Ana Sayfa Ana Sayfa Yolculuk………..

Yolculuk………..

Paylaş

Nevi şahsına münhasır bir hekimimiz, hocamız olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Karpuz ile söyleşimize devam ediyoruz 

W- Kendinizi tek bir sözcükle tanımlayabilir misiniz?

H.K.Meraklı ve sabırsız bir adamım ben. Bu kadar.

Binden fazla konferans veren Hakan Bey, bininci konferansının anısına kendisine verilen küçük maketi ile birlikte…

W-Sanırım, hayata biraz da oyun gözüyle bakıyorsunuz.

Hakan Bey, bir toplantıda, kendisine “Hoş geldin” demek için bire bir yaptıkları ve kapının girişine koydukları maketiyle poz verirken, her zamanki espritüelliğiyle, “Kendimle iyi geçinmeye çalışıyorum. Onun gönlünü almaya çalışıyorum” diyor.

H.K.-Hayat bana bir oyun gibi geliyor. Çok güzel, çok hoş bir oyun. Bütün iş, onu iyi oyuncularla oynamakta. İçtenlikle oynayacaksınız ve mutlaka kazanacağım diye diretmeyeceksiniz. Sonuçtan çok, oyunun kendisi önemli. Top oynuyorsunuz, gol atmak önemli ama orada koşmak, pas atmak, kafa atmak, uçup kurtarmak da çok keyifli. Bir yere gitmek istiyorsunuz, amacınız o yere varmak. O yol boyunca TEM Otoyolu’nda mı gitmek istersiniz, ağaçlı bir yolda mı? Sonuçta ikisi de aynı yere varacak. Ama biz ağaçlı yolu seçeriz. Çünkü o yolculuğun keyifli olması önemli. O nedenle bazen varacağınız noktadan daha önemlisi, varacağınız noktaya nasıl gittiğinizdir. Hayat da böyle. Sonuçta, öleceksiniz. Biliyorsunuz. Başka seçeneğiniz yok. O ölüme kadar gitmek, yaşamak zorundasınız. Bari zevkle yaşayın. Kendime oyun arkadaşı ararken yüzde yüz, birebir benim gibi olmasını şart koşmuyorum. Çocukluğumdan beri bu böyle oldu. Bir parça bile katkıda bulunabiliyorsa benim için oyun arkadaşıdır. Eğer iyi bir hekimse ve ben o sırada hasta bakıyorsam, o da benimle birlikte konsültasyon yapıyorsa, benim için yeterli. İnsanlardan aşırı bir şey istememeyi çocukluğumdan beri bıraktım. Neyi yapıyorsam o sırada, bana eşlik ederken iyi olsun yeter. Tek kuralım var. Karşımdakine zarar vermemek. Bu oyundan iki taraf da keyif alıyorsa sorun yok.

Sicilya… Kendisi şapka kullanmadığı halde, oğlunun,“Şapkayla, Mafya babalarına benzeyen bir poz” isteğini kıramamış.

W- İsviçre vatandaşlığınız varmış. Okurken, Fransa’dan da burs kazanmışsınız. Ama Türkiye’desiniz. Neden?

H.K.-Hayatta bazı şeylere ihtiyaç duyarsınız.  Diyelim ki kariyer yapıyorsunuz, bunun için ihtiyacınız olan şeyler vardır. O ihtiyacınız neredeyse gidip alırsınız. Benim için gerekli olan, hayatımın o bölümünde, orada, kardiyolojinin temelini ve uygulanış biçimini görüp, öğrenmekti. Onu gördüm, öğrendim, bitti. Ondan sonra başka neye ihtiyacım vardı? Daha fazla insani ilişkilere,  çocukluk arkadaşlarıma, aileme falan… O zaman onlar buradaysa, buraya döneceğim.  Markete girdiğinizde de, tüm alışverişinizi oradan yapmak zorunda değilsiniz. Oradan peynirinizi alırsınız, ilerideki markette meyveler daha iyidir onu da oradan alırsınız. Bir tek gün bile “Niye döndüm?” demedim. Tek bir gün bile pişman olmadım. İyi ki dönmüşüm, iyi ki İsviçre’ye gitmişim… Hayat bir kere yaşanıyor. Bu nedenle de yargılanamaz. Orası bana iyi ki dedirtti, burası da dedirtiyor. Benim için aidiyet duygusu da çok önemli. Galatasaray’a, Cerrahpaşa’ya çok aidiyet duygum vardır. Döndükten sonra kesinlikle başka bir tıp fakültesi düşünmedim. Galiba biraz da alışkanlıklar, orayla özdeşleşmeler… Belki de başka bir şey bilmediğim içindir…

W-Neden başka bir branş değil de kardiyoloji? 

H.K.-Çünkü en heyecan verici organ kalp. En hayatsal, en çok merak uyandıran… Varsa var, yoksa bittiğiniz bir şey.

Fotoğrafın öyküsünü Hakan Bey anlatıyor; “Stajyer öğrencilerim ayrılırken bana pasta almışlar ve pastanın üzerindeki kurabiyeye de bu yazıyı yazmışlar. Çok hoştu. Öğrencilerime gerçekten bir şeyler verdiğimi hissettiğim ender anlardan biriydi.”

W- Biraz da mesleğinizle ilgili konuşsak, Türkiye’de kalp damar ve ona bağlı olarak gelişen hastalıklar içinde en çok hangisi öne çıkıyor? Türk halkı en çok neyin tehdidi altında? Ne yapalım da korunalım?

 Recordati’nin sempozyumlarından biri… “Önemli bir konuşmaydı” diyor Hakan Bey.

H.K.- Bizim branşta en çok öne çıkan koroner arter hastalığı. Bir hastalığı tedavi etmenin bugün için çok büyük bir anlamı yok.  Burada önemli olan ikincil değil, birincil koruma. Yani, o hastalığı tedavi etmek yerine, tedavi edilecek hastalığı oluşturmamak gerek. Artık hemen hemen tüm hastalıklar için dünyada da bu böyle. Hastalığa neden olabilecek risk faktörlerini ortadan kaldırmak gerek. Eğer koroner arter hastalığı diyorsanız, hipertansiyon, diyabet, dislipidemi, sigara… Bunların hepsi risk faktörü… Bunları ortadan kaldırmalıyız.

Hakan Bey, iki asistanıyla birlikte…

W Hayattaki en büyük hayaliniz ne?

H.K.-Yaptığım her şey, yeterince, tüm hayal ettiklerimi gerçekleştirmiş kadar iyi ve yeterli. Önemli olan o hayal ettiklerimi şimdi devam ettirebilmem. Nobel alayım ya da şunu bulayım gibi hayallerim yok. Ama hayal edip gerçekleştirdiklerimi devam ettirmek istiyorum. Hayalim, hayallerimi devam ettirmek…

W-“Dünyaya bir daha gelsem, gene doktor olurdum ve aynı dalı seçerdim” der miydiniz?

H.K.- Onu, dünyaya bir daha gelirsem, o zaman konuşalım. J

W-Yap(a)madığınız için pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

H.K.-Çooookkkk… Ama onlar bana kalsın.

WBu hayatta kıskandığınız, “yerinde olsaydım” dediğiniz biri var mı?

Havaalanı… Ünlü müzisyen, perküsyon ustası Ayhan Sicimoğlu ile…
 “İkimiz de uçuyoruz” diyor Hakan Bey… 

H.K.-Çok var. 20. Yüzyılın en önemli fizikçilerinden olan Nobel ödüllü Richard Feynman meselâ… Sonra Erdal İnönü. Çünkü doğal olarak iyi insanlar ve insanların hayatına dokunmuşlar.  Bu kadar basit. Örneğin Roger Federer… Teniste şampiyon olduğu için değil, çocuklar yararına üretilen projelere destek sağlamak üzere onlara vakıf kurduğu için… Gülse Birsel sonra… İnsanları çok güldürüyor, çok mutlu ediyor. Başka biri meselâ,  Nil Karaibrahimgil… Çok güzel şarkılar yapıyor, içten naif yazılar yazıyor. Sonra Haluk Bilginer… Çok kaliteli bir sanatçı. Ayhan Sicimoğlu’nu da unutmamak gerek. Bunların hepsinin yerinde olmak isterdim. Ama hayatlarının her bölümünde değil, belirli bazı bölümlerinde…

Hayran olduğu tenis şampiyonu Roger Federer’in maçını izlerken… “İstanbul’da onu canlı olarak izlemiş olmak, hayatımın en güzel anlarından biriydi” diyor.

Hakan Bey’in, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük sosyologlardan Şerif Mardin ile olan bu fotoğrafının öyküsünü de kendisinden dinleyelim; “Bu fotoğraf Şerif Mardin hocayı kaybetmeden kısa bir zaman önce çekildi. Şerif Mardin, çok saygı duyduğum insanlardan biridir. Evinde ders verirdi. Benden 2 saat önce bu koltukta öğrencileriyle birlikteydi. Bu fotoğraf için hayat sadece tıp, kardiyoloji değil, sosyolojidir de aynı zamanda. Sosyoloji hayatın kendisidir diye yazın.”

W- Türkiye’de size bir bakanlık verilseydi, ne bakanı olmak isterdiniz ve ilk icraatınız ne olurdu?

H.K.-Kültür ve Turizm Bakanı olmak isterdim ve ilk icraatım da, “Ben niye Kültür Bakanı yapıldım?” diye sormak olurdu.

W- En son okuduğunuz 3 kitap ve seyrettiğiniz 3 film

H.K.-

3 kitap;

1) Richard Feynman’ın, kızı Michelle Feynman tarafından derlenmiş, görüşlerini anlatan “Güzel Dediniz Bay Feynman- Bir Dâhiden Alıntılar”

2) Yılmaz Özdil’in “Sen kimsin?”

3) Ahmet İnam ile Cengiz Güleç’in “Metaforla Saadet Olmaz- Yaşama Ustalığı Üzerine Doğaçlama Sohbetler”

3 film;

1) Quentin Tarantino, Robert Rodriguez ve Frank Miller’in yönettiği “Günah Şehri”

2) Gerçek bir yaşam hikâyesinden esinlenilerek yazılan ve Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği “8 saniye”

3) David Frankel’in yönettiği “Gizli Güzellik”

W- Maalesef söyleşimiz şimdilik bitti… ama yolculuğu devam eden sıra dışı hocamızla ileride tekrar yollarımızın kesişeceği kesin.
Sevgili Hocam yolunuz açık olsun….

PROF. DR. HAKAN KARPUZ KİMDİR?

1959 yılında İstanbul’da doğdu. 1978 yılında Galatasaray Lisesi, 1984 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1984-87 yılları arasında mecburî hizmetini Mardin’in Nusaybin ilçesi SSK sağlık istasyonunda yaptı.

İsviçre’nin Cenevre kantonu Üniversite Hastanesi’nde 1991 yılında İç Hastalıkları, 1993 yılında Kardiyoloji ihtisasını tamamladı. 1993-97 yılları arasında Lozan Üniversite Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nde klinik şefi olarak çalıştı.

1996 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Kardiyoloji dalında Doçentlik, 2002 yılında Profesörlük unvanını aldı. 1997 yılından beri İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Türk Kardiyoloji Derneği, İsviçre Kardiyoloji Derneği ve Amerikan Ekokardiyografi Derneği üyesi olup, 1996 yılında Avrupa Kardiyoloji Derneği “Fellow (FESC)” unvanını aldı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden yüksek lisans ve doktorası olup, aynı bölümde 2012 yılından beri öğretim üyesi olarak ders vermektedir; ayrıca İstanbul Üniversitesi Adlî Bilimler Enstitüsü Tıp Bölümü’nde doktora yapmış olup, yine aynı enstitüde 2014 yılından beri doktora dersi vermektedir.

Yabancı dil olarak Fransızca ve İngilizce biliyor. Ulusal ve uluslararası alanda çok sayıda yayını bulunmaktadır.

 Öğrencileriyle…

Havaalanında 4’lü selfie… Çok sevdiği 3 öğretim üyesi arkadaşıyla uçak beklerken…“3 saat rötar ama keyifler yerinde” diyor Hakan Bey.

İletişim Fakültesi, mezuniyet töreni.

35.mezuniyet yılı… Hakan Bey baterinin başında…

Dünya 200 metre şampiyonu Azerbaycan asıllı Türk Ramil Guliyev ile… Soruyor Hakan Bey, “Hayatta hangimiz daha hızlı koşuyoruz?”…

Küba… Oğlu Barış ile birlikte… Arkada büyük hayranlık duyduğunu söylediği Che Guevara…

İsviçre…  Güzel bir kayak günü sonrasında, yediklerine bakan köpeğin bakışlarına dayanamayıp, yemeğini onunla paylaşırken…