Ana Sayfa Basında Sağlık Başbakan’dan Tıp Bayramı Müjdeleri

Başbakan’dan Tıp Bayramı Müjdeleri

51
0
Paylaş

Başbakan Davutoğlu, ‘Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ciddi önlemler alıyoruz’ dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla Van’da gerçekleştirilen programda, sağlık çalışanları için hayata geçirilecek düzenlemeleri açıklayarak, hekim ve diş hekimleri için emekli aylıklarının 2 bin 100 liradan 3 bin 100 liraya, uzman hekimlerde ise 2 bin 580 liradan 3 bin 250 liraya çıkarılacağının müjdesini verdi.

Başbakan Davutoğlu’nun Sağlık Bakanlığı tarafından Van’daki bir otelde düzenlenen ‘Tıp Bayramı’ etkinliğinde yaptığı açıklamaya göre, hazırlanan genelge ve eylem planıyla sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan hasta ve hasta yakınları, kolluk güçlerinin yetkisinde olan gözaltı uygulamasına maruz kalacak.

Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet olaylarında yasal işlemlerin takibi amacıyla ifadeler sağlık çalışanlarının görev yaptığı sağlık tesisinde alınacak.

İçişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanacak protokol ile sağlık tesislerinden ve özel güvenlik personeli koordinasyonundan polis doğrudan sorumlu olacak.

Sağlık çalışanlarına yapılan tehdit ve hakaret suçlarında var olan tutuklama yasağı Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak düzenlemeyle kaldırılacak. Bu kapsamda, sağlık çalışanlarını tehdit edenler ve sağlık çalışanlarına hakaret edenler tutuklanabilecek.

Sağlık Bakanlığı hastaneleri yanında üniversite ve özelde çalışan tüm personele yönelik işlenen şiddet fiilleri, memurlara karşı işlenen suçlar gibi ceza artırımına tabi olacak.

Özlük hakları iyileştirilecek

Sağlık çalışanlarının özlük haklarına yönelik iyileştirici düzenlemeler de hayata geçirilecek.

Bu kapsamda, yasal düzenlemeyle hekim ve diş hekimleri için emekli aylıkları 2 bin 100 liradan 3 bin 100 liraya, uzman hekimlerde ise 2 bin 580 liradan 3 bin 250 liraya çıkarılacak.

Sağlık çalışanları için de emekli maaşı artışları konusunda yeni bir çalışma yapılacak. Bu haktan halen emekli olanlar ile kanun yürürlüğe girdikten sonra emekli olacaklar da yararlanacak. Ayrıca, hekim ve diş hekimlerinin dul ve yetimlerinin de söz konusu artıştan yararlanmaları sağlanacak.

Unvanına ve çalıştığı sağlık tesisinin mülkiyetine bakılmaksızın tüm sağlık çalışanları fiili hizmet zammından, tuttuğu nöbet saatine göre 15 gün ile 90 gün arasında yararlanacak. Bu haktan yararlananlar için, 3 yıla kadar erken emeklilik hakkı elde etmenin yanı sıra 3 yıl fazla ikramiye ve emekli aylıkları bağlanma oranlarında artış söz konusu olacak.

Sağlık Bakanlığında çalışan hekimler için emeklilik yaşının 67’ye çıkarılması konusunda da yeni bir yasal düzenleme getirilecek. Hekimin kendi isteği, idarenin de onayıyla bu yaş her yıl bir yıl artırılarak, doktorlar 72 yaşa kadar çalışma hakkı elde edilebilecek.

trthaber.com

Başbakan’ın tam konuşma metni:

https://www.akparti.org.tr/site/haberler/basbakan-dvutoglunun-vanda-tip-bayrami-etkinliginde-yaptigi-konusmanin-tam/82973#1

Güzel insanlar, değerli hemşehrilerim, çok değerli doktorlar, sağlık çalışanlarımız; sizleri Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Hepinize saygılarımı, muhabbetlerimi, şifa dileklerimi sunuyorum. Bir kere daha bir irfan şehrinin havasını teneffüs etmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.

İlk olarak Van’a geldiğimde bir akademisyen olarak gelmiştim. Her zaman her geldiğimde vurgularım ve buraya belki ilk defa Tıp Bayramı vesilesiyle gelen sağlık çalışanlarımıza, doktorlarımıza da tavsiye ederim; belli aralıklarla Van’a gelmek, insanda irfanı, bereketi, şifayı artırır.

İlk geldiğimde bir akşam vakti Van Gölünden Süphan Dağına güneşin batışı esnasında baktığımda Yarabbi dedim, herhalde anasır-ı erbaanın dört ana unsurun en güzel tecelli ettiği yer burasıdır. Alabildiğine güzel bir mavi ve alabildiğine göklere uzanan Süphan Dağı. Süphan Dağının adı da oradan geliyor olsa gerek; bakan süphan Allah demiştir ve o zamandan beri de Süphan Dağı, Van’ın, Van Gölünün, Van Denizinin hemen yanında ufkumuzu, zirveye doğru yükselişimizi anlatır. Bu açıdan Van benim aşkla bağlı olduğum bir şehrimizdir. Onun için de bu benim Van’a beşinci gelişim, Başbakan olarak beşinci gelişim. 1,5 yıl içinde Van’a beş kez geldim. Dışişleri Bakanı olarak ne kadar geldiğimi hatırlamıyorum, akademisyen olarak ne kadar geldiğimi ve buradaki kardeşlerime de bir kez daha ifade ediyorum; ne zaman fırsat bulsam, ruhum daralsa nefes almaya, sıhhat bulmaya bir yer arasam Van’a gelmeye devam edeceğim inşallah.

Biliyorsunuz her hafta ülkemizin bir köşesine gidiyor milletimizle kucaklaşıyoruz. Hafta sonlarımızı ise mümkün mertebe terörün mağdur ettiği vatandaşlarımızla geçiriyor, yaralarını sarmak için, onların gözleriyle gözlerimizi buluşturmak, onların yüreğiyle yüreğimizi buluşturmak için buluşuyoruz. Bunu Mardin’de başlatmıştım yaklaşık 1,5-2 ay önce. Çok güzel bir şehir, Mardin de bizim kadim şehrimiz. Arkasından Erzincan’ın kurtuluşuna katıldım, Bingöl’de muhteşem bir muhabbetle karşılandık. Son olarak da geçen hafta hepinizin takip ettiği gibi Silopi’deydik. Silopi, bu terörün acısını en çok hisseden ilçelerimizden biriydi. Giderken açık söyleyeyim bazı kaygılar taşıyordum; acaba Silopilinin başını eğik, yüzünü gergin mi göreceğim diye. Silopililer bizi öyle bir karşıladı ki, o karşılayışlarında, Cuma namazı çıkış sarılışlarında, Kaymakamlığa giderkenki yol üzerinde esnaflarımızın yüzlerindeki tebessümde gördüğüm şey şuydu: Biz bu terörü hep beraber yeneceğiz ve hiçbir şey Silopilinin, hiçbir Doğu’daki,

Güneydoğu’daki vatandaşlarımızın başının eğilmesine sebep olmayacak. Hepsinin yüzü gülüyordu, yüzlerinde gerginlik yoktu. Hepsinin başı dikti ve hepsi Allah devlete-millete zeval vermesin diye dua ediyordu. Orada gördüğüm bu vakur duruş, eminim bütün bölgeye ve bütün ülkeye yayılıyor.

