Ana Sayfa İlaç Sektörü İlaçta Keşifler Çağı Sona mı Erdi?

İlaçta Keşifler Çağı Sona mı Erdi?

92
0
Paylaş

Ama bugün pazara yeni bir ilaç sunmanın maliyeti 15 yıllık bir süreçle yaklaşık 1 milyar dolar.

Bütçelerin kısılması ve zorlu bilimsel süreçlerin sahneye çıkmasıyla sanayii pek çok krizle karşı karşıya.

Akademisyenler ve hasta grupları gelecekte karşılaşacağımız hastalıkları tedavi edebilecek ilaçlarımız olmayacağından endişeli.

Geçen sene, Dünya Sağlık Örgütü genel müdürü Margaret Chan dünyanın “antibiyotik sonrası döneme” doğru yol aldığı konusunda uyardı.

Pek çok yaygın enfeksiyonun artık tedavisi olmayabileceği ve yeniden “durmaksızın öldürmeye başlayabileceği” ile ilgili korkuları körükledi.

Chan temel problemlerin antibiyotiklere karşı artan dirençle ilgili olduğunu düşünüyor.
Nüfus yaşlandıkça da, pek çoğumuz Alzheimer ve Parkinson gibi yeni ilaç tedavilerinin bulunamadığı nörolojik durumlarla mücadele ediyor olacağız

‘Etkisiz model’

Ancak ilaç keşfetmenin geleneksel yöntemleri eskisi gibi işe yaramıyor.
Blockbuster olarak adlandırılan ve nüfusun çok büyük bir kısmını tedavi etmeyi hedefleyerek diğer deneysel kayıpları tazmin edecek para yığınları yaratan yöntem, artık sanayiinin sürdürülebilirliğini sağlamıyor.
 
Model etkisiz kalıyor. 10 deneyin 9’unda erken aşamada umut vaat eden moleküller, ilerleyen aşamalarda başarısızlığa mahkûm oluyor.

En kârlı ilaçlarının bazılarının patentlerinin süresi dolmakta olan ilaç şirketleri de baskı altında.

Üreticiler, bilimle de yokuş yukarı çetin bir mücadeleyle karşı karşıya.

Bazıları en başarılı yıllarında, büyük ilaç şirketlerinin “alt dalda sallanan kolay meyveyi,” toplamayı; yani keşfetmesi ve ilaca dönüştürmesi en basit bileşenleri seçtiklerini iddia ediyor.

Oxford Üniversitesi’nden translasyonel tıp profesörü Chas Bountra, “İnsan hastalığını ya da mevcut ilaçların hareket tavırlarını yeterince anlamıyoruz. Örneğin parasetamolü ele alalım. Hepimiz parasetamol alıyoruz, ancak nasıl işlediğini, parasetamolün hareket mevziisinin ne olduğunu bilmiyoruz.”Yani eğer bunları bilmiyorsak, daha iyi ya da çok daha üstün molekülleri nasıl tasarlayabiliriz?”

Ama vücutta bir ilaçla değiştirilerek hastalığın iyileşmesine yardımcı olabilecek bir protein gibi yeni hedefler bulmak, piyango gibi, diyor.
“İnsan vücudunda 20 binden fazla protein var ve bu proteinlerin herhangi biri ilaç keşfi için hedef olabilir. 2012 senesinde bile bir proteinin şu hasta grubu ya da alt grubunda işe yarayacağını söylemek ürkütücü.”

‘Daha iyi görünürlük’

İlaç geliştirme üzerine çalışan pek çok insanın yanı sıra, süreci tehlikeye atan bir başka zorluğa da dikkat çekiyor – tekrara düşmek.
“Başarısızlıklarımızı yayınlamıyoruz ya da çok geç yayınlıyoruz. Bunun sonucu olarak diğer akademisyenler, diğer şirketler aynı hedef için çalışırken, hastaları başarısızlık riski olan moleküllere maruz bırakarak kaynakları ve kariyerlerini boşa harcamaya devam ediyorlar” diyor Profesör Bountra.
 
GlaxoSmithKline tıbbi ilaç araştırma ve geliştirme başkanı Profesör Patrick Vallance sanayiinin giderek açıldığını düşünüyor: “Başardığımız bir nokta, işler kliniğe ulaştığında kamuya oldukça açık hale gelmesi.
“Sonuçlarımızı yayınlıyoruz – araştırmalar (kamuya) sunulduğunda protokollerimizi incelemek isteyenlere açık hale getiriyoruz. Bu tarz açıklıklar, araştırma aşamasında olan çalışmaların görünürlüğünü artırıyor.”
GlaxoSmithKline sıtmayı öldürme potansiyeline sahip 13,500 yapıyı kamunun bilgisine sundu.
Profesör Vallance şirketin bunu, karşımızdaki “çözmesi zor bir problem” olduğu için yaptığını söylüyor.
“Neden herkesin o bileşenlere erişimine izin verip, yaptığımızdan daha akıllıca bir çözüm bulabilecekler mi ve bileşenleri belli bir yöntemle gruplayacaklar mı ya da bizim gözden kaçırdığımız bir yapı fark edecekler mi görmüyoruz?”
Fakat bu konuda gerçekçi olmak zorunda olduğumuzu da iddia ediyor. “Her zaman bir düzeyde tekrara düşeceğiz, çünkü ortada rekabet var.”
Prof Bountra’nın Oxford grubu da tüm başarı ve başarısızlıklarını yayınlama kararı verdi.

İlerleme

Kanser Araştırmaları Enstitüsünden Profesör Paul Workman bir başka baskı noktasına dikkat çekiyor: “Ekonomik krizin getirdiği sorunlarla birlikte pek çoğumuzun ‘ölüm vadisi’ olarak tarif ettiği bir hava boşluğu ortaya çıktı.”
“Bir yandan temel araştırma ve yenilik, diğer yandan hastanın faydalanması ve ticari başarı arasındaki vadi. Hatta bu büyük yarık arasında da finansman ve pek çok başarısızlık duruyor.”
Bu boşluğu doldurmanın bir çözümü Wellcome Trust gibi yardım vakıflarının sunabileceği fonlarla gelebilir.
Öte yandan Prof. Workman ilaç keşif ve geliştirme süreçlerinin pek çok sürecinin tek bir çatı altında gerçekleşebileceği bir model üzerinde çalışıyor.
 
“Yeni bir biyolojik bağlamı fark etmekten tutun da, belirli bir yolu ya da gen işlevini bloke edecek kimyasalların geliştirilmesine ve oradan klinik deneylere kadar tüm süreçleri yürütüyoruz,” diyor.
Her şeyi yalnız yapmadıklarını, daha ileri aşamalarda küçük ve büyük şirketlerle işbirliği yaptıklarını da ekliyor.
Workman bilimin ilerlediği ve beraberinde yeni başarı şansları getirdiği konusunda umutlu: “Bilim bizi blockbuster ilaçlarının tersi yönüne, kişisel ilaçlara doğru götürüyor. Bir gen testiyle hangi hastanın hangi ilaçtan faydalanabileceğini belirleyebilirsiniz.”
“Görece daha az sayıda hasta faydalanacaktır ama bu fayda büyük oranda gerçekleşecektir.”
Yeni ilaç geliştirme modellerinin tümünün ortak noktası işbirliği olarak görünüyor. Çalışmalarının merkezinde rekabet yatan bir sanayi için, bu işbirliği muhtemelen bir kültürel değişimi temsil ediyor.
Vallance buraya bir ama koyarak bazı çok karmaşık hastalıklar için ilaç geliştirme çalışmalarının erken aşamalarında daha çok işbirliğine ihtiyaç duyulurken, rekabet ilerleyen süreçlere yayılacak diyor.
“En iyi ilacı ilk elde etmek, doğru denemeleri yaptığından emin olmak ve en iyi ilaca sahip olduğunu göstermek için çok çekişmeli bir rekabet ortaya çıkacak.”

BBC

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin