Ana Sayfa
    Hakkımızda
    Sektör
    Özel Konuk
    Görüşler
    Makaleler
    Güncel Blog
    Duyurular
    İlaç Sektörü
    Basında Sağlık
    Ekonomi Gündemi
    Download
    İletişim
İçerik Gönder
Makale Gönder
Prospektüs
İlaç Firma Listesi
 
Görüşler // Tıp Hukuku -V

Adı Soyadı : Prof.Dr.Yener Ünver
Firma/Kurum : Hüsnü Özyeğin Ün. Hukuk Fak.& Türk Ceza Hukuku Dern.
Ünvanı : Dekan, Öğretim Üyesi & Başkan Yrd.
   

 

Y.Ü. : İkinci önemli şey, ekip halinde çalışılan alanlarda, ameliyatlarda çoğunlukla böyledir. Burada çok önemli temel bir prensip var. Anayasamızda da Ceza Kanunumuzda da özel hukukta da yeri olan bir şeydir. Güven ilkesi ve yasal sorumluluğun şahsiliği dediğimiz bir ilke. Bize şunu söylüyor. Bir kere, sadece ve sadece kusurlu, suç teşkil eden ya da hukuka aykırı eylem gerçekleştiren bir kişi sorumlu olabilir. Üçüncü şahsın, başkalarının eyleminden sorumluluk olmaz.  Ekip halinde bir işi yapmak, kolektif olarak sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.

 

W. : Ekip içinde ayrım sağlanabiliyor fakat güven ilkesi nedir?

 

Y.Ü. : Güven ilkesini söylediği şey şu.

 

W. : Şunu aydınlatmak için şöyle sorayım. Ameliyata giren bir anestezist var, bir ameliyat hemşiresi var. Operasyonu yapan hekim var ayrım yapılabiliyor değil mi?

 

Y.Ü. : Kimin hatası varsa sadece o, sadece o.

 

Şimdi burada şöyle bir şey var ama. Buna biz güven ilkesi diyoruz. Çünkü ameliyata giren herkes, herkes yanındaki arkadaşının, çalışma arkadaşının, aralarında işbölümü yapılan arkadaşının ya da görev yapan meslektaşının kendi işini iyi yapacağına inanıyor. Eğer herkes birbirine dikkat etmeye kalkarsa, yani düşünün tamponları yerleştiren bir hemşire doktorun kontrol etmeye kalkarsa, doktor anestezi uzmanını kontrol etmeye kalkarsa ameliyatı yapabilmesi mümkün değildir. Bu zaten birden fazla kişinin aynı alanda çalıştığı tüm sosyal alanda böyledir. Maden ocağı işletmesinde de böyledir. Birden fazla insanın işbirliği halinde bir alanda bulunmasında herkes, diğerinin kurallara uygun davranacağına güvenmek zorunda. Buna biz güven ilkesi diyoruz. Bu, hukuksal bazda hem Ceza Kanunumuzda şahsilik ilkesi, iştirak kuralları hem de taksirli suçlarda pozitif normlarda düzenlemiştir.

 

Şimdi güven ilkesi şunu söylüyor. Ameliyat şefi olan o hocanın, ekibini bir kere iyi kurması gerekir. Uzmanlardan kurması gerekir ve o gün de gerçekten onları operasyona gerçekten iyi bir şekilde, başarılı yapabilecek, fiziki olarak o durumda olması gerekir. Beş dakika erken çıkmıştır, yorgundur, uykusuzdur, o gün hastalanmıştır, sarhoştur, başka bir şey. Demek ki bunlar olmayacak. Uzman kişilerden oluşacak. Ekip, ... Görev dağılımını doğru düzgün yapması gerekir.

 

W. : Görev dağılımı yazılı olmak zorunda mı?

 

Y.Ü. : Yok. Önemli olan görev dağılımı. Çünkü bunlar ispat vasıtası. Yazılı olursa ispatı kolaydır; ama yazılı değilse tanık beyanına, diğer şeylere başvuracaksın.

 

Şimdi bir kere demek ki iyi bir uzman ekip oluşturacaksın, gerçekten olması gerektiği, tabi istisnai durumları ayrı tutuyoruz, acil vakaları. İkincisi, işbölümünü doğru düzgün yapmamız lazım. Üçüncüsü, bunları yaptıktan sonra herkes kendi şeyinden sorumlu. Eğer tamponları hemşire toplamamışsa, sadece hemşire sorumlu olmalı. Kusurlu eylemi olmayan Doktorun sadece ameliyet ekibinin parçası olmakla bir sorumluluğu olamaz. Eğer doktorun hatası varsa, uzman, anestezi uzmanının ifadesi dahi alınmamalı, hiç şikâyete dahi yansıtılmamalı bu. Yani bunun bütün makamların önünü kesmesi gerekir. O yüzden araştırmak gerekir, neden kaynaklandı? Fakat bazen mesela eğitim ve araştırma amaçlı olarak acemi bir kişiyi alıyorsunuz, yanınızda öğretme amaçlı ameliyata sokuyorsunuz ya da acemi veya o gün acemilik yapıyor. Çok bariz hatalar yapıyor. Siz de ekip şefisiniz, oradasınız, bunu görüyorsunuz.  Yanlış bir yeri kesiyor. O zaman müdahale yükümlülüğünüz var. O zaman karışmanız gerekir. Karışmazsanız, pasif durursanız, onunla birlikte siz de sorumlu olursunuz. 

 

W. : Bu pek adil değil gibi ve Türkiye şartlarında düşünülmesi gereken konu!

 

Y.Ü. : Ama bütün bunlar hep ekip şefinin sorumluluğunda.

 

W. : Çoğu ameliyatlarda hocam bir ekip  değil, sadece tek doktor tarafından yapılıyor. Bu bir doğum da olabilir, başka herhangi bir genel cerrahın yaptığı operasyon da olabilir.

 

Y.Ü. : Evet. Burada şu çok önemli, onun için söyledim. Malpraktis bize sadece şunu söylüyor. Burada normal standarda aykırı bir dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal gibi bir durum var, bunu gösteriyor. Ama bu her zaman sorumluluğa yol açmaz. O zaman ne olması gerekir? Gerçekten bir ölüm, yaralanma, iyileşmeme, başka bir hastanın başka bir yerinin kesilmesi durumuysa nedenini araştırmak gerekir.

 

W. : Basına yansıyan olaylar oldu: bir yanlış ayak kesilmesi vakası oldu, bir de bu katarakt operasyonları sırasında 7-8 kişinin tek gözünden ya da çift gözünden olduğu vakalar oldu. Bunlar hepsi tabi ki büyük bir ihtimalle hukuka yansımış vaziyette. Eğer kamu görevlisi değilse zaten hemen yansıyor. Eğer kamu görevlisiyse şu an....

 

Y.Ü. : Tazminat davası yansır; ama ceza davasında muhtemelen soruşturma açılmıştır.

 

W. : Konu, kamu hekimi olmasıyla özel hekim olması artık eskisi kadar fark etmiyor anladığım kadarıyla. Mahkeme direk olarak Tıp Şurasına gitmeden de herhalde direk karar verebiliyor. 

 

Y.Ü. : Aslında şuna bakalım. Dava açıldıktan sonra hiçbir fark yok. Eskiden de yoktu. Ama dava açılma aşamasında ceza davalarında bir izin almak gerektiği için orada problem yaşanıyor.

 

W. : Sadece Ceza davalarında. Bir de şunu söyleyeyim hocam, gene detaylı soracağım ama. Özel hukuktan cezaya geçiş olabiliyor mu?

 

Y.Ü. : Hayır. Şimdi özel hukukta sizden birisi tazminat istiyor.

 

Diyor ki bana zarar verdi, manevi zarar, acı çektim ya da çok masraf yaptım, hatalı bir şey yaptı, sağlığımı kaybettim, hayatını kaybetti yakınım. Cezada, siz Ceza Kanunundaki bir kurala aykırı davranıyorsunuz. Cezadaki problem sizinle, yani hakkında dava açılan doktorla toplum, bireyler adına devletle aranızda problem var. Çünkü orada size ya para cezası ya hapis cezası ya meslekten yoksunluk gibi bir ceza, başka bir tedbir.

 

Aslında cezada çözülen şey, devletle aranızdaki bir problem. Bunun bireye çok faydası yok. O yüzden Türkiye’de insanlar, mesela Avrupa’da tam aksine iki davayı paralel yürütürler ve ceza davaları daha planlıdır. Çünkü Avrupa’daki hastaların bakış açısı, benim canım yandı başkasının canı yanmasın. Bizdeki hastaların bakış açısı genelde, ben zararımı gidereyim. Ceza kısmıyla çok ilgilenmez. Yani bizdeki, Türkiye’deki toplumun bakış açısı, davranış stilidir bu. Yani mutlaka şikâyet ediliyor. Bu, hani bir sonuç almak, tetiklemek için, belki doktoru biraz sıkıştırıp tazminat istemek için yapılır. Ama bizdeki vatandaşın klasik davranışı, tazminata odaklıdır. Zararını gidermek amaçlı tazminatını almaya çalışır. Tazminatı alırsa ceza davasıyla çok çok fazla ilgilenmez. 

 

W. : İlgilenmiyor, açıklayabilir misiniz?

 

Y.Ü. : İlgilenmiyor. Ama ne zaman oluyor? Mesela geçmişte olmuş ve kesinleşmiş bir karar olduğu için bahsedebilirim. Biz hani hukukçu olarak genelde görülen, güncel davalar üzerinde çok konuşmayı sevmeyiz. Çünkü sürecek bir davadır. Dosyayı bilmek lazım ve kesinleşmediği için…

 

W. : Örnek olabilecek başka dava verebilir misiniz?

 

Y.Ü. : Ama mesela kesinleşen bir olayı söyleyebilirim. Şimdi orada bir diş tedavisinde bir kişinin dolandırılabiliyor. Altın dişleri alınabiliyor, yerine başkası konulabiliyor. Keza yerine, aslında deneme yapılıyor, kanser tedavisi yapacağım diye bir ilaç veriliyor ve insanlardan bu ilacı kullandık diye çok yüksek miktarlarda paralar alınıyor. İnsanlar diyebilir ki ben bu eylemden dolayı dolandırıldım, kandırıldım, ciddi para ödedim, zarara uğradım. Yani dolayısıyla insanlarımız biraz daha çok zararın peşinde. Ne zaman oluyor? Bazen işte ya parada anlaşamadıkları zaman ya da gerçekten bir yakınını kaybetmiştir, onun tek çocuğudur, eşidir vs. Bu tür hallerde davayı biraz takip ederler. O doktorun cezalandırılması için çaba sarf ederler.

 

Bir de tazminat davaları ceza davasına dönüşmez. Çünkü hepsi, her davanın amacı, sonucu farklıdır.

 

W. : Anladım, sonuçlar farklı olacak orası kesin.

 

Y.Ü. : Disiplin meselesiyle mesleki kınama verilir, mesleki olarak uyarılırsınız, meslek kurallara uygun davranın diye. Aslında etik normların hukuksal bir görünümüdür. Cezada devlet size belli standartlara uymadığınız için ve Ceza Kanununda suç teşkil eden, işte deney yaptığınız için, organ ticareti yaptığınız için, malpraktisle bir insanın yaralanmasına, zarar görmesine sebep olduğunuz için ceza verir. Tazminatta birey açar ve tazminat sonucu ödenen şey bireye ödenir; ama bir ceza davasını düşünün. Para cezasına mahkûm oldun ve para cezası devlete ödenir. Hâlbuki tazminatta  ki birey kendi zararını alma amaçlı şey yapar.

 

W. : Burada sayın hocam konular içerisinde geçtiği için söylüyorum. Çok çarpıcı bir örnek; Bir trafik kazası oldu. İnsanlar, yoldan geçenler, bütün yaralıları topladılar hastaneye getirdiler. O an ne aydınlatma ne rıza var. Kişinin bilincinin yerinde bile olsa yaralıların, o anda herkes müdahale yapıyor. Gerekirse ameliyat ihtimali arayışında. Diyelim ki kırıklar varsa filmleri çekiliyor vs. Kişiye belki aydınlatma yapılmadan, belki hayati tehlike varsa ameliyata giriyor. Bunlar sonucunda o hastanedeki ekibe yönelik olarak bu hemşire de olabilir, doktor da olabilir, hastane yönetimine karşı bir malpraktis davası  açılabilir mi?

 

Y.Ü. : Olabilir. Şimdi iki şey çok önemli orada. Birisi bir kere kimin, kimden kaynaklandığı. Şimdi bir doktor diyebilir ki, ben konuştum, telefon açtı kendisi, acil yardım istedi, biz de yaptık. Bu doktorun beyanı gerçek olmayabilir veya doktor yanılmış olabilir. Ama diğer yanda çalışan personel, hastane, o hemşireler, diğer yanda o koşuşturanlar, onlar doktorun beyanından dolayı yanılmış olabilirler. Yani gerçekten hastanın rıza gösterdiğini ve aydınlatılmış olduğunu düşünebilirler ve operasyon yapabilirler. Burada hukukta yanılma dediğimiz kurallar vardır. Bu, insanı sorumluluktan kurtarır. Çünkü siz burada başka bir doktorun beyanı üzerine aydınlatıldığını …

 

W. : Bilinci kapalı bir hasta gelse dahi mi?

 

Y.Ü. : Ama o ikinci yönü. Şimdi bilinci kapalı, yaşamsal tehlike arz eden, o zaman aydınlat…eğer gerçekten konuşabileceğiniz bir durum varsa…

 

Ama böyle bir şeyimiz yoksa, zaman bakımından imkanımız yoksa, bilinci kapalı, o anda müdahale edilmesi gerekir, doktor tabi anında müdahale edecek. Burada hukuk kuralları olsun, ..Tıp Sözleşmesi olsun yasa kuralları olsun, hukuk bunu meşru görüyor. Burada mutlaka aydınlatma monologuna gerek yoktur. Çünkü acil, komada gelmiştir. Siz orada müdahale etmek zorundasınız, bir kişinin yaşamını kurtarıyorsunuz ya da bu kişiyi aydınlatıp rızasını alabilecek konumda değilsiniz. Hukuk buna izin veriyor. Ama hukuk burada size şuna izin veriyor. Müdahale et diye izin veriyor. Yoksa malpraktise izin vermiyor.  

 

W. : Anladım bu aydınlatma konusu majör dikkat edilecek husus değil mi?

 

Y.Ü. : Buna dikkat etmemiz lazım. Aydınlatılmış olmak, bir tıbbi müdahaleden dolayı ceza sorumluluğunuzun veya hukuk sorumluluğunuzun doğmaması için olması gereken koşullardan sadece birisi. Hem aydınlatılmış adam olacak hem standarda uygun davranacağız hem yetkili, uzman kişi olacağız. Bu üçünün olması gerekir. Hatta bazı hukukçulara göre, ben katılmıyorum ama bazı hukukçulara göre bir de dördüncü koşul endikasyon olacak. Bu koşulların hepsinin olması gerekir. Bunlardan herhangi birisine aykırılık, sorumluluk gerektirir.

 

W. : Mesela yine bir trafik kazası oldu ve  Anadolu’da bir ilçe hastanesine yaralılar getirildi. O gece tek bir nöbetçi doktor var, bir genel cerrah var diyelim ki. Bu bir kalp cerrahı değil, bir başka bir cerrah değil, bir plastik cerrah değil. O an operasyonu yapmak durumunda kaldı, yaptı. Belki estetik olarak sonuç yeterince tatmin edici olmadı ya da başka başka birtakım… Yani hekimin uzmanlık alanının dışına çıkan birtakım şeylerden dolayı da hekim sorumlu tutulabiliyor mu? 

 

Y.Ü. : Bu konuda Tabipler Odası Yüksek Onur Kurulu kararları var. Yüksek Sağlık Şurasının kararları var. Hem onlarca Yargıtay kararlarımız var. Doğrusu da odur. Herkes sadece yetkili ve uzman olduğu alanda müdahale yapabilir. Zaten 1219 sayılı Yasa da bunu emrediyor. Ama acil durumlar hariç. Acil durumlarda başka branştan bir kişi yardım edebilir. Hatta çok hukuksal olarak yeri vardır. Birazcık tıp bilgisi olan bir kişi, ama gerçekten hani konuyu da biliyorsa bir kurtarma amaçlı suni teneffüs gibi…

 

W. : İlkyardım olarak yapabilir ya başka müdahaleler?

 

Y.Ü. : Yapabilir. Burada bir zorda kalma veya ıztırar hali (istirar-zorunluluk hali) dediğimiz, bir kişinin yaşamını kurtarmak için yaptığınız müdahale söz konusu. Ama burada dikkatli olmak gerekir. Gerçekten hiç alakasız yapılacak bir operasyonu, düşünün ki ben doktorum ama hiç anlamıyorum, mesela deontolojide çalışıyorum, ilaç araştırmalarında çalışan bir kimyagerim ya da göz doktoruyum ya da çok genel bir doktorum ama cerrahiden hiç anlamıyorum ama orada başka bir ameliyata girişiyorum. Bu olacak şey değil, burada sorumluluk doğar. Hukuk şunu söyler. Bir, uzmanlık dışı alanda müdahale yaptığımız anda malpraktistır.

 

Bunun bir çok kararı vardır. Hukuksal olarak bunun hiçbir bahanesi yoktur. Ama acil durumda geliyorsa, yaşam sağlığını kurtarmak için başka şansımız yoksa o anda, o zaman branş dışı bir doktor müdahale edebilir. Bu anlamda tehlikeyi savuşturmak için. Ondan sonra yardımda bulunarak kendisinin yapması gerekirse o, bir istediği yerden yardım çağırması, alması veya ambulansla ilgili yere göndermesi lazım. Mesela önünüze gelen bir vaka, sizde o branş yoktur. Bu konuda sizin hastaya sağlayabileceğiniz yeterli o doktorunuz veya bölümünüz yoktur, o hastalığa özgü, sizin bunu ameliyat için başka bir şehre, başka bir hastaneye sevk etmeniz gerekir. Acil şeylere müdahale edebilirsiniz; ama ondan sonra sizin mutlaka ilgili bir uzmana bırakmanız gerekir.   

 

 

W. : Sayın hocam burada aslında ben bir iki tane şey sormak istiyorum. Bir tanesi, mesela aile hekimlerine yönelik olacak bir konu. Daha önce hafiften size ilettiğim bir konu. Bir başka konu ise yine hekimlerin bu malpraktisle ilgili bir konusu.

 

Aile hekimleriyle ilgili konu şu; Aile hekimliği de denen kavram, yeni türedi; ama eskiden de var olan bir kavramın üzerinde durur. Birinci basamak tedavi hizmetlerinde koruyucu hekimlik.

 

Ama bu hekimler şu an sağlık ocağında müdahale yapıyorlar. Basit kesiğe dikiş yaptıkları gibi, bunun dışında enjeksiyon olaylarını yapıyorlar. Aşıdan tutun da herhangi bir antibiyotiğe kadar. Artı koruyucu tedavi hizmetlerinden çok bu hekimler zaten fiiliyatta orada tedavi hizmetleri yapıyorlar biliyorsunuz ve bu hekimlerin karşısında uzmanlığı da belirlenmediği için karşısına bir diyelim ki kardiyo uzmanlık alanındaki bir hasta da gelebilir veya çocuk uzmanı alanındaki veya kadın doğum alanındaki bir hasta da gelebilir. Bunların hepsinin tedavisini sağlıyor. Çok geniş alanda çalışıyorlar.

 

Ve aile hekimliği olarak da şu an tamamen birtakım yük bindi ve yarı kamu görevlisi ve sözleşmeli olarak da çalışıyorlar. Yani birçok haklarından da özlük haklarından da feragat etmiş pozisyondalar ve bu durumda bundan sonraki aşamada çok daha dikkatli olmaları gerekir. Sizin söylediğinize benzer şekilde. Çünkü birtakım tedaviler düzenleyecekler. Mesela diyelim siz geldiniz. Ben sizde tansiyon saptadım ve antihipertansif tedavi düzenledim. Bu bir kronik hastalık, sizi takip ediyorum. Siz bu kronik hastalığınıza bağlı olarak uzmana gitmediniz. Bir kardiyologa veya bir dâhiliye uzmanına gitmediniz. Orada tedavi görüyorsunuz. Bir gün herhangi bir yaşadığınız heyecanlı bir olay, bir stresten dolayı tansiyonunuz yükseldi ve transi iskemik atak yani bizim inme dediğimiz bir hastalığa yol açtı ve vücudun bir kısmı felç kaldı.

 

Y.Ü. : Evet

 

W. : Bu kişi ilk diyelim ki bir üst hastaneye tedavi oldu bu sırada. Dedi ki oradaki uzman doktor, keşke hekimin seni baştan itibaren bize yönlendirseydi, hipertansiyon tedavisini düzenleseydik, artı bunun yanında gerekli tetkiklerini de yapsaydık. Şimdi buradan sonuçla dönerek, hasta buradaki bilgilenmeyle beraber hekime sen bana yanlış tedavi uyguladın, ben şu anda mağdur oldum deme şansı var mı yok mu?

 

Y.Ü. : Bu tür söylemlerle bir kere çok karşılaşacağız.

 

W. : Aydınlatmayı doktor yaptım diyecek, ben ona yaptım. Ama yazılı bir belgesi yok.

 

Y.Ü. : Bu konudan bahsedeceğim.

 

Türkiye’de açılan malpraktis davalarına baktığımız zaman, bunların özellikle ceza kısmında suç ihbarlarının çok büyük bir kısmının yine başka bir doktor veya sağlık personeli tarafından olduğunu dikkat etmek lazım. İki, mahkumiyet veya tazminat davalarında sağlık personelinin davayı kaybettiği olaylara baktığınız zaman yine çok büyük bir kısmı, çok büyük bir oranda davalı veya sanık olarak bir hekimi gördüğümüze dikkate edelim. Ya bu her zaman kasıtlı ve kötü niyetli yapılıyor anlamı çıkmıyor. Ama işin içindeler, bu mekanizma içindeler ve rekabet de var işin içerisinde. Ama başka da soracağımız bir mekanizma yok.

 

Bu tür davalar açılabilir; ama şuna dikkat etmek lazım. Bir, bir kere elektronik ortamda bu verileri ciddi saklamak gerekir.

 

W. : Şu anki sistem saklıyor, evet.

 

Y.Ü. : Saklamak önemli, bilgisayar ortamında başka hackerlarla değiştirilmesini, kırılmasını, yok edilmesini önleyici programlar oluşturmak gerekir.

 

W. : Sağlık Bakanlığında direk saklanıyor veriler.

 

Y.Ü. : Bu çok önemli. ,  bu verilerin işlenmesi gerekir. Bunların hepsi artık birer ispat belgesidir. Çünkü artık yasal düzenlemeler size bunu bilgisayar ortamına girin diyor, siz orada işliyorsunuz ve daha sonra bu bilgileri kullanacaksınız. Bunu kullanabilirsiniz. Ama diğer taraftan şunu da dikkat etmek gerekir. Aile hekimliği bir havale makamı değil.

 

W. : Fiiliyatta tedavi edici durumdalar.

 

Y.Ü. : Aile hekimliği bir doktora ya da mediko-sosyale gitmek için sevk evrakı alacağımız bir kurum değil. Orası bir sağlık ocağı, orada bir doktor çalışıyor, sağlık hizmeti sunuyor. Dolayısıyla burada, bizim burada hani eğer bir sürekli bu davalardan korkarak ya da sürekli doktorlar, aile hekimliği yapan doktorlar bu tür davalar olacaktır, defensif tıbba geçer ya da bu gibi durumları başka yere sevk ederlerse bu onların sorumluluktan kurtulacakları anlamına gelmez. Hukukta bazen yapmanız gereken bir şeyi yapmamanız da aynı sorumluluğu getirir. Amaçlanan gelen, bu doktorların uzmanlıkları gereği yapabilecekleri basit hastalıkları tedavi etmeleri, takip etmeleri ama yönlendirmeleri. Çünkü danışma hizmeti de veriyorlar.

 

W. : Şimdi sayın hocam burada netlik yok. Nasıl tedavinin düzenleneceğiyle ilgili kılavuzlar yok. Bu hekimlerin kimisi 2000 mezunu kimi 1990 mezunu kimi daha eski.

 

Ben burada özel dikkat etmek istediğim nokta şu. Aile hekimliği için ben örnek vererek, farklı hekimliklerden de örnek vererek, sizin bahsettiğiniz gibi hekimler eğer böyle bir sorunla karşılaşacaklarını hissederlerse belli hasta gruplarını sevk ederler.

 

Y.Ü. : Şimdi ne yapacaklar?

 

W. : Uzman hekime sevk eder. …

 

Daha önemli bir konu var; Uzman seviyesinde. Karşıma bir hasta geldi, kronik bir hasta. Hipertansiyon hastası veya başka bir kronik hastalık olabilir. Bu hastayı fizik muayene belli tetkiklerle tedaviye başlayacakken, teşhis ve tedavisi koyabilecekken, suçlanmak korkusuyla gereksiz bir çok tahlil de isteyebilir. 

 

Y.Ü. : Evet maalesef bu olacak. Şimdi burada şöyle bir örnek vermek gerek.

 

W. : Nasıl engel olunacak?

 

Y.Ü.:Bir kere standartları artırmamız gerekir bir. İkincisi bu kılavuz kurumlar dediğimiz bu hani hataları daha aza indirebilecek mekanizmayı, Almanya’da ya da dışarıda olduğu gibi üst çatı kurumlar oluşturup bunları aile hekimlerini de bağlayacak şekilde

 

Bunları yapmamız lazım; ama şuna dikkat etmemiz lazım. Aile hekimlerine izin vermek, kurmak sadece bir yasal yetkilendirmedir. Yoksa bunu yapmak, o aile hekiminin yapacağı malpraktisden sorumlu olmayacağı, devletin izin vereceği anlamına gelmez. Bu çok önemli. Dolayısıyla biraz önce bahsettiğim malpraktis nasıl saptıyoruz? Komplikasyonu nasıl saptıyoruz? Bu aile hekimleri için de geçerli. Yine o zaman soracağız uzman olarak bir kuruma. Diyeceğiz ki bir doktor olarak. Bir aile hekimine bu tür şüphelerle, semptomlarla gelen bir hastada nasıl davranmasını beklerdiniz?

 

W. : O zaman dava baştan mı bitiyor?

 

Y.Ü. : Hayır, dava baştan bitmiyor. Sonuçta dava açılacak. Davaları önleyemezsiniz.

 

Dava açılacak. Ama davayı açarken savcı açmadan önce böyle bir bilirkişi raporu alırsa açmayabilir ayrı bir şey. Ama savcı almazsa, şikâyeti yeterli görürse, topladığı diğer delilleri yeterli görürse davayı açabilir. Ama sorumluluk için saptaması gerekir. Yani davaların o kadar önüne geçmek mümkün olmayacak. Fakat eğer bize bu normal bir yanılgıdır, tıpta kabul edilebilir bir yanılgıdır derse, tamam onu izin verilen bir risk olarak görebilir. Yok, burada bir aile hekimi dahi olsa, şu çaptaki semptomlar, şikâyetler, belirtiler üzerine bunu sevk etmesi gerekirdi, sevk etmedi dediğimiz zaman bu malpraktisdir.

 

devam edecek....

 

Önceki paylaşımlar:

http://www.winally.com/gorusler_986_Tip_Hukuku_-_IV

http://www.winally.com/gorusler_909_Tip_Hukuku_-III

http://www.winally.com/gorusler_850_Tip_Hukuku_-II

http://www.winally.com/gorusler_825_Tip_Hukuku_-_I

 

 


Yorum Ekle
 
Arkadaşına Gönder
 
Yazdır
 

 

 

 
     

"Winally dan izinsiz kopyalama-içerik alımı yapılamaz yasal hakları saklıdır.
Site İlaç ve Sağlık Sektörü çalışanlarına yöneliktir olası doğabilecek problemlerden Winally sorumlu değildir"