Bilsinler ki hani şehirlerimizi, ilçelerimizi kana boğmak isteyenler, yıkmak, tarumar etmek isteyenler, kardeşi kardeşe düşürmek isteyenler bilsinler ki Silopi’de gördüğüm manzaradan sonra bunu hiçbir zaman başaramayacaklar.

Bugün de Van’dayım, dediğim gibi beşinci kez Van’dayım. Aslında geçen ay gelecektim, ama Ankara’daki menfur terör saldırısı sebebiyle mecburen seyahatimizi iptal etmiştik. Kısmet bugüneymiş ve bugün tıp bayramını da birlikte kutlamak kısmetmiş.

Van’dan daha fazla ayrı kalamazdık geldik. Ve Nevruz’dan hemen önce geldik, Nevruz öncesinde de baharın müjdesini Van’dan vermek istiyorum.

Bu bahar bazılarının hesap ettiği gibi kanın, gözyaşının, terörün olduğu bir bahar olmayacak. Bu bahar inşallah dağlarımızın, vadilerimizin, şehirlerimizin, ülkemizin her bir diyarının barışla, huzurla, sevinçle, mutlulukla, vakarla karşıladığı bir bahar olacak.

Biz bunu yapmak için burada olacağız. Bunu yapmak için ülkemizin her köşesinde olacağız ve her bir vatandaşımızla buluşacağız, kucaklaşacağız. Aramıza hiçbir şey sokamazlar; ne barikatlar, ne mayınlar, ne kurşunlar, ne bombalar bu milletin birbiriyle buluşmasına, devletin milletiyle buluşup kaynaşmasına engel olamayacak.

Van, özel bir yerdir. Van, bütün bu geçiş yollarının merkezindedir. Bu şehrin her köşesinde muhabbet vardır, tarih vardır, medeniyet izleri vardır. Bütün yollar burada kesişiyor, tarih bilenler bilir ki İpek Yolu buradan geçiyordu. Şimdi bugünü bilenler de bilsin ki enerji hatları da, yeni yollar da, tren hatları da buradan geçecek. Van, Kafkasları Mezopotamya’ya, Basra’ya bağlayan bir şehir. Aynı zamanda Asya’yı Avrupa’yı, İran’ı Anadolu’ya bağlayan doğu-batı ekseninin merkez şehri. Asırlar boyunca bölgede kurulan hiçbir medeniyetin kayıtsız kalmadığı bir irfan şehri. Bugün de Türkiye’nin sembol şehirlerinden biri. Biz Türkiye’nin her köşesine sevdayla bağlıyız. Milletimizi 78 milyonluk büyük bir aile olarak görüyoruz. Bizim için İzmir neyse Van da odur. “Can bizim, vatan bizim, İzmir bizim, Van bizim” diye bir seçim marşımız vardı. Aynen o marştaki gibi 4 gün önce İzmir’deydim, şimdi Van’dayım. Geçen hafta Konya’daydım, hemen 3 gün sonra Silopi’deydim. Bizim yüreğimizin bir yarısı doğuda, bir yarısı batıda atar. Bir yarısı güneyde, bir yarısı kuzeyde atar. Yüreğimizin herhangi bir parçasını diğerinden ayırırsak, yüreğimizin çarptığı her an bize haram olsun. Hiçbirini diğerinden ayırmayız, yüreğimizin her birisi birbirinden aziz, bir diğeri diğeri kadar mukaddestir. Biz bir şey söylediğimizde, 78 milyon insanımızın hissiyatıyla söylüyor, bu şuurla hareket ediyoruz. Batının derdi sıkıntısı bizi ne kadar ilgilendiriyorsa, doğununki de o kadar ilgilendiriyor. Biz belli bir bölgenin, belli illerin, belli bir etnik kimliğin, belli bir inanışın partisi, siyasi hareketi, hükümeti değiliz. Bize oy versin-vermesin, bizi desteklesin-desteklemesin her vatandaşımızın hükümeti, bizi bu anlamda eleştirmiş olsa bile her vatandaşımızın nihai kertede ona merhamet ve şefkatle davranacak son kudret nirengi noktasıdır. Biz Türkiye’nin bütün renklerini aynı sevdayla kucaklayan bir siyasetin temsilcileriyiz. Bütün Türkiye’nin emanetini aşkla, şevkle, merhametle, şefkatle omuzlarımızda taşıyoruz. Biz bu ülkenin her köşesine yakınız, uzak olmayı, yabancı olmayı, bihaber ve bigane olmayı da içimize sindiremeyiz.

Emin olunuz ki Türkiye bu zor günleri geride bırakacak. Türkiye hiçbir güvenlik-özgürlük dilemmasının kıskacına girmeyecek. Türkiye demokrasiden, hukuktan, adaletten, özgürlükten, barıştan, kardeşlikten asla vazgeçmeyecek. Kazanılmış demokratik haklardan hiçbirinde geri adım atılmayacak. Demokrasiyle, hukukla birlikte kalkınacağız. İster hekim olalım, ister mühendis olalım, ister öğretmen olalım, ister esnaf ya da çiftçi olalım, hepimiz bu ülkenin eşit vatandaşlarıyız. Hiçbirimizin çıkarı ülkenin menfaatinin üzerinde değildir. Ülkemiz güçlüyse vatandaş olarak güçlüyüz. Ülkemiz güçlüyse sağlık hizmeti, eğitim hizmeti verebilecek kudretteyiz demektir.

Değerli kardeşlerim; özel bir günde, özel bir mekândayız. Özel mekan Van’dı, bahsettim. Özel gün ise, Tıp Bayramı, bugün Tıp Bayramını kutlamak üzere biraraya gelmiş bulunuyoruz. Buradan öncelikle bütün sağlık çalışanlarımızın, insanımıza şifa dağıtan bütün kardeşlerimizin Tıp Bayramını kutluyor, merhametli ellerinden sıkıyorum. Doktorlarımızı, sağlık çalışanlarımızı hem bu özel gün vesilesiyle, hem de terörle mücadele sürecinde gösterdikleri destansı özveri dolayısıyla yürekten selamlıyorum.

Ben her vesileyle doktorlarla biraraya geldiğimde zikrederim. Hayatta üç ilişki türü gördüm, bizzat yaşadım, bunlar varoluşsal ilişkilerdir. Kesinlikle bir zamanla kayıtlı değildir, bir mekânla da kayıtlı değildir.

Biri; anne-babayla, ebeveynle çocuğun ilişkisi. Öyle bir ilişki ne kadar uzak kalsalar yürekleri birbirleriyle çarpar. Öyle bir ilişki ki hiçbir şey onu bitiremez. Hiçbir makam-merci ebeveynle çocuk arasındaki ilişkiye müdahil olamaz; bunu hepimiz yaşadık kâh ebeveyn olarak, kâh çocuk olarak.

İkincisi; bizzat yaşadığım hoca-talebe ilişkisi. Hoca-talebe ilişkisi de öyle bir ilişkidir ki gerçek bir hocayla gerçek bir talebe buluştuğunda o ilişki hiç bitmez. Daha simasını unuttuğum, ismini unuttuğum ya da sınıfta gördüğümdeki ilk halini unuttuğum öğrencim olmamıştır. Yıllar geçer, saçlarına ak düşmüş şimdi birçok öğrencimizi görüyorum, ama ilk andaki gördüğüm halini hep zihnimde tutuyorum. Hala yurt dışında sınıfta ders verdiğim fotoğrafik olarak zihnimdedir, her birini hatırlarım. Her biriyle özel hayatlarına kadar da bir anne-baba şefkatiyle ilgilenmeye çalışmışızdır. Çünkü ilim aktarmak, ilmi vermek insanın zihnini dokumak, ona şekil vermektir. Anne-baba bedeni dokur, hocalar zihni-ruhu dokurlar.

Üçüncü ilişki, eşim üzerinden, Sare Hanım üzerinden muttali olduğum ilişki doktor-hasta ilişkisi, hekim-hasta ilişkisi. Hekim, aynı zamanda hikmet sahibi olmak bağlamında hastasıyla ilişkisinde varoluşsal bir ilişki görür. Şimdi bazen rekabet ediyoruz, bir yere gittiğimde iki grup bizi hemen karşılamaya geliyor, herhangi bir sosyal çevrede dahi; bir benim öğrencilerim, bir de Sare Hanımın hastaları. Hiçbir şekilde unutulmuyorlar, hiçbir şekilde hasta kendisinden şifa aldığı bir doktoru unutmuyor, muhabbeti hiç eksik olmuyor. Onun için buradaki doktor kardeşlerime, çok şanslı, çok özel bir mesleği icra etmekte olduklarını ifade etmek isterim. En insani, en doğal mesleklerin başında hekimlik gelir. En hikmetli mesleklerin başında hekimlik gelir, en hikmetli mesleklerin başında da hekimlik gelir, bu sebeple hepinizi tebrik ediyorum.

Çok çarpıcı bir misali de bunu desteklemek babında vermek istiyorum; biliyorsunuz Nobel Ödüllü bilim adamımız Aziz Sancar, hepimiz gurur duyduk, bu ülkeye bağlılığı dolayısıyla gurur duyduk, dünyaya gösterdiği vakar ile tevazuu birarada temsil etmesi bakımından gurur duyduk. Kendisini ağırladığımızda Çankaya’da sohbet ederken Sare Hanım Mardin-Savurlu olduğunu bildiği için, benim de amcam 50’li yıllarda orada doktorluk yapmıştı, bilmem hatırlar mısınız veya duydunuz mu dedi? Anında Aziz Beyin Kamil Bey mi dedi. Düşünün… Ve sonra şunu ekledi: Nasıl unuturum, o benim bugün yaşamama vesile olmuş insanlardan biri dedi ve çok ağır bir zatürree geçirdiğinde kardeşi vefat ettikten sonra kendisinin de vefatı söz konusu olduğunda o günkü zor şartlarda Kamil amcanın kendisine penisilin yaparak hayata döndürdüğünü ifade etti ve hatırladı. Düşünün, aradan yarım asır geçmiş, ama unutulmuyor. Anne-baba nasıl unutulmazsa, bir ilim aktaran hoca nasıl unutulmazsa, şifa veren doktor da asla unutulmaz, hikmetle davranan hekim de asla unutulmaz. Onun için Tıp Bayramında gerek bu salondaki, gerek bu salonun ötesindeki ve şu anda birçoğu da belki şifa dağıtmak üzere ameliyat odalarında bulunan, vizitlerde bulunan bütün doktorlarımızı, hemşirelerimizi, hastabakıcılarımızı bir kez daha buradan tebrik ediyorum, onların şifalı ellerine her zaman ihtiyaç duyacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Sağlık personelimiz ülkemizin her köşesinde büyük fedakârlıklar içinde hizmet vermeye devam ediyor. Doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlık personelimiz öyle zor şartlarda bazen hayatları pahasına öylesine büyük bir hizmet veriyorlar ki her türlü takdiri hak ediyorlar. 7 Haziran’dan beri halkımıza sağlık hizmeti götürürken teröristlerin hain saldırılarında yaşamını yitiren kardeşlerimiz oldu. Şırnak’tan sağlık memuru Eyüp Ergen ve ambulans şoförü Şehmuz Durmuş’u, Diyarbakır’dan Doktor Abdullah Biroğul ve eczacı Yunus Koca’yı burada rahmetle yad ediyorum. Hain terörist saldırıda şehit olan bu kardeşlerimiz bütün insanlık adına, bütün milletimiz adına bu toprağa düştüler, hiçbir zaman hatıralarını unutmayacağız, hatıralarına gölge düşürülmesine de asla izin vermeyeceğiz. Ayrıca, Cizre’de teröristlerin açtığı ateş sonucunda ağır yaralanıp Cizre Devlet Hastanesine getirilen bir hastaya acil müdahalede bulunurken hastane kapısında uzun namlulu silahların saldırısına uğrayan, buna rağmen hastasını bırakmayan Doktor İlhami Yılmaz’a da huzurlarınızda teşekkür ediyorum. İlhami Bey, şu anda muhtemelen yine oralarda hizmet peşinde ve hiçbir zaman hastanın terk edilmeyeceğinin güzel bir örneğini teşkil etti.

Aynı şekilde doğum yapan eşini, dikkat ediniz, çok çarpıcı bir şeydir; doğum yapan eşini doğumdan hemen sonra Diyarbakır’da bırakıp Cizre Devlet Hastanesindeki görevine geri koşan Başhekim Doktor Mehmet Erzen’e bu özverisi dolayısıyla da teşekkürlerimi sunuyorum. Eşi doğum yapmış Diyarbakır’da, eşini çocuğuyla birlikte bırakıp Cizre’ye görevinin başına dönen bu kahraman doktorumuza da teşekkürü bir borç biliyorum.

Yine Hakkâri Çukurca’da görev yaparken şehit olan Ömer Çınar’ın annesinin dosyasına, şehit annesidir, öf bile demeyiniz diyen Doktor Ayşenur Hoş’u da huzurlarınızda tebrik ediyorum. Ayşenur Hanım burada bugün. İşte budur, işte bizi birbirimize bağlayacak olan duygu-his bu. Bir şehit annesinin moralinin bozuk olduğunu fark etmesiyle dosyasının üstüne not düşer Ayşenur Hanım: Şehit annesidir, öf bile demeyiniz. İşte doktorumuzun sadece teknik bir iş değil, teknik bir doktorluk değil aynı zamanda hikmetli bir meslek icra ettiğini gösteren en çarpıcı örnek. Bizler şehit annelerini, şehit babalarını, şehit eşlerini hiçbir zaman, hiçbir şekilde rencide edilmesine izin vermeyeceğiz. Onlar bize şehitlerimizin aziz emanetleridir, o emanetleri her şartta koruyacağız. Buradan bütün şehitlerimize de Van’ın güzel atmosferinden bir kez daha rahmet diliyorum, yakınlarına taziyelerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar; ambulansın bizim dilimizdeki karşılığı cankurtarandır. Şimdi soruyorum; ambulansa, cankurtarana silah doğrultan insan, insan mıdır? Can kurtaracak, yola düşmüş, ona saldırıyorsunuz. Taşıdığı kişinin kim olduğunu bile bilmiyorsunuz ya da biraz sonra alacağı kişinin hangi şartlarda olduğunu bile bilmeden böyle alçakça saldıranlara insan demek mümkün değildir. Hastaneye saldıran kişi insan mıdır? Şimdi Cizre’de birtakım iftiralarla devleti mahkûm etmeye çalışanlar Cizre Devlet Hastanesi’ne bir günde 20 roket atıldığını söylemiyorlar. Roket saldırıları altında vazifesini yapan o kahraman doktorlarımıza, hastabakıcılarımıza, hemşirelerimize yönelik saldırıyı yapanlar insan mıdır? Hekime, hemşireye, eczacıya kurşun sıkan insan mıdır? Bu alçak ruhlar hangi insani değerleri temsil edebilirler. Şırnak Uludere Hastanesine silahla saldıran bir örgüt hangi insani değerleri savunuyor olabilir? Mardin Derik’te, Şırnak İdil’de cankurtarana silahla saldıran alçaklar hangi değerlerin sözcüsü olabilirler? Eminim bunları önce bu bölgemizin halkın mahkûm edecek ve onlara en doğru cevabı, en güçlü cevabı bu bölgede yaşayan aziz vatandaşlarımız verecek. Van’ın İpekyolu’nda ambulansa taş ve molotofkokteyli atan alçaklar, Kürtlerin, bu aziz Kürt kardeşlerimizin haklarına sahip çıkmış olabilirler mi? Benim hangi Vanlı, Diyarbakırlı, Şırnaklı vatandaşım ambulansa molotofkokteyli atan alçağın yanında yer alabilir? Sağlık personelini rehin alan insan, dünyanın hangi ülkesinde, hangi devletinde hoş görülebilir? Görevi başında alçakça katledilen sağlık personelinin kahramanlığını anlatmaya arkadaşlar kelimeler yetmez. Güvenlik görevlilerimiz kahramanca mücadele ederken onların ve sivil halkın yanında doktorlarımız var. Hani filmde söylendiği gibi, siz oradaydınız. Ben teşekkür ediyorum, siz hep zor zamanda bu milletin yanındaydınız, biz de hep sizin yanınızda olacağız değerli doktorlar.

Bütün imkânlarımızla sağlık personelimizin güvenliğini sağlamak üzere tedbirler alıyoruz. Bizim için bu ülkenin her köşesi azizdir, her insanımızın canı bize emanettir. Ülkemizin her karış toprağına hizmet götürmek için hiçbir ayrım yapmadan geceli-gündüzlü çalışıyoruz. Bizim bütün bu gayretimize rağmen teröre destek verenler geçtiğimiz günlerde çatışmaların yaşandığı bölgelerde yaralılara hizmet vermediğimizi iddia ettiler. Bu alçakça bir yalan ve kirli bir propagandadan başka bir şey değil. Biz yaralanmış hiçbir insanı sağlık hizmetinden mahrum etmeyiz, bizim insanlığımızda bunun yeri-karşılığı yoktur. Yaralıyı sağlığına kavuşturur, bir suçu varsa kendisini hukuka sağlıklı bir şekilde teslim ederiz. Bunlar bölge halkının kafalarını karıştırmak için uydurulmuş yalanlardır. Ancak bölge insanı teröriste hiçbir şekilde inanmıyor ve destek olmuyor. Ben buradan bir kez daha, inşallah biraz sonra hastane açılışımızda da vurgulayacağım, ama burada da vurgulamak istiyorum; bu ziyaretlerimizin bir sebebi de bölge insanımıza, vatandaşımıza teşekkür etmek. Bölge insanı bütün bu terör saldırıları karşısında devletin ve milletin yanında olduğunu gösterdi, onlara hiçbir destek vermedi. Van’a geldiklerinde de elleri boş döndüler, bundan sonra da boş dönecekler. Çünkü irfan sahibi, hikmet sahibi, merhamet sahibi bölge insanı, bu kadim kültürün insanı şiddetin, terörün, baskının karşısında dimdik durmaya kararlı olduğunu bir kez daha gösterdi. Bölge halkına teşekkürü bir borç biliyorum.

Türkiye bugünleri aşacak ve bütün gücü ve enerjisiyle hedeflerine kararlılıkla yürüyecek. Biz milletimize hizmet için varız. İnsanlarımızın yüzü gülsün, gönülleri şen olsun diye çalışıyoruz. İnşallah o güzel günlere de hep beraber ulaşacağız. Türkiye mağduriyetler ve mahrumiyetler ülkesi olmayacak, mutluluk ve özgürlük ülkesi olacak. Buna biz inanıyoruz, milletimiz inanıyor. Allah bu ülkeye yardım etsin, yolumuzu açık etsin. Adımlarımızı sabit, kardeşliğimizi baki kılsın.

Değerli kardeşlerim; bizler asırlar boyunca tababet alanındaki çalışmalara öncülük etmiş, şifahaneleriyle bütün milletlere örnek olmuş bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bizler halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi sözünü şiar kılmış sultanlar yetiştirmiş bir milletiz. Her canı aziz biliriz, insana hizmeti ibadet biliriz. Bizim için şifa dağıtan el hayırlıdır, onlar için dualar eder, niyazlarda bulunuruz. Tıp Bayramı vesilesiyle milletimizi temsil eden bütün sağlık çalışanlarımıza şükranlarımızı sunuyorum.

