Ana Sayfa
    Hakkımızda
    Sektör
    Özel Konuk
    Görüşler
    Makaleler
    Güncel Blog
    Duyurular
    İlaç Sektörü
    Basında Sağlık
    Ekonomi Gündemi
    Download
    İletişim
İçerik Gönder
Makale Gönder
Prospektüs
İlaç Firma Listesi
 
Görüşler // Tıp Hukuku - IV

Adı Soyadı : Prof.Dr.Yener Ünver
Firma/Kurum : Hüsnü Özyeğin Ün.Hukuk Fak.&Ceza Hukuku Dern.
Ünvanı : Dekan, Öğretim Üye. & Başkan Yrd.
   

Y.Ü. : Burada mutlaka bilirkişilik kurumu devreye giriyor. Şimdi yabancı ülkelerde insanları rahatlatan şunlar var; Bir kere, kanuni düzenlemeler çok fazla. Kanuni düzenlemeler ne kadar çok fazla olursa doktorları o kadar rahatlatır. Ama kanunla yapmazsanız, başka düzenlemelere giderseniz, sağlık personelini ateşe atarsınız.

 

Bakın çok yeni bir, daha 2009 tarihli bir hemşirelik yönetmeliği çıktı. Onun 6 ncı maddesinde hemşireye doktorun söylediği her şeyi mutlak, kesinkes itaatle yerine getirme yükümlülüğü yüklendi. 6 ncı maddesinin, yanlış hatırlamıyorsam (f) ya da (g) bendinde. Bu, ceza hukuku bakımından hemşireleri ciddi ateşin içine atan bir şeydir ve hiçbir zaman da bir mazeret değildir hukukta. Çünkü hukukta şöyle temel bir kural vardır. Suç teşkil eden emir hiçbir şekilde yerine getirilemez. Şimdi hemşire tabi ki doktorun yerine geçip teşhis koyamaz, tedaviyi değiştiremez, ilaçta oynama yapamaz. Ama hemşire somut olayda doktorun atladığı, bilmediği, acemi olduğu, anlamadığı bir konuda gerçekten o ilaç ve müdahalenin hastanın yaşamına yol açacak, hayatına son verecek veya sakat kalmasına yol açacağını görüyorsa bunu yerine getiremez. Burada bana doktor bunu söyledi, ben yaptım diyemez. Hukuk burada mazeret tanımıyor.

 

Bu, burada şunu gösteriyor bakın. Bir taraftan bir Yönetmelik veriyorsun, Hemşirelik Yönetmeliği, hemşireye diyorsun ki okuyun yapın. Ama diğer taraftan hukuka göre hem Anayasamız, Anayasamızın 137 ve 141 inci maddeleri, Ceza Kanunumuzun 24 üncü maddesi, suç teşkil eden emri yerine getiremezsin, mazeret değil, ceza sorumluluğu vardır. Demek ki kanuni düzenlemeleri artırmamız gerekir, bir.

 

İkincisi malpraktis konusunda, gerçekten objektif, bilinçli, tarafsız kurumlar oluşturmamız lazım. Üç, Almanya’da ve İsviçre’de örnekleri var, bizim gerçekten bir Tıbbi Bilimler Akademisi gibi bağımsız, özerk, tamamen tıp uzmanlarının, ama farklı branşlardan insanların oluşturduğu ve içtihatlar üreten, normlar koyan kurumlara ihtiyacımız var. Bunun örneği Almanya’da vardır.

 

W. : Her disiplinde mi yoksa bir tane mi hocam?

 

Y.Ü. : Bir tane çatı kurum bu.

 

Ama bu kurum her disipline özgü temel dikkat edilmesi gereken şeyleri.

 

W. : O zaman dernekler, ana dernekler çalışma grupları kurarak konuya yaklaşacaklar. Dernekler üzerinden gittim ama Tabipler Odası da burada etkili olabilir değil mi?

 

Y.Ü. : Ama yasal düzenlemeler buna izin vermez . Burada şimdi yapmamız gereken bir kere şu. Siyasi konulardan arındırmak gerekir, bağımsız olması gerekir. Ayrıca da gerçekten uzman kişilerin olması lazım, mümkünse her branştan. Hukukçularla entegre çalışması gerekir ve ona özgü çıkaracağınız yasayla mahkemeleri bir ölçüde bağlamanız lazım.

 

Mesela bir Alman Doktorlar Birliğinin veya Almanya’daki Sağlık Yüksek, İsviçre’deki pardon, İsviçre’deki Doktorlar Birliğinin çıkarttığı talimatlar mahkemeleri yönlendirir. Mahkemelerin mutlaka uygulamada dikkate aldığı talimatlardır. Çünkü doktor diyor ki: Alman Doktorlar Birliğinin çıkardığı ve benim branşımdaki şu kurala uyaraktan bir operasyon yaptım. O zaman mahkemeler doktordan hesap sormuyor. Çünkü diyor ki: “Tıbbi standart nedir?” Malpraktis, tıbbi standarda aykırılık demektir.

 

W. : En özet tanımı bu herhalde fakat olay daha derin biraz daha ilerleyelim mi?

 

Y.Ü. : Tıbbi standart nediri, doktor daha elle tutulur, daha somut görüyor. Bizde olay olup bittikten, mahkemeye yansıdıktan sonra, tesadüfen başvurduğumuz bir bilirkişinin uzmanlığına, tecrübesine, iyi niyetine, kötü niyetine, bağımlı olup olmamasına ve başka sebeplere bağlı olarak sonradan yapılan bir tespit. Çünkü yabancı ülkelerde insanlar ben kurallara uyarsam, hangi kurallara uyacağını biliyor, ben o kurala uyarsam benim bir problemim olmaz diye görevlerini rahat yapıyor, mesleğini rahat yapıyor. Tamamen hiçbir sorun mu çıkmıyor? Hayır, çıkıyor; ama onlarda beş tane sorun çıkıyorsa, bizde 500 tane çıkıyor. Yani dava sayısını büyük ölçüde azaltan bir durumdur. Doktorlar neyi yapıp yapmayacaklarını çok net biliyorlar. Bizde ise, standardımız eğitim aldığımız fakülteye göre. Bu hukuk fakültelerinde de böyle diğer alanlarda da, sadece tıp alanında değil.

 

Şimdi malpraktisde şöyle bir olgu var. Bir ortalama standart bulmak zorundasınız. Tıbbi standarda uygun yapmanız gerekir. Bunu dünyadaki diğer ülkelerdeki standarda bağlarsak haksızlık etmiş oluruz. Yani bu hukuk için o zaman hayata, doğaya aykırı kurallar getirmek. O zaman Türkiye standardını belirlemeliyiz; ama Türkiye’de biliyoruz ki bütün şehirlerde bu standart aynı değil. Fakat yine de bir standart belirlememiz lazım. O zaman ne yapıyoruz? Bilirkişiye soruyoruz. Şimdi bilirkişiye sorduğumuz zaman tabi ki somut olayın koşullarını hukuk dikkate alır, ama öyle alanlar vardır ki, öyle durumlar vardır ki orda objektif ortalama bir doktoru almak zorundasınız. Nitekim yargı kararları da böyledir, hukukçu da böyle düşünür. Yani böyle bir durumda ortalama bir doktor nasıl davranırdı? Malpraktis olup olmadığı buna göre saptanır. O zaman Türkiye ortalamasını almamız lazım. Türkiye’de bu konuda uzman birilerine soruyoruz.  

 

W. : Bu doğru mudur değil midir hakkında ki düşüncesini, tabi ki ortalmaya göre değil mi?

 

Y.Ü.: Evet ve oradan gelen rapora göre diyoruz ki malpraktis vardır, yoktur.

 

Şimdi burada şu önemli. Eğer objektif, yetersiz, çelişkili, uzman olmayan, taraflı raporlar geliyorsa yanlış hukuksal kararlar çıkıyor, bir. İkincisi, malpraktis ve komplikasyon ayrımı çok bilinmiyor. Şimdi burada, bu alanda çalışan insanlar, hukukçu da var içlerinde, sağlık mensupları da var. Maalesef sağlık personeli ve doktorları yanıltıyorlar. Şöyle, diyorlar ki komplikasyon eşittir izin verilen risk, izin verilen riskte de sorumluluk olmaz. Bu yanlıştır. Hukuk hiçbir zaman böyle bakmaz. Şimdi malpraktisle komplikasyonu ayırmamız şuradan kaynaklanıyor. Malpraktis, bir tıbbi müdahale hatasıdır. Orada sizin, tıbbın sizden beklediği, o koşullar içerisinde beklediği bir davranışa aykırı davranmışsınızdır. 

 

W. : Hekim Türkiye’de yalnız belli kurallar içinde değil ve kurumlar içinde hareket etmekte.

 

Y.Ü. : Haklısınız. Bir şeye dikkat etmemiz lazım. Maalesef Türkiye’de öyle değil. Mesela Türkiye’de birçok kurum, hatta Bakanlık, doktorun bazen ne tür, hangi ilacı yazacağını veya hangi yöntemi, sezaryen tartışmasında olduğu gibi, doktora dayatıyor ve bunun, doktorun hareket serbestîsini kısıtlıyor. Hukuk, buna karşı. Hukuk, burada doktorun tedaviyi, tedavi araçlarını, yöntemini seçme özgürlüğünü kesinlikle koruyor. Burada hiçbir zaman, hiçbir kurum, hukuk veya Bakanlık, kurum, başka bir kamu kurumu veya bir amir, başhekim bir doktora hangi tedaviyi, nasıl yapacağını emredemez. Bu yapılırsa hukuka aykırıdır. Sorun da hukuk ama, biraz önce hemşireler örneğinde verdiğim gibi, burada daha sonra işte Bakanlık bana bunu demişti ya da işte başhekim bana bunu demişti, o yüzden bu ilacı yazdım ya da şöyle bir yöntem belirledim, sezaryen değil de normal doğuma gittim, çocuğu veya anneyi kaybettik, ben masumum diyemezsin, sonra fakat ortalama standarda bakar.

 

Dolayısıyla burada çok önemli bir konuda bizim göz ardı etmemek, tam aksine desteklememiz gereken bir şey. Tedaviyi, ilaçları, yöntemi, aracı seçme tamamen doktorundur. Hiçbir kurum, hukuk dahi burnunu ona sokmamalıdır. Ama doktordan hukukun istediği bir şey var. Hukuk diyor ki doktora, senin önünde bu bilim dalının sunduğu onlarca ilaç, farklı metotlar ve yöntemler, artı diğer araç, tedavi araçları var. Sen bunlardan birini seçebilirsin. Yani hukukun istediği, modern tıbbın kabul ettiği yöntem veya araçlardan birisini doktorun seçip uygulaması, doktorun tıbbın kabul etmediği, tıbbın reddettiği, tıpta yeri olmayan bir yöntemi seçmemesidir. Dolayısıyla doktorun seçme özgürlüğü var; ama modern tıbbın ona sunduklarından birisi. Kimisi gider burada ilaç tedavisini seçer, kimisi ameliyatı seçer, kimisi ışın tedavisini seçer. Buna hukuk karışmaz. Ama seçilenlerden birisinin gerçekten o hastalıkta modern tıpta kabul edilebilir tedavi olması lazım. Bu, bu açıdan çok önemlidir.

 

Komplikasyonda ise komplikasyon aslında kavram olarak, ister tıbbi olarak yaklaşın ister hukuksal; ama biz, bu hukuksal problem olduğu için hukukçu nasıl anlar, yargı organı, hukukçular ya da bu yasal düzenlemeler nasıl bakıyor, komplikasyona şöyle bakıyor. Komplikasyon aslında istenmediği halde meydana gelen birtakım neticelerdir.      

 

Ama hukukçu burada ya da bir hukuk burada bir ikili ayrım yaparak yaklaşır.

 

W. : Hekim komplikasyonlardan da sorumlu olacak mı?

 

Y.Ü. : Yani hiçbir zaman hukuk, komplikasyon eşittir izin verilen risktir, sen rahatsın demez. Hukuk der ki: komplikasyonları ikiye ayırmak gerekir. Bir, bazı komplikasyonların, önceden öngörülebilmesi, önlenebilmesi, tedbir alınabilmesi, meydana gelirse hastaya vereceği zararı azaltmak ya da işte hastanın nabzı düştü, kalbi durdu, başka bir problem gelişti, tekrar onu normalleştirmek için çaba sarf etmek üzere alacağımız tedbirler var. Eğer bunları yapmamışsa, buna isterseniz komplikasyon deyin ister başka bir şey deyin, hukuka göre bu, sorumluluk gerektiren bir komplikasyondur. Ama burada doktorun sorumluluğu vardır.

 

Doktorun ne zaman sorumluluğu yoktur? Ya öngörülemeyen yahut önlenemeyen veyahut tedbir almakla birlikte doktorun önüne geçemedikleridir. Çok güç ihtimallerdir. Bunlar doğmuştur, doktor elinden geleni yapmıştır, buna rağmen netice meydana gelmiştir. Buradaki anahtar kavram şudur. Bir, doktorun hiçbir zaman, hiçbir hukuk branşında, Türkiye’de de örneği var, İngiltere’de de, iyileştirme borcu yoktur. Hukuk, doktordan hiçbir zaman sen neden iyileştirmedin, neden neticeye ulaşmadın diye hesap sormaz. Bunun bir tek Türkiye’ye özgü tartışması estetik operasyonlardadır; belki süremiz olursa aktarırız, onu bir tarafa bırakalım. Onda ayrı bir tartışma vardır. Ama estetik operasyondan sonra hiçbir zaman hukuk, sen neden bu hastayı iyileştirmedin, neden sağlığına kavuşturmadın, neden kurtarmadın diye sormaz.

 

Hukukun sorduğu soru, sen neden modern tıbbın sana sunduğu imkânlardan birini kullanarak bu hastaya yardım etmeye çaba sarf etmedin? Hukuk bunu sorar. Dolayısıyla malpraktis,  komplikasyon konusunda eğer standarda aykırı müdahale varsa bu malpraktstir. Standarda uygunsa, çünkü komplikasyon, standarda aykırı müdahalede de gelişebilir, standarda uygun müdahalede de komplikasyon gelişebilir. Ama komplikasyonun sorumsuzluğa yol açması için, komplikasyon nedeniyle bir sağlık personeline dava açılamaması ya da dava açılmakla birlikte doktorların hiçbir zaman sorumlu olmadığı, hukuken sorumlu olmadığı bir olayın olabilmesi için, doktorun o ilgili branşın kendisinden istediği güvenlik normları diyoruz, önlemler diyoruz, teoriler diyoruz, bunları alması gerekir. Bunları alıyorsa, somut olayda da doğru düzgün davranmışsa bir problem yoktur.  

 

W. : Belli normlar içerisinde kaldıysa hiçbir problem yoktur.

 

Y.Ü.: Evet.

 

W. : Bu yeterlidir diyebilir miyiz gerçekten?

 

Y.Ü. : Mesela işte, dediniz ki işte, bir yakınım bir operasyona girdi, anestezi uzmanı veya değil. Ama hepsi hakkında davalar açıldı. Şimdi iki şeye dikkat etmek lazım. Birisi, bir kere bir şikâyetin olması, dava açılması, bunlar her zaman o doktorun sorumlu olduğu anlamına gelmiyor. Burada, insanlar birbirlerini şikâyet edebilirler. Sadece sağlık alanında değil, başka alanda da.

 

Burada önemli olan şey aslında, bir, bizim bu hasta haklarıyla ilgili kurullarının doktor avcılığı yapmayıp, gerçekten bir filtre fonksiyonu görmeleridir. Yani doğruyu, yanlışı ayırmaları gerekir. Her şeyi, normal bir şikâyeti bir havale, noter makamı gibi, direk Rektörlüğe, şuraya, buraya…

 

W. : Nasıl bir filtre olacak?

 

Y.Ü. : Filtreden amaç şu, bu filtre hukuka aykırı bir çalışmayı tasnif anlamında değildir. Filtrenin amacı şu. Gerçekten hukuksal bir problem yoksa bu aydınlatılmalıdır. Hasta yakınlarına ve denmelidir ki aslında burada doktorun hiçbir kabahati yoktur. Siz çok istiyorsanız gidin yasal yollara kendiniz başvurun. Ama doktor bakımından yanılıyorsunuz, aslında sizin hastanız bakımından başka da yapılacak bir şey yoktu gibi. Ama gerçekten problem olan şeyleri taşımalıdır. 

 

İkincisi burada, savcılıkların da aynı işlemi görmesi lazım. Savcılıklar mesela bu tür şeylerde yalnızca tıp alanında değil,  diğer alanlarda da mesela bir derneğin, bir sendikanın faaliyetinde tutup herkes hakkında dava açıyor. Siz sonra  gidin derdinizi mahkemede anlatın. Bu da hukuka aykırı. Çünkü hukuk diyor ki burada bir soruşturma izninin, aşamasının, evresinin, çünkü soruşturma biliyorsunuz gizli, kapalı yapılır, bu gizli yürütülür. İnsanlar duymaz, basına yansımaz. Orada filtre fonksiyonu vardır. Gerçekten kusurlu veya suç teşkil eden eylemi olan, çünkü hukukta şöyle bir durum var. Herkes, ancak kendi kusurlu eyleminden sorumludur. O nedenle savcılığın burada eleme fonksiyonu yapması lazım.

 

Şimdi burada çok önemli bir kavram, bu ikinci oldu. Demek ki birincisi, insanlar dava açabilirler. Bu doktorların haklarını bilmeleri gerekiyor. Dolayısıyla doktorların şunun farkını varmaları gerekir ki, hukukun birçok alanında, başta ceza hukukunda bir sanık, şüpheli olarak gündeme geldikleri zaman, adli yardım alabileceklerini dikkate almaları gerekir. Mutlaka yüksek paralar ödemeleri gerekmiyor. Doktorlar mutlaka, Baronun CMK dediğimiz servisinden yardım almalıdırlar. En ufak bir soruşturmayla karşılaştıkları zaman burada direk hemen oradan bir adli yardım almaları gerekir ve bunu ücretsiz olarak bu yardımı alırlarsa birçok haksız soruşturmayı, davayı engelleyebilirler.

 

İkinci önemli şey, ekip halinde çalışılan alanlarda, ameliyatlarda çoğunlukla böyledir. Burada çok önemli temel bir prensip var. Anayasamızda da Ceza Kanunumuzda da özel hukukta da yeri olan bir şeydir. Güven ilkesi ve yasal sorumluluğun şahsiliği dediğimiz bir ilke. Bize şunu söylüyor. Bir kere, sadece ve sadece kusurlu, suç teşkil eden ya da hukuka aykırı eylem gerçekleştiren bir kişi sorumlu olabilir. Üçüncü şahsın, başkalarının eyleminden sorumluluk olmaz.  Ekip halinde bir işi yapmak, kolektif olarak sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.

 

W. : Ekip içinde ayrım sağlanabiliyor fakat güven ilkesi nedir?

 

devam edecek....

 

Önceki bölümler:

 

http://winally.com/gorusler_909_Tip_Hukuku_-III

http://winally.com/gorusler_850_Tip_Hukuku_-II

http://winally.com/gorusler_825_Tip_Hukuku_-_I


Yorum Ekle
 
Arkadaşına Gönder
 
Yazdır
 

 

 

 
     

"Winally dan izinsiz kopyalama-içerik alımı yapılamaz yasal hakları saklıdır.
Site İlaç ve Sağlık Sektörü çalışanlarına yöneliktir olası doğabilecek problemlerden Winally sorumlu değildir"