Ana Sayfa Duyurular Aile Hekimliğinde Performans ve Ceza Kesintileri

Aile Hekimliğinde Performans ve Ceza Kesintileri

237
0
Paylaş

Dr.Nur Ata Deniz & İstahed Yön.Kur.Üyesi , yazısı:  

Ülkemizde 7 yıl önce Düzce’de pilot olarak başlayan Aile Hekimliği uygulaması 01.01.2011 tarihinden itibaren yurt çapında genelleştirilerek Aile Hekimliğine geçilmiş ve 20.000’den fazla aile hekimi ve aynı sayıdaki aile sağlığı elemanı ile tüm vatandaşları kapsayacak biçimde Sağlık Ocağı uygulamasının yerini almıştır.

      Özellikle büyük şehirlerdeki nüfus patlamasının yol açtığı düzensizlik, etkisini en çok sağlık alanında kendisini göstermeye başlamış, 1965’lerde çok iyi niyetlerle değerli hocamız Prof. Nusret Fişek’in önderliğinde hazırlanan Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu planı 21nci yüzyılda Ülke çapında tıkanma noktasına gelmesiyle birlikte alternatif yeni çıkış yolları aranmaya başlamıştır.

         Aile Hekimliği uygulamasını sağlık sistemi için bir çıkış yolu olarak görerek asistanlığa başlayan bugünün Aile Hekimliği Uzmanları 25 yıldan fazla bir süredir bu işin içinde yer almayı bilinçli olarak düşünmüşler ve yola koyulmuşlardır.

       Aile Hekimliği uygulamasının başlamasıyla birlikte, onu sürdürülebilir kılmak için Sağlık Bakanlığı sık sık değişen yönetmelikler oluşturmuştur. Mayıs 2010 tarihinde mevcut yönetmeliğimizin ana yapısı olan yönetmeliğimiz ortaya çıkmış, maddelerinden bir kısmı değişikliğe uğramakla birlikte değişmeyen kısımların başında Aile Hekimlerine uygulanacak “CEZALAR” ve ” PERFORMANS KESİNTİLERİ” olmuştur.

      Ceza, öngörülen bir “SUÇ”a karşı tedbir olması amacıyla “POTANSİYEL SUÇLUYA” karşı uygulanacak yaptırımları içeren bir kavramdır. Oysa, hekimlik tarihinin başından itibaren doktorlar bu kavrama en uzak durma eğiliminde insanlar olarak görülmüşler, savaş sırasında bile kendisini de öldürme ihtimali olan düşman askerine dahi, onun da insan olduğunu hiçbir zaman unutmayarak ona bizzat sağlık hizmeti vermeyi görev sayan bir meslek kitlesidir. Bırakın kendi ülkesinin minicik bebeklerine zarar vermeyi, düşman askerine bile insan gözüyle bakarak sağlık hizmeti veren birisi salt yönetmelikte ceza maddesi var diye kasıtlı olarak “aşı yapmamak”, “bebek ve gebe izlememek” gibi bir suçu öncelikle vicdanına hesap veremez.

      Aile Hekimleri maaşlarından 500 TL kesilmesin diye değil, insanlıklarından ve mesleklerinden gelen bir öğreti ile geleceğimizin güvencesi bebekleri ve onları doğuran annelerini izliyor, onları aşılıyorlar.

      Aile Hekimlerinin söz konusu kesintilere maruz kalmasının en önemli nedenlerden başlıcaları nüfus dağılımının dağınıklık, inanılmaz hızdaki şehilerarası ve şehiriçi göçler nedeniyle oluşan ve bildirilmeyen adres değişiklikleri ve kişilerden veya saptayan kişilerden kaynaklanan gebeliklerin bildirilmeyişidir. Yönetmelikte Aile Hekiminin poliklinik ve koruyucu sağlık hizmet saatlerini kendisinin belirleyeceği açıkça vurgulanmasına rağmen bizlerden bir yandan mesaimizin tamamını poliklinik hizmeti vermemize yönelik baskı yapılırken, diğer yandan da kayıpsız olarak veri girmemiz, birinci basamak koruyucu hizmet vermemiz, dedektiflik yapmamız ve mesai sonrası da ertesi gün ağarıncaya kadar da hiç üzerimize vazife değilken belediye doktorluğu ile adli tabiplik yapmamız istenmektedir.

      Yaptıkları aşılar ile izledikleri gebe, lohusa ve bebekleri bildirmek ile ilgili olarak özel ya da resmi hastane veya özel muayenehane doktoruna hiçbir yaptırım uygulanmamasına karşın bizlerin adeta dedektiflik yaparak bu çok özel ilişkiler neticesinde oluşan bilgileri ortaya çıkarmamız istenmekte, çeşitli sosyal ve kişisel dirençler nedeniyle ortaya çıkarılamayan bu bilgileri edinip veri olarak Bakanlığa gönderemediğimiz takdirde cezalandırma ile karşı karşıya bırakılıyoruz. Bunu adil bulmadığımızı baştan söylemeliyim.

       Bildiğiniz gibi, Aile Hekimlerinden, çoğu bizim inisyatifimiz dışında gelişen  bebek ve gebe izlemleri ile aşıların eksiklikleri nedeniyle “Negatif Performans” adı altında kesinti yapılmaktadır. En son edinilen bilgilere göre Haziran 2012 tarihi itibariyle bunlara “Çocuk” izlemleri de ekleniyor. Kaydımızda olan 20-30 bebeğin izlemlerinin değil ama onları bulup çıkarma faaliyetinin Aile Hekimlerinin ne kadar mesaisini aldığı ortadadır. Bunlara bir de söz konusu sayının 5-6 katı sayıda  “çocuk dedektifliği”ni – izlemi demiyorum, bizi yoran şey dedektiflik yapmaktır- eklediğimizde mesai içindeki poliklinik sürelerini gözden geçirmek gerekeceği oratadadır.

      Ceza, insanlık tarihi boyunca gerek edebiyat, gerek diğer sanat dallarında hiç gündemden düşmemiş. Çünkü “Suç” ve “Ceza” neden-sonuç ilişkisi içinde ilkel topluluklardan başlayarak günümüze kadar hep yaşamımızın içinde yer alan bir şey. “Göze göz” uygulamasından vazgeçilip “göze hapis cezası” uygulamasına geçiş için uzunca bir süreç yaşanmış. Günümüzde uygulanan modern hukuk dahi hala suçun önlemini alabilmiş değil.

Bakalım Türk Ceza Kanunu’nda neler var konuyla ilgili;

TCK
KAST
Madde 21 – (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. ( Kasıtlı olarak aşıların ve izlemlerin yapılmadığı mı düşünülüyor? )

ADALET VE KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK İLKESİ
Madde 3 –
Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz. (Aile hekimlerinden istenen şeyler için diğer hekimlere, memurlara, polislere, askerlere muafiyet mi tanınmakta? Tanınmıyorsa, mahallemizde oluşan hırsızlık vakaları , ya da mahkemelerde veya vergi ve tapu dairelerinde yapılan hatalar için bizim bilmediğimiz bir performans kesintisi mi var? )
Suçta ve cezada kusur ilkesi

       Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Bu ilkeden de ancak fiili bizzat işlemiş failin cezalandırılabileceği ilkesi türetilmiştir. Bu ilke de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” (Adres değişikliği,Gebelik bildirimi, doğum, aşı, izlem gibi bilgilerin onları gizleyenler veya saptayıp da Aile Hekimlerine bildirilmemeleri nedeniyle oluşan veri eksikliklerinin hesabı Aile Hekimlerinden mi sorulmalıdır?)

ÇÖZÜM: POZİTİF PERFORMANS UYGULAMASINA GEÇİŞ

      Biz hekimler insanların sağlığını bozmak değil, onların fiziki ve ruhsal açıdan tam sağlıklı olmaları için bu mesleği seçtik. Ülkemizin sağlık seçeneği olarak Aile Hekimliğini önceden görerek 27 sene önce Aile Hekimliği asistanlığına başladık. Türkiye’nin ihtiyacı olan Aile Hekimliği Uzman sayısının ancak onda birinin var olması ve geçiş dönemi olması nedeniyle uygulamanın daha fazla geciktirilmemesi için çok değerli pratisyen hekim arkadaşlarımızın daha sonra eğitimlerinin tamamlamasına büyük oranda karşı çıkmadan birlikte barış içinde uygulamada yer aldık. Aşılama ve izlem oranlarının, İstanbul gibi bir metrolpolde dahi %100’lere yakın bir oranda oluşunu ücretlerimizden 500TL kestirmemek için yapmadığımızı söylemek istiyorum. Uygulamanın gelişmesi için TAHUD, AHEF, İSTAHED gibi sivil toplum kuruluşları oluşturarak Bakanlıkla yakın ilişkiler kurduk. Sistemin aksaması için değil, ilerlemesi için mücadele veriyoruz çünkü güzel ülkemizin bunu hakettiğini düşünüyoruz.
      Hal böyleyken, bizlere, yukarıda sayıdığımız ,bizim dışımızda gelişen bazı nedenlerle cezalar verilmesini haketmediğimizi düşünüyoruz. Bebek-Çocuk, Gebe izlemleri elbette olmalı. Aşılar konusunda tüm dünyaya örnek olmalıyız. Ama bunu cezalandırma yoluyla değil, Türk hekimleri öyle istediği için, halkımıza değer verdiğimiz için  yapmalıyız. Ceza görme endişesi ile değil.
     1- Bu nedenle, cezaların kaldırılıp, yerine İngiltere’de, İrlanda’da, Hollanda’da, Polonya’da, Almanya’da olduğu gibi pozitif performans getirilmesini öneriyoruz. Pozitif performans için, kronik bir hastalığın ilk teşhisi, aşılama ve izlem oranlarının tam oluşu gibi maddeler akla ilk gelenlerdir. Bunları çeşitlendirmek için Aile Hekimliğini getirerek reform gerçekleştirmiş olan Bakanlığımızın sahadaki Aile Hekimlerinin temsilcisi olan derneklerimizle yakın plan çalışması, sahaya daha fazla  kulak vermesinin yeterli olacağını, Bakanlığımızın bizleri artık, gerçekleştirdiği reformun bir gereği olarak, “memuru” değil,  “iş ortağı” olarak algılama zamanının geldiğini ,
     2- Haziran 2012 tarihi itibariyle çocuk izlemlerinin de başlatılmasıyla birlikte ortaya çıkan zaman darlığı, asli görevimiz olan birinci basamak koruyucu hekimliğimizi yapmamıza engel oluşturmaktadır. Bizler, gereği gibi koruyucu hekimlik yapacaksak, ki bu elzemdir, Poliklinik süreleri konusunda Bakanlığımızın baskı yapmaması, aksine, Poliklinik hizmetinin “aralıksız sürdürülmesinde ısrarcı olmayıp günlük azami 4 saat ile sınırlı olmasını zorunlu hale getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Aslında bu bizzatihi bakanlığın getirmesi , 6-7 saat poliklinik yapan Aile Hekimine hesap sorması gereken bir durumdur.

kaynak: istahed.org

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin