksız (ücretsiz) izinli sayılmaktadır ve 657’den gelen hakları artık yoktur. Sözleşmede yazılı şartlarda çalışacaklardır. Aile hekimleri ve personeli, artık devlet memuru veya 657’ye göre sözleşmeli olmadıkları için herhangi bir sendikaya üye olamazlar. Ek iş yapamazlar. Ancak talep ederlerse önceki görevlerine ve 657’ye geçme hakları devam etmektedir. Fakat başka kurumdan geçenlerin durumu meçhuldur.

Diğer bir problem ise; cari giderler için verilen ücretin sadece ASM’nin sınıfına göre belirlenmiş olmasıdır. Bir örnek verelim: Devletin hizmet binasının olmadığı ve hekimlere sözleşme gereği gösterdiği bölgede açmasını istediği bir “Sanal Merkez” olsun. Bu üç hekimli A sınıfı (120 metrekare, düz giriş)  ASM, Anadolu’nun herhangi bir ilinde veya ilçesinde kaç TL. kira verir? Aynı şekilde İstanbul’da kaç TL. kira verir? Hele hele bu yer Şişli gibi sanal merkezi yoğun bir yer ise kirası ne kadar olur? Uç bir örnek belki verilen ama bunlar yaşanmakta. Her ilde birbirine yakın ve sabit olan harcamalar var. Elektrik-su-telefon vb. gibi. Asıl farkı oluşturan kalem ise, devlete ait olmayan binalarda hizmet vermeye çalışan ASM’lerin kira gideri! Zaten bu gider ana kalemi oluşturuyorken bunu planlayanlar nasıl olur da pilot uygulamalardan görüp, bu konuda  düzenleme yaparak hem adilliği sağlayıp hem de hekimin bu açığını nasıl kapayabileceğinin sıkıntısını paylaşmaz!

ASM’ler kamu yerleri midir yoksa özel yerler midir? Hem kamu hizmeti verip hem de hala T.C.Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı değiller mi? O zaman Telekom, belediye, doğalgaz konularında hekimler kendilerini anlatmakta ve kamu tarifesinden yararlanmakta neden sıkıntı çekmektedirler?

Hekimlerden beklenti aynı fakat yetkiler farklı. Aile Hekimi uzmanları dışında kalan Aile Hekimleri’nin, uzman gerektiren durumlardaki ilaç reçetelemesine müdahaleler bunun en iyi örneğidir.

Sanal ASM’nin donatılmasında devletin yeterince yardımcı olamaması.

Hiyerarşide net olmayan durumlar; ASM’deki sözleşmeli personel ve idari amir ile kaymakamlık arasındaki ilişkiler ve yazışma usulleri!

Tüm bunlara rağmen pratisyen hekimler yine de memnundurlar.

Yıllardır Sağlık Ocağı hekimine sorulan “Ne doktorusun?” sorusu artık yanıt bulmuştur.

Maddi olarak rahatladıkları da söylenebilir.

Her hekimin sorumlu olduğu nüfusun belli olması ve poliklinik sayılarının eşitliği rahatlamış oldukları konulardandır.

Ve 1 ocak 2011 deki yönetmelik ile 2 yıllık sözleşme döneminde 100 ceza puanı doldurması ile sözleşmesinin fesih edilmesi durumu!

Eczacılar açısından:

Serbest eczacılar da bu konuda mutlu. Zira köşe başları kapılmış durumdayken, yeni sistemle, birden reçetelerin çıktığı odaklar nispeten adil dağıldı ve onlar da kendilerine bu sistemde bir yer bulabildi.

Detay bir konu ise bağış yapanlar konusudur. Ülkemizde sanırım bağış yapılmasında ilk üç sırayı okul, sağlık tesisi ve cami yapımı almaktadır. Bağış yapan hayırsever, kendi isminin verildiği Sağlık Ocağı’nın  ASM olması ve içindekilerin de kira ödeyen hekimler olması dolayısı ile mal sahibi gibi davranmaları sebebiyle mağdur olabilir mi? Bunun sonucunda ilgili hayırsever incinir mi ve bundan sonra hayırseverler, Sağlık Ocağı pardon ASM bağışı yapar mı?

Uygulama devam etmekte gelişmeleri birlikte takip edeceğiz, hayırlısı olsun.

Bir Dost

İlaç Sanayi bir sonraki yazıda