Bu ülkede ne yazık ki geçmişte karda, kışta, zorlu yol şartlarında doktora, hastaneye yetiştirilemediği için hayatını kaybeden nice insanlar oldu. Ben de bu tecrübeyi yaşayanlardan biriydim, benim rahmetli annem de o insanlardan biriydi. Annem Konya’da Torosların dağındaki bir köyden doktora yetiştirilemediği için hayatını kaybettiğinde ben daha 4 yaşındaydım. Keza Sare Hanımın da annesi 7 yaşında bir doğum sonrası vefat etmişti. Şimdi bütün bu tecrübeleri şahsi hayatımızda yaşamış kişiler olarak, sizler de mutlaka benzer olayları, acıları yaşamış kişiler olarak bugün Türkiye’de yaşanan gelişmeleri gördüğümde duygulanmamam mümkün değil. O günlerin Türkiye’sinden bugünlere, dağ köylerinden hamile anne adaylarının helikopterle alındığı ve hastaneye yetiştirildiği, kavuşturulduğu günlere geldik. Kimse aç değil, açıkta değil, sahipsiz değil, kimsesiz değil. Bugün Türkiye sağlıkta öyle bir noktaya geldi ki, artık böyle acı olayları konuşmuyoruz. İnsanlarımız normal şartlarda doktora hastaneye yetiştirilemediği için hayatını kaybetmiyor. Gurur duyuyorum, Dışişleri Bakanlığım döneminde bütün dünyanın da hayranlıkla takip ettiği ve zikrettiği özellikle Somali’de bulunanların bir olayı sizlere nakletmek isterim. Somali’de Mogadişu’nun uzağında bir çölün kenarında çatışmaların arasında kalmış bir TİKA mensubu yaralanır, Bakanımız da hatırlayacaktır. Normal şartlarda o yaralıyı oradan alacak ve en iyi hastane şartlarına getirecek ülke sayısı dünyada azdır. Haber bana intikal ettiğinde Mogadişu’daki Büyükelçimize derhal oradan bulabildiğiniz araçla onu getirebilecek şartları araştırın dedik, bir taraftan da Sağlık Bakanlığımızı haber ettik. Arkadaşlar, birkaç saat sonra ambulans uçağımız Mogadişu’daydı, helikopterle TİKA mensubumuzu Mogadişu’ya getirdik ve sadece uçuş mesafesiyle ilgili olarak 7-8 saat sonra Ankara’daki en lüks hastaneye Somali’nin o metruk bölgesinden memurumuzu getirdik; işte bu, kudretli devlet bu. Kudretli devlet hem teröre haddini bildirir, hem de dünyanın neresinde, hangi köşesinde kalmış olursa olsun vatandaşını alır getirir ve Türkiye’de en iyi hastanede tedavi ettirir. Dünyanın neresinde olursa olsun bu Al Bayrağa gönlünü vermiş, pasaportunda Al Bayrak olan hiçbir vatandaşı aciz bir şekilde, mahrum ve mağdur bir şekilde bırakmadık-bırakmayız. Ve yine sağlık hizmetleri bağlamında gururla ifade ediyorum; Gazze’den getirdiğimiz hastaları gördüğümde, zor şartlarda Kuzey Irak’tan, Kerkük’ten, Suriye’den gelmiş hastaları ziyaret ettiğimde, terör saldırıları esnasında yaralanan, Çınar’da yaralanan çocuğumuzu hastanede ziyaret ettiğimde o çocuğumuzun yanı başında da Halep’te yaralanmış, vücudu yanmış bir çocuk yatıyordu. Öte tarafında Bayırbucak’tan gelmiş bir başka çocuk yatıyordu, İdlip’ten gelmiş. O çocuklar bizim çocuklarımız hepsi ve elhamdülillah ki o çocuklara elini uzatabilen kudretli ve şefkatli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Bizim bu kudretimiz ve şefkatimiz hem ülkemize, hem de dünyaya bu merhamet elimizin uzanmasına vesile teşkil ediyor. Bütün bu hizmetlerde gayreti, emeği geçmiş sağlık çalışanlarımıza da teşekkür ediyorum. Artık insanlar ay-yıldızı gördüklerinde şifayı görüyorlar, merhameti görüyorlar, rahmeti, bereketi görüyorlar.

Her alanda 2002 öncesinde hayali bile kurulamayan bir gelişme gösterdik, büyük atılımlar gerçekleştirdik. Yıllar yılı bir türlü düzene sokulamayan, vatandaşımıza şifa yerine eziyet veren sağlık sistemimiz bugün tıkır tıkır çalışıyor. Geçen 14 yıl içinde sağlıkta bir devrim gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde gerçekleştirilen bu büyük sağlık atılımlarına bugün de biz aynı kararlılıkla devam ediyoruz. İnsanlarımız bugün çok daha yüksek standartlarda sağlık hizmetini çok daha insani şartlarda alıyor. Türkiye’de ve dünyada çağdaş standartlarda sağlık hizmeti vermek ve her gün hizmetlerimizi daha da geliştirmek konusunda kararlıyız.

Değerli kardeşlerim; az önce de ifade ettim; AK Parti olarak 14 yıldır sağlık alanında yapılacak atılımları en öncelikli meselelerimiz arasında gördük. 14 yıl boyunca önce insan, önce sağlık dedik ve en büyük yatırımlarımızı sağlık sektörüne ayırdık. Hükümetlerimiz döneminde bütçenin ilk sıralarına daima sağlığı aldık; birincisi eğitim, ikincisi sağlık, hep böyle oldu. Bu yıl kamu sağlık harcamalarına ayrılan kaynağı 95 milyar lira ile 2015 yılına göre 2015 yılına göre yüzde 18 oranında artırdık.

Sağlıkta şiddete sıfır tolerans dedik. Bugün Tıp Bayramı gibi özel bir günde siz hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza güzel müjdeler vermek için buradayım. Taleplerinizi, sıkıntılarınızı etüt ettik ve bu alanlarda elimizden imkânlarla Sayın Bakanımızla birlikte çözümler ürettik.

İlk olarak, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ciddi önlemler alıyoruz. Hazırladığımız genelge ve eylem planıyla sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan hasta ve hasta yakınları kolluk güçlerinin yetkisinde olan gözaltı uygulamasına maruz kalacaklar. Sağlık çalışanlarımızın maruz kaldığı şiddet olaylarında yaşadıkları travmanın en aza indirilmesi için de tedbirler alıyoruz. Bu tür olaylarda yasal işlemlerin takibi amacıyla ifadeleri çalıştıkları sağlık tesisinde alınmasına yönelik gerekli tedbirleri kararları aldık. Son derece azami özen gösterilecek. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanacak protokol ile sağlık tesislerinden ve özel güvenlik personelinin koordinasyonundan polisimiz doğrudan sorumlu olacak.

Sağlıkta şiddet olaylarının yüzde 70’inin sözel şiddet kapsamında tehdit ve hakaret oluşturduğunu tespit ettik. Bu durumda da sağlık çalışanlarımızı korumak amacıyla Türk Ceza Kanununda yapılacak düzenlemeyle sağlık çalışanlarına yapılacak tehdit ve hakaret suçlarında var olan tutuklama yasağını kaldırıyoruz. Yani sağlık çalışanlarına, hizmet eden, şifa dağıtmaya çalışan sağlık çalışanlarına tehdit ve hakaret edenler de tutuklama cezası alacaklar. Bunu yaptıktan sonra serbest bir şekilde başlarını alıp çekip gidemeyecekler.

Tabii bir travma yaşayan hasta yakınlarının halini anlarız, ama o anda o travmaya cevap verecek olan doktorun kendisidir. Doktorun moralini bozduğunuz zaman, hemşirenin moralini bozduğunuz zaman sizin hastanıza şifa verecek mecalleri kalmaz. Bütün hasta yakınlarına sesleniyorum; doktorlar sizin rakipleriniz, hemşireler sizin bir şekilde sorun yaşadığınız kişiler değil. Her bir doktor, hemşire ve sağlık çalışanı sizin yakınınız için elinden gelen çabayı sarf ediyor. Bütün hasta yakınlarımıza doktorlarla birlikte bu zor süreci paylaşmayı, ama asla doktoru bu anlamda dinlemeden, anlamadan mahkûm etmemelerini rica ediyorum. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı hastaneleri yanında üniversite ve özelde çalışan tüm personele yönelik işlenen şiddet fiilleri memurlara karşı işlenen suçlar gibi ceza artırımına tabi olacak. Biz buna tolerans gösteremeyiz. Son yıllarda yaşadığımız artan şiddeti kesinlikle durduracağız, kesinlikle doktorlarımız ve çalışanlarımız huzur içinde bu asil mesleklerini icra edecekler.

İkinci olarak; sağlık çalışanlarımızın özlük haklarına yönelik iyileştirici düzenlemeler yapıyoruz. Kamudan emekli olan hekim ve diş hekimlerimizin emekli aylıklarının devlet memurlarına göre düşük kaldığının farkındayız. Yapılan yasal düzenleme ile hekim ve diş hekimleri için emekli aylıklarının –dikkat ediniz- 2100 liradan 3100 liraya, uzman hekimlerde ise 2580 liradan 3250 liraya çıkarılmasını sağlayacağız. Dolayısıyla emeklilik şartlarında çok ciddi bir düzenlemeye bu anlamda gidiyoruz. Ayrıca, sağlık çalışanları için de emekli maaşı artışları için yeni bir çalışma yapacağız. Bu haktan halen emekli olanlar ile kanun yürürlüğe girdikten sonra emekli olacaklar da yararlanacaklar. Ayrıca, hekim ve diş hekimlerinin, dul ve yetimlerinin de söz konusu artışlardan yararlanmalarını sağlayacağız.

Değerli kardeşlerim; sağlık çalışanlarının çalışma şartlarının zorluğunu bir hekim eşi olarak en iyi bilen kişilerden biriyim. Beşir Bey de bir hekim eşi olarak Van Milletvekilimiz o da bunları yaşamıştır. Çoğu zaman, Dışişleri Bakanlığı döneminde daha az oldu, ama Başdanışmanken dahi, profesör olduğum dönemde de gece yarısı Sare Hanım doğuma gittiğinde ben de elime bir kitap alıp o doğumda eşinden güzel haber bekleyen hamile hastanın eşiyle birlikte dışarıda kitap okurdum. O hamile eşinden haber bekliyor, ben de Sare Hanım işini bitirsin de eve gidelim diye. Gecenin yarısı elimde kitap orada okurdum. Dolayısıyla hekimlik, aynen siyaset, devlet adamlığı gibi aileyle birlikte yapılan bir meslektir. Bu vesileyle hekim eşlerini de unutmayalım, onlar da bir teşekkürü hak ediyor bizim gibi.

Zor şartlarda çalışıyorsunuz, nöbetler oluyor, aciller, özellikle onkoloji gibi şifa bakımından zorluk yaşayan hastalara ilgi noktasında çok acıları, hüzünleri birlikte paylaşıyorsunuz. Bu çerçevede sizin şartlarınızı iyileştirmek bizim bir görevimiz. Bunun için de üçüncü iyileştirmeyi sağlık çalışanlarının çalışma şartlarında gerçekleştiriyoruz. Sağlık şartlarının unvanına ve çalıştığı sağlık tesisinin mülkiyetine bakılmaksızın tüm sağlık çalışanlarımız fiili hizmet zammından tuttuğu nöbet saatine göre 15 gün ile 90 gün arasında bu haktan yararlanacaklar. Bu haktan yararlananlar 3 yıla kadar erken emeklilik hakkı elde etmelerinin yanı sıra 3 yıl fazla ikramiye ve emekli aylıkları bağlanma oranlarında artış söz konusu olacak. Hekim sayısının yetersizliği nedeniyle Sağlık Bakanlığında çalışan hekimler için emeklilik yaşının 67’ye çıkarılması konusunda da yeni bir yasal düzenlememiz var. Hekimin isteği, idarenin de onayı ile bu yaş her yıl 1 yıl artırılarak 72 yaşa kadar çalışma hakkı elde edilmiş olacak. Hekimlerimiz nöbetlerden itibaren, ihtisastan itibaren zaten zor şartlarda çalıştıkları için ve sürekli dinamik çalıştıkları için 72 yaşında da Allah’ın izniyle şifa dağıtacak bedensel ve zihinsel kabiliyete sahiptirler, biz buna inanıyoruz. Özellikle terör ve mücbir sebeplerle olağan hasta sayısındaki azalma nedeniyle yaşanan döner sermaye gelir kayıplarının telafi edilmesi suretiyle güç şartlarda hizmet sunan sağlık personelimizin mali açıdan mağdur edilmelerinin önüne geçiyoruz.

Ülkemiz, sağlık hizmeti sunumunda hekimlerimizin ve hastanelerimizin sağladığı başarı, artık tersine bir sağlık turizmini başlatmış ve dünyanın ilk 10 sağlık turizmi destinasyonu arasında yer almayı başardık. Hem şifa dağıtıyoruz bize gelen misafirlere, hem de ülkemize gelir sağlıyoruz. 25 öncelikli dönüşüm programının işlerinden biri de, turizmden sağlık turizmine geçişti. Burada Sağlık Bakanlığımız ve Turizm Bakanlığımız arasında yoğun bir çalışma var. Kurulacak olan sağlık turizmi başkanlığı ile 2023 yılında 20 milyar dolar döviz girdisi sağlayarak ülkemizin refahına ve istihdamına önemli bir katkı yapmayı hedefliyoruz. 2008 yılında 74093 olan uluslar arası hasta sayısı, 2014 yılında arkadaşlar yaklaşık 500 bine yükseldi, yani 500 bin insan yurt dışından Türkiye’ye gelerek, sizlere güvenerek, Türkiye’deki sağlık sistemine güvenerek kendilerini Türk doktorlarına emanet ettiler. 2014 yılı uluslar arası hasta sayıları 2013 yılıyla karşılaştırıldığında, gelen toplam uluslar arası hasta sayısında yüzde 21’lik bir artış gerçekleşti. 2010 yılında Türkiye’ye gelen uluslar arası hasta sayısı yaklaşık 110 bin iken, 2013 yılında bu sayı 300 bin seviyelerine ulaştı. Dünyanın dikkat ve hayranlık ile izlediği şehir hastanesi projeleri birer birer faaliyete girmeye başlayacak. Burada da bu modelin işlemesi için hepinizin desteğine, gayretine ihtiyacımız var. İnşallah önümüzdeki 1 yıl içinde Mersin, Isparta, Yozgat ve Ankara Bilkent şehir hastaneleri bu güzel ülkemizin her bir karış toprağındaki onurlu insanlarına kapılarını açacak. Ayrıca, şehir hastaneleri projeleri dışında yeni sağlık tesisleri inşa edip 55 bin hasta yatağı kapasitesini yeniliyoruz.

Değerli arkadaşlar; vatandaşlarımız son 14 yılda sağlık alanında yapılan tüm çabaları takdirle karşıladı. Sağlık hizmetlerinden duyulan memnuniyet yüzde 39’larda iken, yapılan son araştırmalarda bu oran 2014’te yüzde 70, 2015 yılında ise yüzde 73 olarak gerçekleşti. Öncelikli dönüşüm programlarımızda sağlık sektörüne ayrı bir parantez açtık. Sağlıkta daima en ileri teknolojilerde hizmet vermeyi amaç ediniyoruz. Ülkemizde sağlık alanında kamu, üniversite, özel vesaire çalışan sayısını 378 binden 839 bine yükselttik. Nüfusumuz iki misline çıkmadı bu dönemde, ama sağlık çalışanımız iki misline çıktı. Hekim sayımız ise 92 binden 141 bine çıktı. 2002 yılında ülkemizde 38 tıp fakültesi vardı, bugün ise 32’si vakıf, 71’i devlet olmak üzere 103 tıp fakültemiz var, 38’den 103’e. Buradan da ifade edeyim, üniversitelerimizin ve tıp fakültelerimizin sorunlarıyla da doğrudan yakından ilgilenmeye devam edeceğiz. YÖK Başkanımızla, Sağlık Bakanlığımızla, Milli Eğitim Bakanlığımızla yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ayrıca doktorlarımızla da bir sohbet atmosferinde, bir aile atmosferinde biraraya geldik, gelmeye devam edeceğiz.

Bu tıp fakültelerimizde yaklaşık 12 bini kadın olmak üzere 28.722 öğretim elemanı görev yapıyor ve 71.805 öğrenci öğretim görüyor. Burada özellikle de Kadınlar Günü’nü de bu hafta içinde kutladığımız için, erkek doktorlarımız, çalışanlarımız kusura bakmazlarsa, hanım doktorlarımıza, hemşirelerimize, hastabakıcılarımıza hassaten teşekkür ediyorum.

Kadınlarımıza her meslek yakışır, ama doktorluk ayrı bir yakışıyor. Çünkü kadınlarımızın merhametli elleri vatandaşlarımıza şifa dağıtmak konusunda bir anne hassasiyetiyle yaklaşıyor.

2003-2015 yılları arasında 810 adet hastane ve yeni bina yaptık. Yine aynı dönemde 1775 adet birinci basamak sağlık tesisi inşa ettik. Böylece toplamda 2585 adet sağlık tesisini ülkemize kazandırdık. 2003 yılında sağlıkta dönüşüm programını uygulamaya koyduk. Başta SSK olmak üzere kamu hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devrettik. Dar gelirli kesimlere yönelik olarak Yeşil Kartlı vatandaşlarımızın haklarını genişlettik. Yeşil Kart sahiplerinin ayakta tedavi kapsamında görecekleri sağlık hizmetleriyle ilaç giderlerini karşıladık. İlaçtaki KDV oranını düşürdük ve ilaç fiyatlandırma sistemini değiştirdik. Böylece ilaç fiyatlarında önemli oranda indirim sağladık.
İktidara geldiğimizde 6389 olan kamu hastanelerimizdeki nitelikli yatak sayısı bugün 48 bini geçti, takriben 8 misli. 2023 yılında toplam 168 bin hasta yatağını nitelikli hale getirerek sağlık yapısını yenilemiş, sektörde lider bir ülke olmayı hedefliyoruz. 2002 yılında kamu hastanelerimizdeki yoğun bakım yatak sayısı, gerçekten hayretle bugün hatırladığımız bir sayıdır, yoğun bakım yatak sayısı 869’du, sadece 869. 81 vilayete böldüğünüzde 1 vilayete takriben 10 yatak düşüyor yoğun hasta bakımı. Bugün ise bu sayı 12484.

Reçete bilgi sistemini de geliştirerek uygulamaya koyduk. Aile hekimlerine reçeteleriyle ilgili olarak aylık bilgilendirmeler yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında güvenlik görevli sayısını bugün itibariyle 20 bine çıkardık. Hastanelerimizde ve sağlık tesislerimizde kamera sistemleri kurduk. Sağlık çalışanlarına şiddetin azaltılması için toplumsal farkındalık çalışmalarını yürüttük. Sevgi En İyi İlaçtır, İyi ki Varsın ve Şifa Veren Ele Vefa temalı kampanyalar düzenlendi. Bu sene de sağlık çalışanlarına yönelik şiddete duyarlılık kapsamında şifa veren ele vefa kampanyası sürdürülecek. 2010’da sabit döner sermaye gelirlerinden emeklilik primi kesilerek hekimlere ikinci bir emekli aylığı elde etme imkânı getirdik.

Birçok meslekte yıpranma payı, fiili hizmet zammı talepleri söz konusu, sağlık alanında da bu talepler var. Bu taleplerin varlığını biliyorum, farkındayız, yıpranmayla ilgili olarak talepleri biraz önce zikrettiğim özlük haklarıyla birlikte değerlendirdiğimizde inşallah imkânlarımız nispetinde yeniden sonuçlandıracağız, değerlendireceğiz. Özellikle ayda belli saat nöbet tutan hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız için fiili hizmet zammının mahiyeti konusunda çalışmalarımızı hızlandırdık. İnşallah kademeli ve basamaklı bir şekilde bu çalışmaları en kısa sürede tamamlayacağız. Bu konuda kanun tasarısı Pazartesi günü Bakanlar Kurulunda görüşülecek.

Değerli arkadaşlar; bu ülkenin her köşesine hizmet götürmek için geceli-gündüzlü çalışıyoruz. Biz halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğunun şuurunda olan insanlarız. Bu şuur ile güzel şehrimiz Van’a, şehri irfan diye adlandırdığımız Van’a 14 yılda 20 milyar yatırım ve destek sağladık. Bunun içinde sağlık yatırımları, sağlık hizmetleri büyük yer tutuyor. Bakınız bu zaman zarfında Van’da 67 sağlık tesis inşa ettik. Van’da ambulans sayısı, şimdi sorsam muhtemelen birçok doktor arkadaşımız hayretle karşılayacaktır, 2002’de kaçtı biliyor musunuz? Ambulans sayısı bütün Van’da sadece 3’tü, bütün Van’daki ambulans sayısı sadece 3’tü. Şu anda ambulans sayımız 66, 22 kat fazla. Nitelikli yatak sayısı ise sadece 12 idi, şu anki nitelikli yatak sayısı 606. Bugün bu programın hemen ardından Van merkezde 500 yataklı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Kardiyovasküler –gördüğünüz gibi doğru telaffuz edebiliyorum- Kardiyovasküler Cerrahi Hastanesinin açılışını yapacağız. Ayrıca aralarında şehir hastanesinin de olduğu 37 sağlık tesisi daha yapacağız.

14 yılda sadece sağlık alanında değil her alanda Van’da büyük bir değişim yaşadık. Nerede bir ihtiyaç varsa devlet olarak o ihtiyacı gidermek için imkânlarımızı seferber ettik. Biraz önce tanıtımda vardı, Van depremi olduğunda Beşir Bey de, bizler de o sırada hasbelkader ikinci Van depreminde buradaydık, halkımızın yanındaydık ve Van’ı yeniden inşa ettik. Özellikle burada bunu zikretmek istiyorum. Bugün eminim bu terör olayları sebebiyle yakılan-yıkılan Sur, Silopi ve Cizre’yle ilgili birtakım negatif propagandalar yöneltilecek. Oradaki bazı görüntüler üzerinden Türkiye’yi itham etmeye kalkanlar da çıkabilir. O görüntülerin müsebbibi bölücü terör örgütüdür. Oraları silah deposu haline getirerek oradaki vatandaşımızı gece kapınızı dahi açık tutacaksınız, biz istediğimiz zamanda gireceğiz diyerek kapılarını açık tutup vatandaşlarımızın şerefiyle oynayarak, vatandaşlarımızı tehdit ederek oraları bir terör yuvası haline getirdiler, tabii devlet olarak buna sessiz kalamazdık, gereğini yaptık. Ama şu da bilinsin ki; Van’ı örnek olarak gösteriyorum; nasıl deprem felaketinden sonra Van’ı kısa bir sürede 28 bine yakın yeni konut inşa ederek yeniden inşa ve ihya etmişsek, Silopi’nin her sokağını, Cizre’nin her sokağını, Sur’un her taşını koruyacak ve yeniden inşa edeceğiz. Yeni Silopi, yeni Sur, yeni Cizre eskisinden daha güzel olacak. Yıkık tek bir ev bırakmayacağız, tek bir ev bırakmayacağız. Açta ve açıkta tek bir vatandaş bırakmayacağız, Van depremi işte şahidimizdir, biz söyledik mi gereğini yaparız. Van depreminden sonra tek bir vatandaşımız aç ve açıkta kalmadı. Hiç kimse yerine eskisinden daha güzel ev almamış vatandaş kalmadı. İşte göreceksiniz, inşallah en kısa sürede, önümüzdeki aylar içinde Devlet Bakanımız Cevdet Yılmaz da bölgede, sürekli mesaini bölgede geçiyor, bütün arkadaşlarımızla seferber haldeyiz, yeni Silopi, yeni Cizre ve yeni Sur eskisi kadar güzel, eskisi kadar kültürümüzü yansıtan özellikleriyle gıpta edilen şehirler haline gelecek.

Yine Van’da sağlık dışında, Van depremindeki inşa faaliyetleri dışında çok geniş kapsamlı atılımlar gerçekleştirdik. Van’a 14 yılda 24298 öğretmen atadık, sadece Şubat ayındaki 30 bin öğretmen atamamızdan 1059 öğretmenimiz Van’da mesleğe ilk adımlarını attı. Bu meslektaşlarıma da, öğretmenlerimize de başarılar diliyorum.

Van’ı 2008’de doğalgaz konforuyla tanıştırdık. 3,5 milyon fidan diktik, 400 bin hektar araziyi sulamaya açtık ve toprakları bereketlendirdik. İnşallah bu rakam 2019’da yaklaşık 590 bin hektar olacak. Karasu ve Gürpınar Sulama Alanının da dahil olduğu 7 sulama projesini tamamladık ve Morgedik Barajını hizmete aldık. Depremden sonra büyük sıkıntı olan içme suyu problemini kökünden çözdük. Su sıkıntısı olan bazı ilçelerin, beldelerin ve 17 adet köyün 2045 yılına kadar su ihtiyacını karşıladık. Bu kapsamda şehir merkezi ve TOKİ konutlarına yıllık 76 milyon metreküp içme suyu sağladık. Bugüne kadar 25172 konut tamamladık ve Van depreminden hemen sonra 17489 konut daha inşa ettik, toplamda Türkiye’de en fazla konut inşa ettiğimiz yerlerden birisi Van oldu. Vanlı çiftçilerimize 1 milyar Türk Lirası nakit ödeme yaptık. 393 milyon Türk Lirası hayvancılık desteği verdik. Bu desteklerle Van’daki büyük ve küçükbaş hayvan varlığı sayısı 146 binden 3,2 milyona ulaştı. Ve özellikle çözüm süreci döneminde de, halkımızın barış ve huzur istikrarının sağlandığı dönemlerde bu hayvancılıktaki artış hepimizin gözünün önünde cereyan etti. Yine şimdi de söylüyorum; bütün yaylalar, bütün vadiler, bütün güzel ırmaklarımızın kenarlarında inşallah yeni bir baharı insanıyla, hayvanatıyla, nebatatıyla herkesin mutluluk içinde olduğu yeni bir dönemi başlatacağız. 486 kilometre bölünmüş yol yaparak bölünmüş yol uzunluğunu tam 14 kat artırdık. Van’ı Bitlis’e bölünmüş yollarla bağladık. Ferit Melen Havalimanına yeni bir terminal binası kazandırdık. 14 yılda yolcu sayısı 144 binden 1 milyon 400 bine ulaştı. Akdamar Kilisesinden Hoşap Kalesine, Van Kalesine kadar 19 adet restorasyon çalışması yaptık. Van’ı cazibe merkezi yapmak için ilk adım olarak Abalı Kayak Tesisini yaptık. Tuşpa Fuar ve Kongre Merkezini hizmete aldık. Urartu Müzesini tamamladık. İnşallah yeni yatırımlar da yapacağız. Tekstilkent Projesini bitirdik, şimdi yollarını yapıyoruz, burada 7500 Vanlıya istihdam sağlayacağız.

Vanlıyız, şanlıyız, Van’ı daha da şanlı kılmaya kararlıyız inşallah.

17 gölet ve sulaması, 7 taşkın koruma tesisi, 3 spor tesisi yapacağız. 2 bin metre uzunluğunda Bahçesaray kar tünelini yapıyoruz. Sizlere sözünü verdiğimiz Van Çevre Yolu, Edremit Çevre Yolu ile Van-Şırnak Yolunun yapımı için de kolları sıvadık.

1986’da yapımına başlanan Erciş-Muradiye-Çaldıran Yolunu biz yapıyoruz. 203 kilometrelik Van-Hakkâri Yolunu da bölünmüş yol yapacağız. Kuskunkıran Tünelinin ikinci tüp geçişine de bu sene başlıyoruz. Kapıköy Gümrük Kapısının yenilenmesi için çalışmalarımız süratle devam ediyor. İran ziyaretimizde en çok üzerinde durduğumuz konulardan biri Kapıköy geçiş kapısıydı.

Çaldıran ilçemize müjdemizi verelim, Çaldıran Çubuklu Barajının inşaat ihalesini bu sene yapıyoruz, hayırlı uğurlu olsun.

Değerli kardeşlerim; gördüğünüz gibi her alanda Türkiye’nin her yerinde biz milletimize hizmet için varız. İnsanlarımızın yüzleri gülsün, gönülleri şen olsun diye çalışıyoruz; aynen sizin gibi, doktorlarımız gibi. Hep beraber çok daha büyük hedeflere yürüyoruz, yürüyeceğiz. Türkiye mağduriyetler ve mahrumiyetler ülkesi olmayacak. Biraz önce söylediğim gibi mutluluk ve özgürlük ülkesi olacak.

Nevruz yaklaşıyor, Nevruz’u buradan selamlıyorum. Ve Nevruz’u kim kan, şiddet ve terör ile anmak isterse karşısında Türk, Kürt, Sünni, Alevi hep beraber duracağımızı da ilan ediyorum. İnşallah hem bedenen, hem ruhen nice sağlıklı nesiller yetiştireceğiz ve bu nesilleri birbirine kardeş kılacağız. Buna biz inanıyoruz, milletimiz inanıyor. İnşallah önümüzdeki dönem kardeşliğimizin pekiştiği, devlet-millet birlikteliğinin arttığı, yaralarımızın sarıldığı, genç nesillerin geleceğe umutla, ümitle baktıkları bir dönem olacak.

Allah yolumuzu açık etsin, bu ülkeye yardım etsin. Doktorlarımızın ellerine şifa kudreti versin diyorum. Allah’a emanet olun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin