Ana Sayfa Basında Sağlık Türkiye’de Tıp Alanı

Türkiye’de Tıp Alanı

78
0
Paylaş

Türkiye’de tıp alanı, çağdaş uygarlık düzeyine en yakın duran sektördür

RÜŞTÜ BOZKURT – HAFTANIN SOHBETİ

Bu haftaki söyleşiyi deneyimli bir hekimle yapıyorum. O hekim, bu ülkenin çok yoksul bir yerinde doğdu; ülkesinin değişik yerlerinde hizmet sundu, en büyük zenginlik sağlık taşıyıcısı oldu. Kackar Dağları’nın doğusunda Şavşat’ın Oba Köyü’nden bir öğretmen babanın oğludur. Bilenleriniz azdır, ama ülkenin çok önemli değeri olan Cılavuz Köy Enstitüsü’nün armağanıdır. Kastamonu’da 20 yıl Devlet Hastanesi’nin başhekimliğini yapmıştır; oradaki insanların sevgisini ve saygısını kazanarak, çığ gibi büyümesinin arka planında sevdayla çalışma vardır. Binlerce ameliyatla insanları sağlığına kavuşturmuştur. Durmak, dinlenmek bilmeyen bir çalışkanlığın simgesidir; insan sevgisinin motivasyonuyla şimdi bir özel hastanede Pisikiatri Uzmanı D. Ahmet Ayyıldız’ın yönetimine destek olmaktadır. Kendi anlatımıyla 10 bine yakın ameliyat yapmıştır; şu anda enerjisinden bir şey yitirmiş değildir. O hekim, Dr. Mikail Kaya’dır.

Dr. Mikail Kaya, sadece kendi işiyle uğraşan biri değildir. Sağlık Müdürlüğü görevinden, diğer sosyal etkinliklere hep insanların sağlıklı, mutlu, rahat ve zengin yaşaması için durmak dinmek bilmeyen çaba içindedir.

Dr. Mikail Kaya, kamu hastanelerinden de özel hastanelere engin birikimleri paylaşılması gereken biridir. Üstelik sözü yamultarak söyleme alışkanlığı da yoktur. Düşündüklerini ve inandıklarını düz aynalarda yansıtır.

Kendisine, “Uzun süre kamu hastanelerinde görev yaptınız, on yılı aşan bir zamandır da özel kesim hastanesini yönetiyorsunuz. Dünden bugüne ülkemizde sağlık sistemi ve hastane yönetimine ilişkin birikimleriniz var. Son yıllarda yeni sağlık sistemi arayışlarında neler değişti?” diye soruyoruz.

Sağlıkta CEO anlayışı

Böyle bir soruya ya çok karşılaşmış ya da kendine sorun edinerek yanıtlarını aramış olmalı ki anında karşılık veriyor: “Kamu yönetiminin mutlak egemen olduğu dönemlere göre son dönemlerde sağlık sistemi ve hastane yönetimi değişti. Şimdi sağlık birimlerinin yöneticileri CEO gibi davranıyor. Yetkileri ve sorumlulukları yeniden tanımlandı; bu bakış açısı değişmesini, algı ve anlayış farkını tanımlamazsak sorunuza doğru yanıtlar veremeyiz.Bu temel yaklaşımı netleştirdikten sonra sistemdeki yeni yapılanmayı anlayabilir ve anlatabiliriz.”

Konuya uzak biri olarak yapılan genellemenin arkasından ne geleceğini merak ediyorum. Konuyu açmasını rica ediyorum. Dr. Mikail Kaya diyor ki “Bu yeni yaklaşım, algı ve anlayış, hekim, hizmet, meslek etiği klinik anlayışı; sağlık hizmetinde önemli bir farklılık getirdi. Bu oturmuş bir algı olan Hipokrat yemini ile başlayan, hekim- hasta ilişkilerinde yaygın algıyı farklılaştıran o nedenle içinde riskler de taşıyan bir yeni yapılanmadır.” Sağlık hizmeti üretmede ortaya çıkan bu yeni anlayışın somuta nasıl yansıdığını öğrenmek istiyorum. Sözü edilen CEO anlayışının bir önceki uygulamadan farklı olan ölçütlerinin neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Dr. Mikhail Kaya’nın açıklamaları çok net: “CEO sistemi sayısal değerlendirmeleri öne çıkardı. Hekimin kaç hasta baktığını odak alan bir sistem. Hekimi değerlendirirken önceden belirlenen ‘kotalar’ ölçü olarak kullanılıyor. Hekimin yaptığı işin niteliğinden çok, niceliğini öne çıkarıyor.”

Zihnimde başka mal ve hizmet üretme alanlarına ilişkin bildiklerimi kurcalıyorum. Örneğin görsel medyada TV vericilerinin yaygınlaşmasının, rekabetle kalite artırma işlevleni öne çıkaranların yanıldıkları aklıma geliyor. Başka üretim alanlarında da benzer gelişmelerin kalite zaafı yarattığını düşünerek, yeni sistemin “hekimlik itibarı” açısından etkilerinin neler olduğunu öğrenmek istiyorum.

Kalitesizliği özendirme

Deneyimli hekim Dr. Kaya, “Hekimliğin başarısını sayısal ölçmenin öne çıkması, meslek etiği anlayışını ve mesleki hiyerarşiyi değiştirdi” diyor. Yaptığı genellemenin daha iyi anlaşılması için bir örnek anlatıyor: “Bir hekim yıllarca çalışarak şefl ik düzeyine yükselir. Çok sayıda sınavdan geçer, değişik engelleri aşarak o mevkiye ulaşır; kendinde hiyerarşik bir yer edinir. Çevresinde çok sayıda insanla birlikte çalışır. Gelen hastalar önceden elendikleri için çok kritik sorunlar şef düzeyine ulaştığı için az sayıda hasta bakmış gibi gözükür. Oysa klinikteki bütün bilgi birikimi ve deneyimde şefin görünmez bir payı, katkısı vardır. O klinik şefi ya da kürsü başkanı, yılların çabasıyla çevresinde meslekle ilgili ‘rasyonel otorite’ haline gelmiştir. Çalıştığı yere katkıları kolay ölçülemez, görüntülenemez, ama ciddi anlamda değer katar. Şimdi siz her şeyi dijital araçlarla ölçen mekanik bir ölçü ortaya kor; bilgi ve birikimin asıl etkili olan görünmez yanını hiçe sayarsanız, orada pratik ters yönde işler hale gelir. Sayılarla, kotalarla yapılan nicelik ölçümlerini, nitelik göstergeleriyle beslemezseniz doğru bir fayda/maliyet analizi yapmadan hüküm verirsiniz ki sonuçta kaliteyi değil, kalitesisizliği özendirmiş olmanın olumsuzlukları ortaya çıkar.”

Söyleşimizi bir adım öne götürmek istiyorum. Sağlık Sistemi’nin işleyişinde kalite konusunda atılan adımları, ulaşılan sonuçları, geçerli olan işleyişiyle ilgili durum tespiti yapmaya çalışıyorum. Dr. Mikail Kaya, “Sağlık Hizmeti Kalite Rehberi”nin amacı,kapsamı ve etkilerinden başlıyor anlatmaya. Önce bardağın dolu tarafını anlatıyor: “Kalite sistemi, Japonya’da ortaya çıkan ve bütün dünyaya yayılan ‘toplam kalite’ anlayışının bir adaptasyonu. En önemli tarafı, meslek ve iş tanımları yapması. Her işin ayrıntılarını, yapılış şeklini, gerekli bilgi ve yetenek donanımını dikkate alarak ‘tanımlar’ yapma noktasından başlıyor. Bir mesleki standart tanımına doğru ilerliyor. Kökünde da AB ile yapılan görüşmeler ve AB standardını esas alıyor. Hiç tanımı olmayan bir hizmet yerine, tanımları yapılmış bir hizmet çok önemli bir aşamadır. Bu açıdan sistemin meslek standardını belirleme, iş tanımları yapma gayretini çok olumlu bir adım olarak değerlendirmeniz gerekiyor” diyor.

Sistemin başarıları

Yeni oluşturulan sağlık sisteminin etkilerini birebir yaşamış Dr. Mikail Kaya, yeni sisteminin olumlu sonuçlarını birkaç başlıkta toparlıyor:

“Birincisi; sağlık sistemi dağınıklıktan kurtarıldı. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur farkı kaldırıldı, Sosyal Güvenlik Kurumu altında hastanelerle birleştirildi. Tanımlanmış yetki ve sorumlulukların, hangi ölçülere göre gözetlenip denetleme yapılacağı açıklık kazandırdı. Herkes eczanelerden ilaç alabilmekte. Yeşilkartlılar dışında SGK hastaları özel hastanelere fark ödeyerek gidebiliyor. Böylece kamu hastanelerinin altyapı yetersizlikleri dolayısıyla yoğun kamu yükü azaltıldı.

İkincisi; “sahiple yönetici keyfiliğine son vererek, ilkelere ve kurallara göre sağlık hizmeti yönetimini” yerleştirdi.

Üçüncüsü; standartlara büyük eklemeler yapıldı. Özel hastaneler, yılda iki kez ciddi biçimde denetim ve gözetimden geçiriliyor. Devletin kendi hastanelerini aynı titizlikte denetleyip denetlemediği hakkında bir şey diyemem.

Dördüncüsü; eskiden uygulamalı tıp alanında “hekim sözü” geçerli ve önemliydi, yeni sistemle birlikte ‘kanıta dayalı tıbbi hizmet’ öne çıktı. Hizmetin her aşaması kayıt altına alınıyor; belgelendiriliyor ve kanıtları oluşturuyor. Böylece ‘tıp hukuku’ için belgeler oluşturuluyor; haksız iddialar azaltılmış oluyor. Hasta hakkı korunduğu kadar çalışanın hakkı da belgeye ve kanıta dayanarak güven altına alınıyor.

Beşincisi; sistemin tanımlanmış olması, standartların belirlenmesi, gözetim ve denetimlerin yapılması hizmetin yapılma özenini değiştirdi. Daha önceki dönemlerde el yordamıyla yapılan birçok iş şimdi eş yazanlı olarak kaydediliyor; ölçülüyor, gözetleniyor ve denetleniyor.”

Altıncısı; eskiden birçok gelişmeyi açıklayan kavram ve terimlerin yabancısıydık. Kavramların bileşen ve bağlamlarını öğrendikçe sistemi de sistemi oluşturan teknikleri, süreçleri ve sonuçları da daha iyi kavradık.”

Bardağın boş yanı da var

Bardağın dolu yanını anlatmak, analiz yapmanın yarısıdır. Diğer yarasını görmezden gelirsek “Yarım imam dinden eder, yarım doktor candan eder” diyen ataların sözüne kulak vermemiş oluruz. Dr. Mikail Kaya’ya sistemin aksak yanlarını da soruyorum. Konuyu derinliğine düşünmüş bir insanın rahatlığıyla sıralıyor:

“Birincisi; hekimler arası hiyerarşiyi altüst eden yapı, usta hekimlerin belli alanlardan uzaklaşmasına yol açtı. Özel hastanelere, özel kliniklere kayış oldu. Ustalığa iltifat edilmeyen bir sistemde bazı açıkların oluşması kaçınılmazdır.

İkincisi; sistemin bir başka açığı ‘liyakat değil yakınlık ölçüsüne’ prim verecek biçimde işlemesidir. Bu bilimsel hiyerarşiyi de saptırır. Çok incitici atamalar oluyor ve olabilir. Tıp eğitimi daha önceki hızlı yükselişini sürdüremedi; şimdi durumu koruma önem kazandı. Zaman içinde gidiş tersine çevrilemezse gerileme süreci başlar diye endişelenmek gerekir.”

Üçüncüsü; sağlık personeline dönük şiddet arttı. Birçok hekim öldürüldü, yaralandı, sakat kaldı veya mesleği bıraktı başka işler yapıyorlar. Doğal ölümler veya olumsuzluklar sonucu, sağlık personeli mahkemelere taşınıyor. Bu nedenle riskli vakalardan kaçış arttı.Özel hastanelere, SGK’nın 2006 fiyat tarifesini uyguluyor. Ek ödemelerden şikayetler arttı. Devletin parası yetmiyor. Maliyetlerin 10 yılda ne kadar arttığı bilinmekte.Tamamlayıcı sigortanın çözüm olduğunu düşünüyorum.

Bir ülkenin gelişmesi, bütün sistemlerin gelişmesine, birbirlerini bütünlemesine bağlıdır. Sağlık sistemi iyi çalışmıyorsa, diğer sistemler de onun aynasına yansır. Bu açıdan bakarak, geçmişe-odaklı analizlere fazla abanmak, istediğimiz gelişmenin önündeki engeldir. Bilincin üç temel bileşeninden biri, dünyayı ve çevreyi anlamak, kendimizi bilmek bir plana sahip olmaktır. O zaman biz Dr. Mikail Kaya’dan gelecekle ilgili beklentilerini de öğrenmeliyiz.

“İnsanlık kötüye gitmez”

Dr. Mikail Kaya iyimser yaklaşıyor. Diyor ki “İnsanlık gelişmesinin oku iyiye, doğruya ve güzele yöneliktir. İnsanlık kötüye gitmez. Her sorun, kendi mecrasında kendi çıkış yollarını bulur ve çarelerini üretir. ‘Her toplum layık olduğu biçimde yönetilir’ sözü, bizim sorunlarla ilgilenme düzeyimizi, yoğunluğumuzu ve derinliğimizi anlatır. Sorunlar varsa, toplum olarak tepkilerimizi gizliyorsak, yanlışlıklar ve aksaklıkların bedellerini öderiz.”

Dr. Kaya’ya, “Saptamalarının doğru olduğunu, ama kategorik açıklamaların yeterli olamayacağını” düşündüğümü söylüyor ve “Somut çözümün neler olabileceği” sorusunu yöneltiyorum. Yanıtı şöyle: “Bakanlığım sorunları belirlemeye yönelik altyapısı var. Aksaklıklar, Kalite Rehberliği ve Etik Kurulu’na ulaştırılıyor. Sağlık hizmetinin bütün katmanlarından gelen sorunlar bir merkezde kaydediliyor. Bu geri- bildirim önemli. Kimsenin olup bitenden haberdar olmadığını söyleme bahanesi kalmıyor.” Dr. Mikail Kaya’dan bir de makinelerdeki gelişmeleri, internet ekonomisi olgusunu, endüstri 4.0 tartışmalarını anımsatarak, sağlık hizmetinde teknolojik gelişmelerle ilgili gözlemlerini aktarmasını istiyorum. Gözlemlerini birlikte izleyelim: “Kanıta dayalı tıp teknoloji odaklıdır. Eş zamanlı kaydetme, stoklama, karşılaştırma imkanları veriyor. Hastane koridorlarındaki kayıt sistemi bir hırsızlık olsa onu bile açığa çıkarıyor. Ameliyatlarla ilgili kayıtlar yapılan hata kadar beceriyi de kanıtlıyor. Ayrıca, paylaşılarak bilginin yayılmasını kolaylaştırıyor. Teknoloji hızlı gelişiyor, ama ülkemizdeki tıp dünyası o gelişmeye hızlı adımla uydurabilen sektörlerin başını çekiyor. Bu konuda ihtiyaçlar, zaruretler maharet yaratıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 yıllık tarihinde Atatürk’ün çağdaş medeniyet hedefine en yakın alanlarımızdan biri sağlık eğitimimiz ve sağlık hizmetleridir. Bu ülke bir Gazi Yaşargil, Aziz Sancar gibi dünya eleklerinin üstünde kalan insanlar yetiştirmiştir. O nedenle usta hekimleri sistemden küstüren açıkları, boşlukları doldurmalıyız.”

Dr. Mikail Kaya’nın sağlıklı yaşam öğütleri

1- Temel kural, ne kadar yakıyorsanız, o kadar tüketin. Halil İnalcık Hoca’nın söylediği gibi, “Anadolu, Roma’da, Selçuklu’da ve son 50 yılda zenginlik gördü”. Biz bu zenginliği “kıtlıktan çıkma açgözlülüğüne dönüştürmemeliyiz. Ölçülü, yararlı ve dengeli tüketim bilincimizi yükseltmeliyiz.

2- Sağlıklı bir ruhsal denge hepimizin için geçerli. Canımızı korumak kadar, aklımızı korumak da önemli. Kültürümüz bize kendimizi yönetmenin önemli olduğunu söyler. Mevlana’nın dediği gibi, “Ey yüce kitabın örneği insan/ Sen de yansır bu alemi yaratan/Her şey sensin yer gök senin içinde/ Sen kendinde ara her ne ararsan!”. Bir başka Anadolu ereni Hacı Bektaş da benzerini öğütler: “Haraket nar’dadır sac’ta değildir/ Maharet baş’tadır tac’da değildir/ Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değildir.” Bir de Yunus Emre’ye kulak verelim: “İlim ilim bilmektir/İlimi kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Bu nice okumaktır”. Kendini bilmek, belli bir entelektüel düzey gerektiyor; okuyan, araştıran, bilime değer veren insan olmalıyız.

3- Bilimin “gerçek” olarak kabul ettiklerini yeniden yeniden keşfetmeye gerek yok. Sağlıklı yaşamak istiyorsan sigara içmeyeceksin. Alkolle kendini harap etmeyeceksin. Tuz kullanmadan uzak duracaksın. Şekere karşı dikkatlı olacaksın. Unlu malulleri tüketirken alışkanlıklarını kıracak, dikkatlı olacaksın. Doktorun hamur işinden kaç tavsiyesinde bulunduğunda, etli ekmek yemeye yönelmeyeceksin.

4- Sağlık sorunları birden ortaya çıkmaz, bağıra bağıra gelir. Sağlık sorunlarına karşı ne akıl gözünü yummayacaksın. İhmalin tuzaklarına yakalanmayacaksın. Koruyucu önlem alma disiplini, uygulama özeni göstereceksin. Sümer rahibinin dediği gibi, “Sen kendin için değilsen, kim senin için?”. Zamanında muayne yaptıracaksın, tümden kontrolden geçeceksin, periyodik analizlerini hekime ve sağlık kuruluşlarına yaptıracaksın.

5- Herkes sevdikleriyle yaşamasını bilmeli. Bir sevdanız olmalı, onun peşinde koşarken zamanı unutup, gereksiz sorunları büyüterek kendinizi harap etmeyeceksiniz. “İnsan insanın zehirini alır. Gerçek dostlarla bir olmak, sevdiklerinizle zaman geçirmek, yüreğinizin gittiği yere gitmek önemli. Unutmayın ki ortalama ömür 80 yıl olsa, ömrümüz 29 bin gün eder; 30 bin gün bile değil. Bu kısa ömrü gereksiz sıkıntıların esiri yapmamalıyız.

Dünya

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin